Yazar: 10:30 Adalet Ağaoğlu Dosyası, İnceleme, Kitap İncelemesi

Hayır: Bir İtirazlar Romanı

Hayır‘dan layıkıyla söz edebilmek için önce Dar Zamanlar‘a değinmek gerekir diye düşünüyorum. Ölmeye Yatmak (1973), Bir Düğün Gecesi (1979) ve son olarak Hayır (1987), Dar Zamanlar üçlemesini oluşturan kitaplar. Ölmeye Yatmak ile 1938 yılından başlayan üçleme, Hayır ile 1984 yılında son buluyor. Adalet Ağaoğlu, bu süre zarfını genel hatlarıyla Ölmeye Yatmak romanında, Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanların eski ile yeni düzen arasındaki bocalayışını, Bir Düğün Gecesi’nde12 Mart muhtırasının daha çok aydın kesim üzerine etkisini ve Hayır’da 12 Eylül darbesi sonrası yaşananları işliyor. Birçok romanın aksine o günkü çağa tanıklık etmekten ziyade uzun bir dönemin panoramasını çiziyor yazar. Bu haliyle Dar Zamanlar, ülke tarihimiz açısından önemli bir kaynak haline geliyor.

“Her durumda özgür kimliğimizi koruyabilmek ancak edimle söylenebilecek şu tek ve son söze bağlı: HAYIR…”[1]

Çok kısa bir özetle romanın iletisi bu cümle diyebiliriz. Ağaoğlu, 12 Eylül darbesinin aydınlar üzerindeki tahribatını anlatırken intihar alt metni üzerinde durmuş ve insanları, maruz kaldıkları haksızlıklara itiraz etmeleri için yüreklendirmeye çalışmıştır. Neredeyse her dönem için geçerliliğini koruyacak şu cümleler, bu itirazın beki de en manifest örneğidir:

“Ortada sıkıyönetim yasalarıyla ziyana uğramış tek bir kimse kalmayana dek sizleri, hep birlikte bu yalan yönetimin bütün buyruklarına, “Hayır!” demeye çağırıyorum. Tarih önünde gerçekten suçlu olmak istemiyorsak, sırtımıza zorla binmiş olanların kendi kendilerine yaptıkları bütün uygulamalara “Hayır!” diyelim. Üstlerine oturdukları omuzlarımızı altlarından çekelim.” [2]

Kariyerine tiyatro yazarlığı ile başlayan Adalet Ağaoğlu’na, romana yönelmesinin sebebi sorulduğunda birçok yerde aynı cevabı veriyor: İlk sebep anı yakalama isteği. O küçücük zaman dilimini anlatmaya duyduğu istek. İkinci sebep ise romanlarda alışık olduğumuz tek zamanlı anlatımı yıkma arzusu. Yazarın, Hayır romanında bu iki isteğini de yerine getirmeye çalıştığını ve son derece başarılı olduğunu görüyoruz.

Hayır‘ın kuşkusuz en önemli iki özelliği dil ve zaman. Kurgu içerisindeki bir mektubu okurken, daha önceden gerçekleşmiş bir diyaloğun ortasında bulabilirsiniz kendinizi. Bu durum zaman zaman kafa karıştırıcı olsa da, hikâyeyi harekete geçiren, merak duygusunu arttıran ve olay takibi açısından ipuçları veren önemli ayrıntılardan biridir denilebilir. Geçmiş, şimdi ve gelecek tasarısı, sanrılar ve hayaller arasında, metindeki zamanı yakalamak okuru zorlayabilir. Fakat bu durum, kitabın okuma mantığını çözen okur için iştahlı bir okuma deneyimi sunacaktır. Öte yandan Hayır, sadece anı belirsizleştirmesi açısından bile ilginç bir romandır.

Ölmeye Yatmak romanında, Cumhuriyet’in ilk çocuklarından olan Aysel’in çocukluğundan yetişkinliğine iç dünyasını ve intihar girişimini okuruz. Bir Düğün Gecesi‘nde, Aysel’den sıkça söz edilse de romanın ana kişilerinden biri değildir. Burada Aysel’in eşi Ömer, yeğeni Ayşen, kız kardeşi Tezel gibi yakın çevresinden söz edilir. Serinin son romanı Hayır‘da, hikâye tekrar Aysel etrafında dönmeye başlar. İlk iki kitapta çözümlenmemiş birçok olay, bu kitapta sonuçlanır. Orta yaşlardan yaşlılığa doğru geçen zaman diliminde üniversitede profesör olan Aysel’in, “Aydın İntiharları ve Geleceğin Başkaldırısı” isimli araştırmasındaki kesitleri Aysel’in, daha da önemlisi Adalet Ağaoğlu’nun, gerçek yaşama karşı gelişi ve geleceğin başkaları tarafından tasarlanmasına itirazı şeklinde yorumlamak doğru bir bakış açısı olacaktır.

