İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mahal Edebiyat

Yol

harabelerden geçtim yalınayakcam kırıkları süngülerdenher bastığım yerin yansımasıkollarımdan dallar gibi gülümseyenbin adımın olduğu söylenir ama tortuyum nihayetindeki sözgelimi dört duvarı da sevmediği renge boyayıpkendi kovuğunu ateşe veren bir sincap misalidökülüyor…

Bir Ölünün Son Çırpınışı

Yataktan kalkıp hastaneye gitmek benim için büyük bir işkence. Yüzümde yastık izleri var, salyam akmış. Artık beyazlayan sakallarım yastığın kılıfını tırmalıyor. Kafam kaldıramayacağım kadar ağır geliyor. Karnım ateşe atılmış bir…

Herhangi Bir Satır

Bir kitabın satırına hapsolmuş zaman tümleci gibiyim. Eskiyorum… Bilmediğim bir sonu yazarken; beyazlayan, dökülen saçlarımın yerine yenileri çıkıyor. Sıralanmış Murphy’ler dize gelirken ilk önce kalemimin ucunu kırdım, sonra da elektrikler kesildi. En…

Kuşlar mı Konar

Oh be! Nihayet işe yaramak. Kaç ay oldu fabrikadan çıkıp bu belediye deposuna tıkılalı.  Nihayet iş sonuçlandı.  Sokakta yapılacak refüj ve kaldırım için çalışma başlıyor. Bizim  aydınlatma direği de sonunda işe yarayacak.…

Gül Ağacı

Gözü gül ağacına takıldı, geçen yıl yaşadığı Hıdırellez geldi aklına ve tabii dileği. Olmayan dileği. Hangisi olmuştu ki zaten. Otobüs beklediği durağın hemen yanına gül ağacı dikene küfretti, sabahın kör…

Bir Kabus

Ne kadar uzun bir sokak. Uzun, sessiz ve karanlık. Sabah olmak üzere, gün doğacak gibi ama ay ışığı her adımımın önünde. Karanlık sokakta yürürken ileriyi görmüyorum, ama ay yukardan takip ediyor…

Söz saatleri

Canım :Neye yarar dağlarında ağrı, son ağacı kurumuş bir ömürKızını sevmeyen yüzünü gömsün Hasret :Aşı tutmaz sözler buldum, dalı kesilmiş ağacın,Yollar eski , şehirler yer değiştiriyor Mucize:Her şey olacağına varmaz…

Külkedisi ve Muhtar (Masal)

Bu masal, masalların gerçek olamayacağı, her şeyin insana kötü geldiği bir dünyada geçiverdi. Evvel bir zamanın, kalbur ve samanın bizi uyutamadığı bir gece bu masal ritüelsiz başlayıverdi. Binbir gece ve binbir gündüz, iki adımlık yerkürede sadece…

Serhat

Yapış yapış bir öğle sıcağında terliklerini toprak yola sürterek toza buluyor, güneşten şeker pembesine dönen tombul yanaklarını havayla doldurup sıkkınca üflüyordu. Sokakta oynamaya çağırdığı arkadaşlarından hiçbirinin dışarı çıkmaması canını sıkmıştı.…