Kapı çalınmadan açıldı. Tahir içeriye sinirle girdi. Bu asabiyenin nedenini ve işiteceği sitemleri bilen Fatih, koltuğunda istifini bozmadan sükûnet içinde oturmaya devam etti. Tahir, selamsız sabahsız odaya dalışı gibi konuşmaya başladı.

 “Bunu neden yapıyorsun?”

“Çabuk haber almışsın”

“Evet, ama ‘haber alıyorum’ bak sende diyorsun. Verdiğin karara mı hayret edeyim, bunu başkasından duymama mı hayret edeyim?”

“İlk sana söylemeliydim. Haklısın. Ama şu halin, ilk sana söylemeyişimin nedenini açıklamıyor mu? Eminim başkasından duymandan çok verdiğim karara kızdın. Hem hayret falan deme kızgınsın basbayağı”.

“Verdiğin kararda da bu kadar isabetli düşündüğünden emin misin?”

“Eminim”

Öfkesi biraz daha yükselen Tahir sakinleşmek için oturdu. Gözlüğünü çıkarıp gözlerini ovdu. Sonra geri taktı. Daha sakin bir tonda konuşmaya devam etti. 

“Böyle bir şeyin hesabını sormak bana düşmez. Hatta bu konuda hesap sormak bile saçma. Ama bu kadar iyi gidiyorken, yazdıkların arasında en iyisini ortaya koyuyorken, ben bu romanı yazmaktan vazgeçtim de ne demek? Bu kadar yazmışken, bitirmeye bu kadar yaklaşmışken emeğine yazık değil mi? Kızgın göründüğüme bakma. Çok üzgünüm, hayal kırıklığı yaşıyorum. Kızgınlığım sana derdimi, derdini anlatamayışımdan”

“Haklısın, sonuna kadar haklısın. Beni düşündüğünü de biliyorum. Sana kızmıyorum da. Ama sen de beni anla. Biliyorsun, daha önceki yazdıklarım kendi içimdeki yolculuklarımın temsiliydi. Bu da öyleydi. Fakat hesapta olmayan bir şey oldu” 

Tahir şaşırmıştı.

“Ne oldu? Hesap etmediğin neydi?”

“Bir romana başlarken sonunun nereye varacağını, nereye vardıracağımı tahmin ederdim. Hatta bu plandır tahmin değil. Bu romanı yazarken farklı bir şey oldu”

“Ne oldu? Çatlama insanı”

“Bugün neden bu kadar gerginsin? Tek sebep ben miyim?”  

“Beni bırak şimdi. Merak içindeyim, görüyorsun”.

“Olan şey, hiçbir şey olmaması. Daha önce yaptığım plana göre romanda prenses denize dalıp içindekilerle savaşacaktı. Ama denize dalmak kısmına gelince tıkandım. Hiçbir şey düşünemez oldum. Zihnimde canlandıramadığım bir şeyi nasıl yazabilirim. Ne zaman prenses denize dalacak olsa zihnim donup kalıyor. Garip bir duygu. Korku gibi daha çok. Tehlike hissediyorum. Bu kısma kadar her şey normaldi. Zihnimde denize dalarsam çıkamayacak gibiyim. O zaman roman berbat bir sonla bitecek”

Tahir düşünceli bakındı.

“İşte burası da benim tahmin ettiğim kısımdı”

“Sen neyi tahmin ettin?”

“Neyi tahmin ettiğimi biraz ileriye bırakalım. Yazın denizde yaptığın şeyi fark etmedim sanma”

“Neyi fark ettin? Konuyla ne alakası var?”

“Hani yüzerken açılmıştın ya biraz”

“Evet, hep yaparım. Ne var bunda?”

“Buraya kadar normaldi zaten. Sonra denizin dibinde bir şey görmüş gibi duraksadın. Neye baktığını merak ettim. Kıyıda seni izliyordum. Sonra gelip deniz gözlüğünü aldın. Geri dönüp aynı yere vardın. Gözlüğü takıp kafanı suya daldırdın. Suya dalmanla çıkman bir oldu. Köpek balığı görmüş gibi yüzerek kaçmaya başladın. Orada ne olduğunu biliyordum. Bir önceki gün aynı yere bende bakmıştım. Sıradan, basit suyun dibindeki uzun ince yapraklı bir bitkiydi. Kıyıya parçaları vuranlardan.”

