Yazar: 22:00 İnceleme, Kitap İncelemesi, Makale, Şiir Kitabı

Orhan Veli Kanık’ın Gün Doğuyor Şiiri Üzerine Bir İnceleme

 Şiirin başlığı ile şiirde, lirik kahramanın bize ne anlatacağı konusuyla ilgili bağlantılar kurabiliriz. Başlığın “Gün Doğuyor” oluşuyla, lirik kahramanın, sabah Güneş’in üst kenarının ufukta göründüğü anın hemen öncesinden ve sonrasından bahsedeceğini söyleyebiliriz.  

        Şiirin ilk dörtlüğünün “Dili çözülüyor gecelerin” ifadesi ile başlaması, bize gecelerin daha önceden konuşmadığı, şimdi konuşmaya başladığı anlamını vermiştir. Ayrıca gecelerin dilinin çözülmesi ile lirik kahraman, sabahın gelişinin betimlemesini yapmıştır. Burada kullanılan “dili çözülmek” ifadesi ile bir deyim aktarması yapılırken, “gecelerin dilinin çözülmesi” ile de alışılmamış bir bağdaştırma yapılmıştır. Devamında gelen, “Gölgeler kaçışıyor derine” dizesinde ise, alışılmamış bağdaştırma kullanılmıştır. Kaçışmak, insana özgü bir davranış iken burada kaçışma işi gölgelere yüklenmiştir. Kaldı ki, lirik kahramanın bahsettiği de aslında gölgeler üzerinden yine insanlardır. Bu insanlar: işe giden, acelesi olan, bir yerlere yetişmek zorunda olan ve gün doğumu ile birlikte yola çıkan insanlardır. “Alıp sihrini bilmecelerin” dizesinde ise, gün doğumunda henüz ortalık tam aydınlanmadığı için, karanlık ile birlikte dışarıda bulunan her şeyin birer bilmece ve sihir olarak göründüğü anlatılmıştır. Karanlık, duygu değeri bakımından da insanlar adına korkutucu ve bilinmez gelir, bu sebeple de insan aklında gördüğü şeyleri bambaşka korkutucu şeyler olarak nitelendirebilir. Aynı zamanda, gece de kendi başına karanlık ile birleştiği için, burada gece ile bilmece arasında da bir örtüşmenin varlığından bahsedilebilir. Bu karanlık, bilinmezlik ve insan siluetleri artık yerini “Gün doğuyor şehrin üzerine” dizesi ile yavaş yavaş aydınlığa bırakmıştır. Şehrin üzerine gün doğması, gerçek anlamda kullanılmıştır.

İkinci dörtlüğe geçtiğimizde ise, “Korkarak saklanıyor bacalar” dizesi ile alışılmamış bağdaştırma ve kişileştirme yapıldığını fark ederiz. Burada, bacaların korkarak saklanması kişileştirmeyi ve aynı zamanda da alışılmadık bir söylemi sağlamıştır. Lirik kahraman, karanlıkta farklı anlamlar yüklediği nesnelerin, şehrin aydınlanışı ile birer bacadan ibaret olduğunu görmüştür. Lirik kahraman, kendi duygularını bir nesneye yansıttığı için, projeksiyon tekniği kullanılmıştır, diyebiliriz. Yeniden “Gün doğuyor şehrin üzerine” dizesi ile kademeli olarak gün doğumu tasviri sağlanmıştır. “Dalıyorlar günün gözlerine” dizesinde deyim aktarması vardır. Bu deyim aktarması, gölgelerin gecenin gözlerine dalıp, kaybolması anlamı ile sağlanmıştır. “Gözleri uykulu atmacalar” ifadesi ile, alışılmamış bağdaştırma ve kişileştirme kullanılmıştır. Lirik kahraman, atmacaların gözlerinin uykulu olduğunu görmüştür. Uykulu gözlere sahip olmak daha çok insana ait bir görünüş iken burada atmacalara verilmesi ile kişileştirme unsuru sağlanmıştır.

