Yazar: 10:20 Röportaj

Sibel Kırcadere Uslu ile Suzan Orto Üzerine Söyleşi

“Suzan Orto karakteri, gençliğe yeni adım atan çocuklar için ilham veren bir örnek, bir yol arkadaşı”

Sibel Kırcadere Uslu’nun kaleme aldığı, fantastik gençlik edebiyatına türündeki serisi “Suzan Orto”nun yeni macerası Fırtınadaki Çocuk Suzan Orto, kısa süre önce okurla buluştu. Mona Kitap etiketiyle yayımlanan kitap, büyülü bir evrende aidiyet ve cesaret temalarını içinde barındıran bir serüveni konu ediyor.

Fantastik çocuk ve gençlik edebiyatına yeni bir soluk getirme hedefindeki Sibel Kırcadere Uslu’nun kendine özgü hayal dünyasıyla örülmüş “Suzan Orto” serisinin yeni kitabı Fırtınadaki Çocuk Suzan Orto, fantastik öğelerle bezenen sağlam dili ve akıllarda iz bırakan karakterleriyle dikkat çekiyor. Fırtınadaki Çocuk Suzan Orto’da, ait olduğu yer olan Ortoköy’e geri dönen ve burada kendine yeni bir kimlik inşa ederek kendisini halka kabul ettirmeye çalışan Suzan Orto’nun yüksek tempolu macerasını anlatan Sibel Kırcadere Uslu’yla, Suzan Orto’nun serüvenlerini konuştuk. 

Fırtınadaki Çocuk’u yazmaya Kehanetteki Çocuk’tan sonra mı karar verdiniz? Yoksa bir devam kitabı olarak önceden düşünmüş müydünüz? 

Kehanetteki Çocuk çok büyülü bir proje. Aslında bazı şeyler benden bağımsız gerçekleşti. Romanın başkarakteri on bir yaşına girmek üzere olan Suzan’ın hikâyesi, ben yazdıktan neredeyse tam on bir yıl sonra yayımlandı. Suzan bir manada doğacağı günü kendi seçti yani. 

Yazmaya başladığımda ortaya böyle bir şey çıkacağını hayal edemezdim. Suzan, karakteriyle, seçimleriyle, cesaretiyle yazarken bana ilham veren harika bir çocuğa, bir arkadaşa dönüştü. Ben ilk kitabı yazmayı bitirdiğimde Suzan’dan ayrıldığım için çok üzüldüğümü fark ettim. Âdeta yasını tutmaya başladım kendi içimde. Sonra kendime dedim ki, Suzan’ın hikâyesi henüz bitmemiştir belki de, ayrılmaya hazır değilizdir ikimiz de. Yani, birinci kitap henüz basılmadan hikâyenin devamını yazmaya karar vermiştim. Fakat tabii okurların ilk kitaba gösterdiği ilgi de beni ikinci kitaba, yani Fırtınadaki Çocuk’a dair teşvik etti.

Kehanetteki Çocuk’la Fırtınadaki Çocuk’taki Suzan Orto arasında nasıl bir fark var? Bunu neye göre kurguladınız? 

Biraz hikâyeye dair ipucu vermek gibi olacak ama genel manada konuşmak gerekirse Kehanetteki Çocuk’ta Suzan’ın ait olmadığı yerdeki mücadelesini, ikinci kitapta yani Fırtınadaki Çocuk’ta ait hissettiği yerdeki mücadelesini okuyoruz. Ben aynı karakterin yaşadığı bu iki farklı deneyimi farklı okurların karakterle bağ kurabilmesi adına çok önemli buluyorum. Hepimiz, hayatımızın farklı dönemlerinde tıpkı Suzan gibi ait olmadığımız yerlere tutunmaya çalışmak zorunda kaldık. Pek azımız Suzan kadar cesur davranıp nereye ait olduğumuzu arama yolculuğuna çıkabildik. Suzan cesur olduğu kadar şanslı da. Ona yol boyu destek olan dostları vardı. Onların da yardımıyla ait hissettiği yeri buldu. Fakat ikinci kitaptaki mücadelesi de burada başladı. Bu kez ait olduğu yerde ummadığı zorluklarla karşılaştı. Ne yazık ki pek çok genç okurun empati kurabileceği gibi dışlandı, zorbalandı, hatalar yaptı… Günün sonunda sevgisi, azmi ve cesareti her şeyin rengini değiştirdi. Bence bu manada özellikle kim olduğunu ve nereye ait olduğunu arayan, gençliğe yeni adım atan çocuklar için ilham veren bir örnek, bir yol arkadaşı.

