Yazar: 12:50 Adalet Ağaoğlu Dosyası, İnceleme, Kitap İncelemesi

Cumhuriyet İdeolojisinin Savunucusu Adalet Ağaoğlu: “Ölmeye Yatmak”

Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu’nun hem toplumsal hayat ve ilişkiler bağlamında hem de tarihi bir roman niteliğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin 1938-1968 arası dönemini ele aldığı “Dar Zamanlar” üçlemesinin ilkidir. Eser, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1938-1968 arası tarihsel ve toplumsal roman niteliğinin bir ürünüdür. Cumhuriyet döneminde doğmuş ve 1938’de ilkokulu bitirmiş ana kahraman Aysel’in hayat hikâyesi ve onun bir otel odasında intihara sürüklenme süreci, belli sosyolojik nedenler çerçevesince anlatılır. Farklı sınıfsal tabakalardan gelen kişilerin yaşamları ve dönemin atmosferi bu çerçevede yer alır.

Romanlarında ve yazılarında kadın meselelerine sıklıkla değinen Ağaoğlu, Ölmeye Yatmak romanında kadın konusunu merkeze alır ve ana kahramanın hayatını bu meselelere eleştiriler doğrultusunda temayla birlikte verir. Romanda “Cumhuriyet’in yeni kızları”nı temsil eden Aysel ve diğerleri Türk modernleşme sürecinin birer yansımasıdır. Özellikle bu yansıma bir kadın üzerinden bir kadın gözüyle aktarılır. İşte Türk modernleşmesinin, kadın imgesi kurgusunun yaşanan dönemin birtakım krizleriyle aktarılması Ağaoğlu için bir eleştiri hâlini almıştır. Yazar, kadınların birey olarak özgürleşip özgürleşmediği olgusunu kadın hakları üzerinden anlatmıştır. Kadınların bu özgürlük ve eleştirisini, kız ve erkek kardeş üzerindeki asimetrik kontrol ve güç dağılımını, özgür cinselliğin kısıtlanmasına kadar vurgusuyla ve gelenekselle yeni kadın tipleri arasındaki çatışmalarıyla vermeye çalışmıştır.

Ölmeye Yatmak ne anlatıyor?

‘Ölmeye yatmak’ ibaresi düşünüldüğünde bu işin aslında hiç kolay olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Bu yatışa geçmeden evvel kişinin elbette yaşadığı birtakım problemler olmalı ki kişi ölmeye yatabilsin; “ölmeyi” o kişiye düşündürtebilsin. 1 saat 27 dakika gibi kısa görünen bir anın, ölüm düşüncesiyle bu kadar uzun uzadıya anlatılması normal karşılanmalıdır. Çünkü yaşamın bizlere bahşedildiği bir dünyada kıymetli olan bir dakikanın bile ehemmiyetini kavramak 364 sayfalık bir roman için yeterli olmayacaktır. Eseri kısaca bir cümleyle özetleyecek olursak bu cümle “Hayat kısa kuşlar uçuyor.” olacaktır.  “Hayat kısa kuşlar uçuyor”un otel odasıdır bu mekân ve zaman, bunalımın yansımasıdır.

Ölmeye Yatmak, 1968 yılında romanın ana karakteri olan Aysel’in bir otel odasında bir iç hesaplaşma içerisinde ölmeye yatmasıyla başlar. Bu yatış ve iç hesaplaşmayla Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ndeki Zebercet karakterini akla getiren Ağaoğlu, yalnızlaşan bir yaşamın sonucunu bizlere aktarmıştır. Modernist ve postmodernist yazarların birçoğunda gördüğümüz bu etki ve sonlanış Ağaoğlu’nun romanında da mevcuttur. Gittikçe dünyaya yabancılaşan bir insana dönüşen ve duyarsızlaşan bireylerin hayatlarının dramasıdır tüm bunlar.