“Bu ülke düşünce insanlarımızı yerden yere çaldı, onları vurdu, vuramadıklarını yaraladı, bilim yuvalarının dışına kovdu; onlar için birazcık iyi bir şey yapmak zoruna kaldıysa, bunda da hep geç kaldı. Yaşlılar madalyaların ağırlığını nasıl taşısın? Ölüler güneşi ne yapsın?” [3]

Hayır‘da karşılaştığımız iki yabancı karakter vardır: Yenins ve Layana. Muğlak bir anlatımla bahsedildiği için, ilk başta kişilerin kim oldukları veya neyi temsil ettikleri anlaşılmaz fakat roman ilerledikçe Aysel’in iç monologlarında Yenins’in umudu, Layana’nın karamsarlık ve ölümü işaret ettiğini anlarız. Aysel, sağlam karakterli, içgörülü, kendini çalışmaya adamış, yılmamış, pes etmemiş biridir; öğrencilerinde ve çevresinde daima hayranlık uyandırmıştır. Fakat kendi içinde yaşadığı çatışmalar, özellikle 12 Eylül sonrası bir türlü çıkış yolu bulamayışı onu Layana ve Yenins arasında bırakmıştır. Son bölümde de bir ödül töreninden beklenirken ortadan kaybolmuştur. Kitabın tamamına hakim olan muğlaklık Aysel’in gidişiyle de belirsizliğini korumaya devam etmiştir. Ağaoğlu, bir söyleşisinde Aysel’in nereye gittiğini kendisinin de bilmediğini söylemiştir. Romanın sonunda,kendince bir numarası bir muzipliği olduğunu”[4] fakat yaşadığı trafik kazasından sonra planladığı sonu bir türlü yazamadığını belirtmiştir. Bu samimi itirafın asıl dikkat çeken kısmı ise açıklamanın sonunda söyledikleridir: “Eğer ben o sözünü ettiğim yazarlardan olsaydım dörtleme falan değil ama çok başka bir şey olurdu.”[5]

Tüm bunların yanı sıra Dar Zamanlar üçlemesini Türk edebiyatında çok ayrı bir yere koyan bir özelliği de başkarakterin kadın oluşudur. Edebiyatımızın köklü romanlarını ilk düşündüğünüzde aklınıza bir yığın erkek başkarakter gelebilir fakat kadın başkarakter sayılıdır, belki de hiç yoktur. Bu anlamda da, kadını iç dünyasıyla, başarıları ve başarısızlıklarıyla, inandıklarıyla, mücadeleleriyle, istek ve arzularıyla, kısacası tüm özellikleriyle ele alan muhteşem bir eserdir

An isimli son bölümde ise yazar, roman yazmaya başlamasının asıl nedenlerinden birini gerçekleştirip gerçekleştiremediği sorusunu, yazar arkadaşına yazdıkları üzerinden yanıtlamıştır aslında.

“Yıllardır böyle sürer durur. Ama hiç beceremedi; tek bir anın, o en kısa sürenin romanını hiç yazamadı. Yazamayacak da. ‘Çünkü anlar yazılamaz.’.”[6]

Şimdiye kadar bahsettiğimiz tüm özellikleriyle Hayır‘ı, okurun azami dikkatini gerektiren zor bir eser olarak ele aldık. Bu kadar zor bir kitabı hakkıyla okuduktan sonra; hayatınıza katacakları, kazandıracağı yeni bakış açıları, vereceği haz ve öğrettikleri, paha biçilemez değerler olmalı. Semih Gümüş’ün incelemesinden, görüşümü destekleyen bir bölüm ile yazımı bitirmek istiyorum:

“Okuru zorlandığı için terk etme duygusu esir alabilir mi? Belki, ama sanmıyorum ki Adalet Ağaoğlu’nun romanlarını seçen okur zor karşısında çabuk pes etsin. O okur anlamaya yanaşır ve kolay anlamı başka yerde bulacağını bilerek gelmiştir buraya.”[7]


[1]Ağaoğlu, Adalet, Dar Zamanlar-Hayır, Everest Yayınları, 2020, s. 978.

[2] Ağaoğlu, Adalet, age, s. 769.

[3] Ağaoğlu, Adalet, age, Syf 726.

[4] Gümüş, Semih, Adalet Ağaoğlu Romanını Anlamak, Oggito, 2020.

[5] Gümüş, Semih, Adalet Ağaoğlu Romanını Anlamak, Oggito, 2020.

[6]Ağaoğlu, Adalet, age, s.997.

[7] Gümüş, Semih, Adalet Ağaoğlu Romanını Anlamak, Oggito, 2020.

Editör: Hatice Akalın

Visited 7 times, 1 visit(s) today
Close