Fatih mahcup bir şekilde kafasını eğdi. Mahcubiyeti çocuk gibi saçma bir şeyden korkmasından değildi. Hissediyordu. Ama neye olduğunu bilmiyordu. Hiçbir şey demedi. Tahir çok sakin hatta babacan bir ses tonuyla devam etti:

“Sen beni bilirsin, ben de seni. O kadar uzun zamandır dostuz ki bazen konuşmamıza bile gerek kalmıyor. O gün senin halin bana hiç komik gelmedi. Hatta üzüldüm. İçin o kadar hassas ve kırılgan ki yüzeyde ilerlemek senin için hep güvenli ve dingin geldi. Senin için diplere dalmak başka şeylerle yüzleşmek oluyor. Ama kırılmaktan, dağılmaktan korkuyorsun, çareyi kaçmakta buluyorsun. Şunu unutma her saçma korku yüzleşemediğin bir gerçeğin yansımasıdır. Romanında da yüzeyde gayet güzel ve ahenkli ilerliyordun. Ama şimdi korktuğun için suya dalamıyorsun. Ve sırf bu yüzden emeğini çöpe atıyorsun. Bu o gün seni sahilde izleyen Tahir’in hissettiğinden daha farklı bir şey değil anlıyor musun? Sana karşı şefkat duymadan edemiyorum. Küçük bir çocuğun, ne kadar büyüdüğünü görmek istememesi, neler yaşayabileceğine kayıtsız kalması gibi bir şey bu.”

“Benim hakkımda konuşuyoruz ama ne konusundan bahsediyoruz tam anlayabilmiş değilim.”

“Anlıyorsun, bunun farkındayım.”

“Şu an ne anlamak istiyorum ne de anlamaya hazırım.”

“Ne zaman hazır olacaksın?”

“Gerçekten dediklerini düşüneceğim. Ama bana biraz zaman ver.”

“Yine bildiğim sensen, bu istediğin zamanı beni anlamaya değil, savuşturmaya kullanacaksın. Yine dediklerimi kulak ardı edip, sakin ve zarifçe suyun yüzeyinde süzüleceksin.”

“Bana haksızlık ediyorsun.”

  Tahir yine celallendi. Yerinden kalktı. Son kez kendine hâkim olmaya çalışarak konuştu:

“Anlatmak istediğim, yani tahmin ettiğim kısma gelecek olursak; bunu sana ne kadar söylesem kifayetsiz biliyorum. Ama bir dostun olarak söylemek zorundayım.”

Fatih arkadaşını geçiştirmeye çalışır gibi konuştu. Çünkü yüzleşmek istemediği şey karşısına dikilecekti, hissediyordu.

“Tamam, dediklerini düşüneceğim.”

Arkadaşının tavrına karşı umutsuzluğa kapılan Tahir, son ve net bir darbe vurmak istedi. Bunu daha yumuşatarak anlatabilirdi ama vazgeçti.

“Alt üstü çocuktun,” dedi.

Baştan beri sakin duran Fatih ilk defa geriliyordu. Gerçeğin üzerine örttüğü görünmezlik sihri sona eriyordu. Sağlam bir dost, dostun gerçeğine yabancı kalamazdı. Fatih’in yüzündeki ani gerilmeyi gören Tahir, yine dostuna şefkat duyarak vazgeçti. Bunları konuşmak için uygun bir zaman olmadığını düşündü. Dediği cümleden sonra çok kısa bir zaman diliminde bunları düşünüp, selamsız odaya dalışı gibi dönüp çıktı gitti. Fatih ise gerginliğine rağmen duymak istiyordu. Kafasında bütünleyemediği, netleştiremediği gerçeği duymak için oturduğu yerden fırlayıp, arkadaşının peşine düşmeye karar verdi. Daha masanın etrafından dolanırken kapı geri açıldı. Bir hışımla odadan çıkan Tahir değildi sanki geri dönen. Fatih olduğu yerde kaldı. Tahir, Fatih’in gözlerine bakarak sakince konuştu. 

“Yani demem o ki; sen küçücük bir çocuktun. Babanın sizi terk etmesini fazla üstüne alınıyorsun gibime geliyor. Bir çocuk kötü olan neye sebebiyet verebilir. Büyüklerin dünyasıdır sorunlu olan. Bu manasız çocukluğu bırakmanın zamanı gelmedi mi? Suya dalmaktan korkma. Biliyorsun sen o zamanlar çocuktun ve denizin dibindeki de zararsız bir bitki.”

 Tahir yine dönüp çıktı gitti. Fatih dikilip kaldığı yerde duyduklarını düşünüyordu. Bütün konuştukları, o an zihninde baştan sona analize tabiydi.

 Babasını düşündü. O doğru dürüst hatırlayamadığını. Ve annesini de. Nasılda babasının terk edişinin bedelini sırtlanıp annesine destek olmaya çalışmıştı. Ve daha nice düşünceler zihnine hücum ediyordu. Daha önce suya dalmak gibi hiç deneyimlemediği bir düşünce yağmurunda umarsızca ıslanıyordu. Şimdi oraya dalarken korkuları silinip gidiyordu. Soluklandı, yerine oturdu. Bu anı daha iyi deneyimlemek istiyordu. Gözlerini kapattı. Derin bir nefes alıp zihnindeki denize daldı. En derinlere kadar dalabiliyordu. Ne canavarlardan ne de boğulmaktan korkmuyordu.

“Nerede kalmıştım,” dedi.

Şule Yüksel Şeker
Latest posts by Şule Yüksel Şeker (see all)
Visited 50 times, 1 visit(s) today
Close