Romandaki hikâyenin başlangıç noktası, 1938 yılında Ankara’nın küçük bir kasabasında, bir ilkokul piyesinde yer alan çocuklardan biri olan Aysel’in hayatıyla başlar. Entelektüel bireylerin gittikçe topluma yabancılaştığı bir mekân olarak kasaba ve yaşamı bu romanda da görülür. Bir şekilde şehir yaşamından bu çatışma noktasına gelinen mekânda çatışmayı net bir şekilde vermek adına bu tarz romanlarda bu gibi yerleşim yerleri tercih edilmiştir. Mekânın insan psikolojisini değiştirdiği ya da etkilediği gerçeğini ortaya koyan durum burada da karşımıza çıkar.

Aysel, Cinsiyet Rejimi ve Cumhuriyet

Roman, karakterlerin hayat hikâyeleri üzerinden Türkiye’nin yakın tarihine ve cinsiyet rejimine dair bir okuma sunmaktadır. Aysel orta sınıfı temsil eden ev kadını bir annenin ve esnaf bir babanın ikinci çocuğudur. Genel orta sınıfı yansıtan bu kasaba yaşamı arada kalmışlığın bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Cumhuriyet ilkelerini benimseyen Aysel, ailesinin çok istememesine rağmen vatanına hizmet etmek için okumak, meslek sahibi olmak ister. Burada Ağaoğlu tam bir Cumhuriyet kadınını temsil ederek güçlü, ayakları yere basan bir kadın figürü ortaya çıkarır. Aynı zamanda da hikâyenin özellikle 1938’de yani Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat ettiği yılda başlaması da dikkat çeken özelliklerden biridir. Bu noktada Atatürk’ün vefatıyla eksilenin yerine bu güçlü kadın figürünün inşa edilmesi tesadüfî olmayacaktır. Atatürk’ün bıraktığı yadigârı sürdürecek olanın kadın olması dikkat çeken özelliklerden biridir. Geride bıraktıklarını emanet ettiği toplum, kadın gibi görünen bu perdeye bu bakış açısıyla da bakmak yanlış olmayacaktır.

Cumhuriyet kadınını temsil eden Aysel Ankara’da yani Cumhuriyet’in başkentinde, Ata’nın kabrinde, evinde eğitimine devam ederek üniversitede öğretim üyesi olur. Romandaki uzun hikâye boyunca Aysel’in Türkiye’de dönemin farklı sınıfsal ve ideolojik ayrımlarını resmeden ilkokul arkadaşlarından Aydın –ki bu ad boşuna seçilmemiştir; aydın, fikri hür bir insanı çağrıştırır- Ali ve Semiha ile zaman zaman yolları kesişir. Bu arada, üniversite eğitimi sırasında tanıştığı ve yine kendisi gibi olan entelektüel olarak kendisine yakın bulduğu Ömer’le kendi tercihiyle evlenir ama çocukları olmaz. Kendi tercih eder çünkü entelektüel bir kadının gelenekselliğe denk düşen bir evlilik yapması mümkün değildir. Çünkü modernizme uygun olan böyle bir evlilik kişiyi belli bir kalıba sokar ve bu da yalnızlaşmayı, yabancılaşmayı doğurmaz. Daha çok aileyi düşünmek zorunda bırakan ve bu düşünceyle örtüşen evlilikler kişinin yalnızlaşmasına müsaade etmez, yabancılaşmaya fırsat doğurmaz. Bunlar için daha çok topluma yakın olmak ya da Anadolu’nun bağrından kopmak gerekir ki bu da Aysel’de ve Aysel gibilerde yoktur. Bir ailenin sorumluluğunu üstlenme görevi Aysellere verilmez. Çünkü gelecek vadeden aile kurumunun varlığı gelenekselliğin dayattığı bir evlilikle taçlandığında kişiyi intihara sürükleyecek düşünceleri de getirmez. Tüm bunların olması için Aysel’in ya evlenmemesi ya da kendi dünyasından birisiyle evlenmesi gerekmektedir. Bir de çocuğun olmaması ayrılık fikrini daha çok akla getirir ve aile kurumunun bozulmasını kolaylaştırır. Bu nedenle de çocuksuzluk metaforunu ekleyen Ağaoğlu’nun bilinçli yaklaşımı gözlerden kaçmaktadır. Sorumluluğuyla dünyaya gelen çocuğun anneyi yalnız bırakması pek mümkün olmayacağından annenin de yalnızlaşması gerekmeyecektir. Bu da yabancılaşmaya fırsat vermeyecek ve intihar olgusunu da doğurmayacaktır. Anneyi toplumsallaştıracak ve onu toplumun içine itecektir.

