İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mehmet Kaplan Şiir Tahlillerinde Psikolojinin Yeri

Son güncelleme tarihi 21 Ocak 2022

 Mehmet Kaplan, Türk Edebiyatında, tahlil ve tenkit dendiğinde akla gelecek ilk isimlerdendir. Hayatı boyunca sayısız deneme yazan, pek çok metni tahlil eden Kaplan, şiir tahlilleri yapmaya, Türk edebiyatı derslerini takip eden öğrenciler için bir metot oluşturmak niyetiyle başlamıştır. Şiir tahlillerini yaparken, şairlere yönelik şahsi fikrini veya muhabbetini saklama gereği duymayarak oldukça açık sözlü davranmıştır. Nazım Hikmet için “Onu bu kitaba almak istemiyordum, sebebi komünist olması değil, Türk milletiyle olan tüm bağlarını koparmak istemesindendir.” derken, çok sevdiği hocası Ahmet Hamdi Tanpınar için, “devrin en derin şairlerinden birisi olduğu gibi, aynı zamanda dili de en ustaca kullanan bir sanatkardır.” diyerek övgüyle bahsetmesi bu duruma örnektir.

   Elbette ki, Mehmet Kaplan şairlere olan hislerini böyle aşikâr etse de şiirleri şekil, üslup ve muhteva açısından incelerken, tam bir eleştirmen üslubuyla objektif tenkitler yapmıştır. Sanatçılara olan muhabbeti veya uzaklığı, tenkit işini ciddiye alması sebebiyle eser tahlillerine yansımamıştır. Kaplan, şiir tahlillerinde, şairlerin diğer eserleriyle biçem, konu, içerik bakımından kıyaslamalara yer verir, şiirin yazıldığı devrin sosyolojik çerçevelerine ve sanatçının dil kullanımına bağlı olarak da onların ruhi malzemelerine yani psikolojilerine eğilir. Mehmet Kaplan’ın, psikoloji bilgisi de insanı anlama çabası da oldukça etkileyicidir. Metinleri, devir-şahsiyet- eser üçlemesi arasında incelemesi, onu psikanalisttik duyarlılıkla eserlere bakmaya yönlendirmiştir şüphesiz. Onun, psikanalisttik duyarlılığı Freudyen bakış açısı ile sınırlı değildir. Kaplan, Jung psikanalisttik inceleme yöntemine daha çok ilgilidir. Hatta, Ahmet Oktay’ın cümleleriyle “Kaplan psikanalizin Freudçu kanadının değil Jungçu kanadının düşüncelerine yakın durmaktadır.”  

   Eser, sahibinden bağımsız değildir, rüyalar gibi, eserin de ortaya çıkmasında bilinçdışı rol oynar. Freud da böyle düşünüyor olacak ki Shakespeare ve Dostoyevski eserlerini, bu duyarlılıkla incelemiştir. Psikanalitik duyarlılıkla inceleme yönüyle Kaplan Hocanın yaklaşımı, Türk Edebiyatında özgün bir yer tutar zira ona göre de “yaşanılan hayatta mümkün olmayan şey sanatta gerçekleşmektedir.” Bu sebeple sanatçıyı anlama arzumuzu bir nebze hafifletmek, sanatçının eserlerini anlamaya çalışarak mümkündür sanıyorum. 

    Kaplan Hoca’nın sanatçı psikolojisini irdeleyiş yöntemi, tam anlamıyla sistematik değildir fakat, onun yaptığı analizler, Jung’un Analitik psikoloji kuramına oldukça hâkim olduğunu da gösterir. Tanpınar’ın Bursa’da Zaman şiirinin ikinci kısmında, Tanpınar’ın dar mekân tasvirini, anne karnına dönme arketipi olarak tanımlamaktadır. Ahmet Muhip Dıranas’ın Fahriye Abla şiirinin arka planını anima arketipinin oluşturduğunu söyler. Anima arketipi Jung kuramında, erkeklerin kolektif bilinçaltındaki dişil yanı temsil eder. Bu sebeple Kaplan, Dıranas’ın ideal, hayali, ebedi sevgiliyi yani anima arketipini Fahriye Abla olarak sembolleştirdiğini söylemektedir.  Carl Gustav Jung’tan Büyük psikolog olarak bahseden Kaplan, Asaf Halet Çelebi’nin Mağara şiirinin temasını da anne rahmine dönüş arzusu olarak nitelendirir. Cemal Süreya’nın Üvercinka şiirinde bahsettiği sevgilisi de yine Jung bakış açısıyla ve Kaplan hocanın yorumuyla evreni doğuran anne (anima mundi) imajına sahiptir, çünkü, Üvercinka şiirinin yazıldığı kadın, saçlarının her telinde ayrı bir kalp çarpan, sevişmeyi yürürlüğe sokan, insanı saran bir havası olan cesur bir kadındır. Oldukça yücedir ve övgüye değer bu özellikleriyle…

   Bir diğer yandan Mehmet Kaplan, Freudyen bakış açısından da tahlillerinde yer verir. Zira psikanalitik duyarlılıkla eser incelemek için Freud bakış açısı olmazsa olmazdır. Cahit Sıtkı’nın Hey Gidi Güneşli Uykular şiirinde, ödipal kompleksini açığa vurduğunu söyler. Hatta “Cahit Sıtkı’nın duygularını gizlemeden ortaya koyması Freud nazariyesinden aldığı cesaretle izah olunabilir. Zira libido hiçbir zaman kendini bu kadar çıplak ifade etmez.” demiştir. Ahmet Muhip Dıranas’ın Fahriye Abla şiirinde, genç bir erkeğin, kendinden yaşça büyük bir kadına duyduğu cinselliği de içinde barındıran hayranlığı, ahlaki yasalar sebebiyle anneye duyulan arzunun objesini değiştirmesi olarak yorumlar. Orhan Veli’nin İnsanlar-II şiirini de çocukluğa dönme arzusunun saf bir tasviri olarak görür:

Annemin kucağından

Seyrettiğim insanlar gibi

Küçüklüğümde..     

  Orhan Veli’nin bu şiirinde, Mehmet Kaplanın tespiti oldukça yerindedir. Regresyon, bir ego savunmasıdır ve bireyin sıkıntılı anlarında, en güzel zamanlarına dönme arzusunu açıklar, en güzel zamanlar da tabi ki anne kucağıdır Orhan Veli’nin tasviri gibi.

   Kaplan hocanın, Psikanalisttik duyarlılıklı bakış ile şiir incelemesi sebebiyle, Şiir Tahlilleri kitabı, hem edebiyat öğrencileri için bir metot sunarken bir yandan da psikoloji öğrencilerine  farklı bir bakış açısından pratik sunuyor demek mümkünüdür sanırım. 

Yorumlar kapatıldı.