İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Dinozorun Romanı: Yürek Sürgünü

Yazar Mehmet Eroğlu, ilk eserleri olan Issızlığın Ortası ve Geç Kalmış Ölü adlı ödüllü romanlarıyla edebiyat dünyamıza çok güçlü giren bir isim. Bu incelemenin konusu olan Yürek Sürgünü romanıysa yazarın beşinci eseridir. İlk olarak 1994 yılında Can Yayınları tarafından yayımlanan bu kitap, yazarın yetkin anlatımını her sayfasında gösteriyor. Ülkemizin darbelerle dolu karanlık siyasi dönemini geriye dönüş tekniğini kullanarak anlatan yazar, 90’lı yılların ideolojik tartışmalarına, toplumsal korkularına da metninde yer vermiş. Yürek Sürgünü, geçmişinde tutuklu kalmış, bugününü yaşayamayan, geleceğine bakmaya da çekinen bir adamın -yazarın tabiriyle dinozorun- hikâyesini bizlere anlatmaktadır. 

“Aslında sen nesin biliyor musun? Ne olduğunu öğrenmekten çok, ne kadar incindiğini anlamak için baktı ona. Bastonunu almış, pencereye doğru yürüyordu. ‘Dinozor! Sen bir dinozorsun; soyu tükenmiş, fosilleşmiş, çağlar ötesine ait bir mahlûk.” s. 54

Eserin ana karakteri Kadir Solak, dava arkadaşı Halit’in ifadesiyle bir “dinozor”dur. Romandaki bu alegorik ifade, bize karakterin hep geçmişte yaşadığını geleceğine bir türlü bakamadığını göstermektedir. Bu söylem metin boyunca ara ara tekrarlanır. 

“Yazdıklarımı çok ciddiye almayın,’ dedi gülümseyerek. ‘Kimse artık hayatı romanlardan öğrenmiyor.’

‘Ama siz hayatı romanlardan öğrendiniz, değil mi?’

(…) ‘Evet. Ama bu seçim sonunda beni çağından iki yüz milyon yıl sonra yaşamak zorunda kalan bir dinozora dönüştürdü.” s. 72

Kadir Solak bir yazar, aynı zamanda ansiklopedi maddeleri çeviren bir çevirmendir. 1970’li yıllardaki dava arkadaşları Halit, Murat, Lale ve Nihat’la olan ilişkisiyle geçmişine tutunma çabasındadır. O dönem yaşadıklarını hiç unutamayan fakat arkadaşlarındaki değişim ve onların kendi geleceklerine bakmasına da şaşıran, ne yapacağını bilmeyen bir adamdır Kadir. Romanın ana karakterinin ikinci hikayesi de sevgilisi Ayşe’ye dairdir. Ayşe, onun yakın geçmişiyle bugünü arasında bir köprüdür. Karakterimizin dinazor oluşu bu ilişkiyi bir türlü geleceğe taşıyamamasında rol oynamaktadır. 

“Yazdığı mektupta senden uzak durmamı istemiş. Beni sandığından da iyi tanıyor. Belki senden de iyi. Bu lanet, değişken, belkemiği, inancı ve değerleri olmayan çağa ait olmadığımı keşfetmiş. Hem de benden önce.”  Sf. 85

Yukarıdaki alıntıda Ayşe’nin vefat eden eşinin Kadir hakkındaki düşüncelerini görüyoruz. Kadir’in yaşadığı çağa ait bir insan olmadığını, kitapta yer alan farklı karakterlerin penceresinden pek çok kez görebiliyoruz. Karakterimiz romanın ismiyle bir yürek sürgünüdür. Sevdiği kadınla evlenebilecek bir durumda olmasına rağmen geçmişine takılı kalıp sürgün olmayı seçer. Tabii ki metinde sadece bu karakterler yoktur. Kadir Solak’ın bir de bugününe ait olan ilginç karakterler mevcuttur. Bu kişilerle olan ilişkisi de romana farklı bir boyut katmaktadır. Komşusu Hülya, arkadaşı Nihat’ın eşi Ayla ve onun kardeşleri Cem’le Nil. Cenaze töreninde karşılaştığı Ebüzziya Efendi ve onun torunu Fazilet. 

Kalabalık karakter kadrosu ve Kadir Solak’ın etrafında örülmüş pek çok olayla bu roman merak unsurunun hiç eksilmediği bir metin konumundadır. Yazarın beşinci romanı da olmasının etkisiyle yetkin bir anlatım dilini görebilmekteyiz. Metnin ana ekseninde Kadir Solak’ın hayatı yer alsa da yan karakterlerin kendi hikayeleri de romana büyük bir zenginlik ve merak unsuru katmış. Kadir Solak’ın hikayelerini tıpkı bir matruşka bebeği olarak değerlendirebiliriz. En içte karakterimizin 1970’li yıllarda yaşadıkları ve pişmanlıkları, ikinci katmanda Lale’yle olan arkadaşlık ilişkisi, üçüncü katmanda sevgilisi Ayşe’yle olan geçmişten bugüne kadar olan ilişkisi, dördüncü katmanda çocukluğu, o zamandan kalan yaşadığı travmalar ve son olarak da Hülya, Cem, Nil, Ayla, Ebüzziya Efendi, Fazilet ekseninde geçen olaylar bütünü. 

Dinozor kavramının bir leitmotiv olarak romanda kullanıldığını görebiliyoruz. Bu kullanım, okuru metin boyunca karakterimizin gönüllü sürgünlüğüne doğru götürmektedir. Kadir’in geçmişinin önemli bir yer kapladığı romanda, geriye dönüş tekniği sıklıkla kullanılmıştır. Bu anlatım sadece ana karakterin hikayesinde değil, diğer karakterlerin hikayelerinde de kullanılmıştır. Romanın bir diğer noktası da yazıldığı dönem olan 1990’lı yılların ideolojik kaygılarını ve değişen toplum yapısını bize göstermektedir. Siyasal İslam kavramının öne çıktığı bu döneme ait endişe özellikle Kadir’in arkadaşlarıyla olan diyaloglarında kendini göstermektedir. Kimi zaman karşılıklı düelloya dönen bu konuşmalar, romanın anlatım akışını nispeten yavaşlatmaktadır. 

İncelemeyi noktalarken Yürek Sürgünü’ne dair birkaç cümle daha söylemek istiyorum. 1990’lı yılların toplumsal iklimiyle birlikte Türkiye’nin 1970’li yıllarını da başarılı bir şekilde anlatan bu roman, Mehmet Eroğlu edebiyatında önemli bir yer taşıdığını düşünüyorum. Dört yüz sayfayı aşan bu metin, okurun elinden bırakmak istemeyeceği bir eser. Yetkin anlatım dili, başarılı olay aktarımı, farklı zamanlardaki siyasi düzlemi anlatışı gibi pek çok başarılı noktasıyla edebiyatımız için önemli bir roman. 

Yorumlar kapatıldı.