Aysel ölmeye yatmadan kısa bir süre önce üniversitedeki öğrencilerinden Engin’le evlilik dışı bir ilişki yaşar ve hikâyenin sonunda Aysel’in intihar etmeye çalıştığı anlaşılır. Bir ceza unsuru olarak görünen ve ölüme götüren neden, yaşadığı evlilik dışı ilişkisidir. İntihar eylemi, tüm hayatını ilişkilerini ve özellikle kendisini sorguladığı bir an ve yaşayış özeti olarak karşımıza çıkar. Yaklaşık bir buçuk saat süren bu yatışta geriye dönüşlerle birlikte Aysel, hayatını gözden geçirir ve kendince iç hesaplaşma yapar. Ara bölümler ile Aysel’in Anadolu kasabasından ayrılıp Ankara’ya okumaya gitmesi, doçent olma süreci verilir. Ayrıca bu bölümlerde Aysel’in ailesi, arkadaşları, dönemin sosyal ve siyasi yapısı da anlatılır. Aysel profesör olan kocası Ömer’i, Engin adlı öğrencisi ile aldatmıştır. Yapmış olduğu hatanın farkına varır, ancak sonradan bunun gayet doğal bir durum olduğunu düşünür. Bu yaşanan olayın olması gerektiğini de dile getirir. Ayrıca sonrasında Aysel’in hamile olduğu görülür. Fakat çocuğunun babası eşi Ömer değil de öğrencisi Engin’dir. Aysel yaşadığı bu olaylardan kurtulmak için ölmeye yatmıştır. Romanın ilerleyen kısımlarında Aysel’in ölmeye yatmasında etkili olan unsurlara dolaylı olarak değinilmiştir. Ölmeye yatma sürecinde Aysel “okumanın kendisine ne sağladığını” düşünmüştür. Tüm bu olayların eşliğinde Aysel otele geldiği an arkadaşı Aydın’a ulaşmaya çalışır, onu arar ve otele gelmesini söyler. Aydın, Aysel’e karşı birtakım duygular beslediği için onun bu davetini geri çevirmeden kabul eder. Fakat Aysel arkadaşı Aydın gelmeden önce oteli terk edecektir ve onunla hiç karşılaşmamış olacaktır.

Aysel, 1 saat 27 dakika süren ölmeye yatma sürecinden sonra uyanışa geçer. Yani eser aslında 1saat 27 dakika sürmüştür. Bu dar kapsamlı süreci içeren eserde Aysel’in çocukluğuna gidilir, şimdiye dönülür; geriye dönüş tekniğiyle eser ilerler. Postmodernizmin neredeyse tüm ilkelerini böylece gerçekleştirmiş olur. Kendiyle hesaplaşır sonunda yeniden Cumhuriyet ideolojisinin getirmiş olduğu o kadın imajına bürünür. Yatağından çıkar, duş alır ve otelden ayrılır. Böylece roman da sona erer.

İdeoloji ve yeni kadın imgesi

Dündar Öğretmen tarafından yetiştirilen Aysel, Cumhuriyet’in sadece yeni neslini değil aynı zamanda da “yeni kadını”nı temsil etmektedir. Bu yeni kadın imgesi, ulusallaşma ve modernleşme projeleri çerçevesinde modernliği ve milliliği içinde barındıran, aseksüel bir kimlikle kamusal ilişkileri sürdüren, yeni ulusun Batılı yüzü kadar vatanın fedakâr anası/babası olarak Doğu’nun kültürünü özümseyen bir kurgu üzerinden şekillenmektedir. Yeni adamlar ve kadınlar yaratarak bir toplumsal dönüşüm amaçlayan bu milli modernlik projesinde aile, evlilik, aşk, cinsellik gibi yeni kurumsal düzenlemeleri içeren cinsiyet politikaları bu romanda yer tutmaktadır.