İkinci kitapta Suzan ait olduğunu düşündüğü yere, Ortoköy’e geri dönüyor. Yeni bir hayata başlıyor. Köylüler de onu benimsiyor fakat aniden beliren bir felaket tüm işleri bozuyor. Bu çatışma okura nasıl yansıyor? 

Köyde yaşanan felaketten hemen Suzan’ın sorumlu tutulması aslında köyde henüz benimsenmediğini gösteriyor. Suzan’ın yaşadığı asıl felaket bunu fark etmek oluyor. Nihayet kendini güvende hissederken aslında ayağının altındaki zeminin sallandığını hissediyor ve tabii duygusal olarak çok etkileniyor. Buradaki çatışma içinde yaşadığımız dünyayla ve toplumla güvenli bir bağ kurma denemeleri açısından çok kıymetli. Suzan yaşadığı ilk sorunda vazgeçmiyor, birlikte yaşadığı insanlara küsmüyor, olmadığı biri gibi de davranmaya çalışmıyor. Bu süreci toplumun bir parçası olduğunu göstermek için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Ben bunu sadece kendini başkalarına kanıtlama çabası olarak da görmüyorum, daha çok toplum olarak bir sınavdan geçme, birlikte güzel günleri, festivalleri olduğu gibi kötülükleri de deneyimlemek gibi. Bence toplumun işleyişi adına gerçekçi bir çatışma örneği.

Fırtınadaki Çocuk’ta hikâyeyi biraz daha felsefi bir alana taşıyorsunuz. Okur kitlenizi hesaba katınca bunun bir risk olduğunu düşündünüz mü? 

Ben okurlarımı çok seviyorum. Zaten sık sık etkinliklerde bir araya geliyoruz, sosyal medyada da sık sık mesaj alıyorum. Bazen öyle derin sorular geliyor ki kendi yazdığım kitabı yeniden açıp okumam, yazarken aldığım notlara bakmam gerekiyor. Okurlarımla sohbet ettikçe fark ediyorum ki aslında her biri bu kitaplar sayesinde birbirini bulan, Suzan’ın hikâyesindeki karakterler. Bir okurumun soru soruş tarzı Süleyman’ı, bir diğerinin imza etkinliğindeki hallerini Delihan’ı hatırlatıyor bana. Kendi kendime gülümsüyorum. Demem o ki, zaten okurlarım kitabın bir parçası. Dolayısıyla asla risk olduğunu düşünmüyorum. Bence biz birbirini anlayan, kocaman, çok güzel bir grup olduk. Suzan’a da buna vesile olduğu için minnettarız.

Fırtınadaki Çocuk’un da devamı gelecek mi?

İlk kitaptan sonra Suzan’la ayrılırken çok zorlanmış, hatta söylediğim gibi ayrılamamıştım. Fakat ikinci kitaptan sonra Suzan’ın yorulduğunu hissettim. İkinci kitabı yazarken bir yandan da sessizce vedalaştım onunla. Şimdi üzerinden birkaç sene geçti, onu çok özlediğimi fark ediyorum. Okurlarımla konuştukça da ara ara acaba Suzan bizi yine ziyarete gelir mi, onunla yeni bir kitabın sayfalarında yeniden buluşur muyuz diye düşünüyorum. 

Bu sorunuza net bir cevap veremeyeceğim, çünkü ben de bilmiyorum. En başta da söylediğim gibi, bu çok büyülü bir seri. Eğer Suzan yeni bir mucizeyle karşımıza çıkmak isterse ben kalemimi alır seve seve ona yol arkadaşı olurum.

Editör: Melike Kara

Visited 4 times, 5 visit(s) today
Close