Üçüncü dörtlükte, “Sallayarak dallarını kavak” ve “Yükseliyor her günkü yerine” dizeleri ile karanlıkta ve dolayısıyla gece vaktinde adeta kaybolmuş olan kavak ağacı, günün aydınlanışı ile ve gün doğumunun getirdiği rüzgâr ile, dalları sallanarak, her zamanki yerinde görünür hale gelmiştir. “Gün doğuyor şehrin üzerine” yine tekrar edilerek, gün doğumunun kademeli ve yavaş olarak yaşandığı vurgulanmıştır. “Mavi bir ışıkla ağararak” dizesinde gerçek anlamda sözcükler kullanılmıştır. Gün doğumu yaşanırken, pembeliğin, maviliğin ve birçok rengin bir anda bütünleşerek gökyüzünü aydınlatması, lirik kahraman tarafından anlatılmak, istenmiştir.

Dördüncü dörtlük, bir önceki dörtlüklerde tekrar eden, şiirin ahengini ve süreklilik tarafını sağlayan “Gün doğuyor şehrin üzerine” cümlesi ile başlamıştır. Ardından, üçüncü dörtlüğün son dizesinde lirik kahramanın bahsettiği tek renk, “Renk renk hacimle doluyor her yer” dizesinde artık bir bütün haline gelmiştir. 

Her yer, aydınlandıkça, her şeyin rengi ortaya çıkmaktadır ve ortaya çıkan renkler ile her cisim şehirde bir yeri doldurmaktadır. Sonrasında gelen, “Bakıyor dağınık yüzlü evler” dizesinde, alışılmamış bağdaştırma ve kişileştirme yapılmıştır. Dağınık yüzlü evler, ifadesinde evlerin yüzünün dağınık olması, kişileştirmenin anlam odağını oluşturmuştur. İnsan ve ev arasında kurulan ilişki ile de burada bahsedilen dağınık yüzlü evlerin, uykudan yeni uyanan insanlar olduğunu düşünebiliriz. “Hala yanan sokak feneri” dizesi ile ise, lirik kahraman, daha yeni gün doğumu yaşandığından dolayı, lambaların henüz gece yaşanır gibi aydınlatmaya devam ettiğini, gün doğumu ile birlikte lambaların hemen söndürülmediğini anlatmıştır. Sözcükler gerçek anlamında kullanılmıştır. 

Beşinci dörtlükte: “Toprak kımıldıyor yavaş yavaş, / Gün doğuyor şehrin üzerine, / Bembeyaz gece çiçeklerine/ Sabahla düşüyor bir damla yaş.” dizelerinde gün doğunca toprağın kımıldayarak adeta yeni bir şekil aldığından ve lirik kahraman, gece çiçeklerinin ise gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkından dolayı yüzeylerinde oluşan ıslaklıktan bahsetmiştir. Bu oluşan ıslaklık ile bir damla yaşı bağdaştırmıştır. 

Son kısımda, “Ve bir deniz hücumu halinde/ Gün doğuyor şehrin üzerinde” dizeleri ile lirik kahraman kademeli olarak anlattığı gün doğumunu artık tamamen yoğunlaştırılmış bir aydınlık ve beraberinde gelen umut duygusuna bırakmıştır.

           Lirik kahraman, doğa ve doğada bulunan varlıklarla, günün doğmasıyla beraber gecenin ve karanlığın gizemini ve sihrini ortadan kaldırarak yerini aydınlığa ve aydınlıkla beraber gelen güzelliklere bırakması anlatmıştır. Bu yaklaşım geceden gündüze, karanlıktan aydınlığa, gizemden açıklığa giden bir yol şeklindedir. Ayrıca, zihinlerde karamsarlıktan umuda giden bir yol olarak da bağdaştırma yapılabilir.

Visited 46 times, 1 visit(s) today
Close