Bu yeni kadın modeli Engin’le birlikte evlilik dışı bir ilişki yaşamasına rağmen pişmanlık duymaz, aksine ilk kez özgürleştiğini ifade eder. Aynı zamanda da ölmeye yatmadan önce bir yandan bunları düşünürken bir yandan da bu yeni kadını simgeleyen eğitimli, modern, örnek bir Türk kadını olarak ulusun ülküsünü gerçekleştirdiği için de kendisiyle içten içe gurur duyar. Kitabın 121. sayfasında da bu duygularını şöyle aktarır:

“Yeniden bana verilen tüm hakları giyiyorum… Türkiye’nin ayrıcalıklı kadını oluyorum yeniden. Ölümü kendim seçmişim işte. Kendim için de ölüyorum. Devredip soylu nöbetimi…”

Yaşamını soylu bir nöbet olarak gören Aysel, ölümünü de soylu bir iş olarak anlatmaktadır. Türk kaderciliği diye bahsettiğimiz ölüm anlayışını Aysel özgür bir seçim olarak görmekte bu düşüncesiyle de bu kaderciliği – Doğu kaderciliği-  yani gelenekselleşmiş olanı yıkmaktadır. Bu yönüyle ölüme yatan Aysel’in kendisi değil, Türk modernleşme projesinin yeni kadın imgesidir denilebilir. Her ne kadar kendisini özgür bir kadın olarak görse de yaratmak istediği kadın imgesinin bu olduğunu söylese de Aysel, verdiği savaşın aynı zamanda mağlubu olmuştur. Çünkü 1938-1968 arası yaşanan problemler bunun sonucu olarak görülebilir. Kendisi, 1938’le birlikte Atatürk’ün emanet ettiği kadın hakları projesinin de savaşçısıdır. Aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk yıllarında kimlik oluşturamayan, kendiliğini gerçekleştiremeyen bir kuşağın trajedisidir. Ağaoğlu da Cumhuriyet’ten önce Aysel’le birlikte ölüme yatarak işlenen suçların, günahların arınmasını bu şekilde sonlandırır, romanı sonuçlandırır. Arınma metoduyla Aysel kendinden, Ağaoğlu da belki kendi ülkesinden –bu durumu Cumhuriyet öncesine bağlayarak-  intikam alır.

Ölmeye Yatmak, Aysel’in nisan sabahında bir otelin 16. Katında saat 07.22’de ölmeye yatması ile başlar ve saat 08.49’da oteli terk etmesiyle sonlanır. Yazar ön planda Aysel’in hayatını sorgulamasını anlatırken arka planda ele alınan dönemin siyasi yapısını ve ülkenin içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer. Bu durum romanın tek yönlü ilerlemediğini çok yönlü bir yapıyı da barındırdığını bizlere sunar. Tek bir açıdan bakılmayan romanda arka planda işlenen siyasi ve sosyal meseleler romanın faydacı bir amaç güttüğünü de bizlere hatırlatır. Ağaoğlu romanıyla sadece edebi zevki bizlere yaşatmaz aynı zamanda o yılların sosyolojik ve siyasi bağlantısını da bizlere anlatarak dönem hakkında bilgi verir. Okurken dönem bilgisini bizlere ulaştıran yazarın her ne kadar taraf tutan bir yaklaşımı olsa da aynı zamanda okurken eğitme ve farklı bir bakış açısı sunma amacı da gözden kaçırılmamalıdır.

Kaynakçalar

  • Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak Romanı Üzerinden Türk Modernleşmesinin Kadın İmgesinin Eleştirilmesi, Ahu Sumbaş, Mülkiye dergisi.
  • Adalet Ağaoğlu’nun “Ölmeye Yatmak” Romanında Bakış Açısı ve Anlatıcı Düzlemi, Mustafa Karabulut ve Sümeyra Güneş, littera turca, cilt:8, sayı:1, ocak 2022.
  • Ölmeye Yatmak Romanında Aysel’in Yabancılaşması, Hüseyin Ayaz.
  • Adalet Ağaoğlu’nun Romanlarında Sosyal Meseleler, Diler Uzun.

Editör: Melike Kara

Visited 113 times, 1 visit(s) today
Close