İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bereketli Topraklar Üzerinde Film İncelemesi

Yönetmen: Erden Kıral
Eser: Orhan Kemal
Senaryo: Tuncel Kurtiz, Nuri Sezer, Erden Kıral, Mahmut Tali Öngören
Oyuncular: Tuncel Kurtiz, Erkan Yücel, Nur Sürer, Osman Alyanak, Yaman Okay, Özcan Özgür, Bülent
Kayabaş, Menderes Samancılar
Gösterim-Ödüller: 
1981 Antalya Altın Portakal Film Festivali-En İyi Yönetmen-En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Sinema Yazarları Derneği-En İyi Avrupa Filmi (Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu FİPRESCI)
1980 Nantes Film Festivali-Sanat ve Deneme Filmleri Büyük Ödülü-Seçiciler Kurulu Özel Ödülü 
Yapım: Türkiye
Süre: 115 dk

Orhan Kemal’in önemli eserlerinden Bereketli Topraklar Üzerinde romanının uyarlaması olan 1979 yapımı filmin bir başkaldırının portresi olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Bu “başkaldırı” sözcüğü, oyunculardan biri olan Menderes Samancılar tarafından filmin ilk gösteriminden yıllar sonra telaffuz edilmişti. İnceleme kısmında bu hususu biraz daha açabiliriz; ancak öncelikle filmin ne gibi zorluklarla hazırlandığından bahsetmekte fayda var. Filmin yapım aşamasında maddi zorluklar çekilmesi, bu maddi zorluklar nedeniyle set ekibinin ücretlerinin ödenememesi üzerine işi bırakmaları ve devamında oyuncuların bazılarının kamera arkasına geçmesi dışında asıl önemli husus da filmin gösterime girdiği tarihin 13 Eylül 1980 olması talihsizliği. Bir gün öncesinde darbe olduğu için film gösterime girmesine rağmen çok kısa bir süre vizyonda kalabildi. Sonrasında da verdiği mesajlar nedeniyle yasaklandı. 

Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak; Sivas’ın bir köyünden Hasan, Pehlivan Ali ve Yusuf adlı üç arkadaş hemşerilerine ait olan bir fabrika olduğunu duyarlar ve ardından Çukurova’ya çalışmaya gelirler. Şehre gittiklerinde birbirlerinden hiç ayrılmamayı kararlaştırırlar. Hemşerileri onlara fabrikasında iş verir. Fabrikada çok zor şartlar altında çalışırlar. Akşamları kiraladıkları ahırda buluşurlar ve devamında hayatlarında çeşitli gelişmeler olur.

İlk sahnede üç arkadaşın yoğun ısrarları sonucu fabrika patronuna seslerini duyurması neticesinde işe girişlerine tanıklık ederiz. Burada ilk dikkat çeken nokta, fabrikanın girişindeki güvenlik görevlisinin iş arayan insanlara takındığı üstenci tavra, iş arayan insanların alışkın olmasıdır. Daha farklı bir ifadeyle bu üstenci tavrın iş arayan insanlar tarafından kabullenildiğini görürüz. Güvenlik görevlisinin kullandığı kaba dil ve uyguladığı fiziksel müdahaleler, herkes tarafından gücün hiyerarşisinden kaynaklanan bir hak olarak algılanmaktadır.

Üç arkadaş civardaki birçok işçinin yaptığı gibi kiraladıkları bir ahırda kalmaya başladıklarında, burayı işleten para düşkünü Topal Ağa’nın (Osman Alyanak) türlü oyunlarına tanık oluruz. Topal Ağa işçilere faizle borç vererek zalim bir zenginleşme elde ederken, aslında onu bu kadar acımasız bir karikatür karaktere dönüştüren şey; herhangi bir iş için para almadan kılını bile kıpırdatmadığı halde masum, yaşlı ve iyiliksever bir role bürünüyor olmasıdır. Film içinde film çeviren karakterlere belki de en güzel örneklerden biridir. 

Film aynı zamanda sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan modernleşmeye de eleştirel bir bakış sunar. Bu eleştirel bakışın en belirgin şekilde öne çıktığı diyalog, Yusuf’un (Erkan Yücel) fabrikada çalıştığı esnada, işçileri kontrole gelen bir katiple yaşadığı sahnede karşımıza sunulur. Kâtip Efendi üstenci ve hakaretamiz bir biçimde Yusuf’un konuşma tarzını sorguladıktan sonra sahnenin devamında Yusuf’un yanındaki arkadaşına, aslında kendinden istenen görece “modern” konuşma şeklini becerebildiğini kanıtladığını görürüz. Yusuf kendinden isteneni yapmama sebebini ise: “Kâtip Efendi bizi ayı, kendini adam bellesin” şeklinde açıklayarak karşısındaki otoritenin üzerinde sakil duran bir modernleşme elbisesine gönderme yapar.

Devamında hayatta kalmak için para kazanma mecburiyeti, üç arkadaşın asla ayrılmayacakları yönünde verdikleri sözü bıçak gibi kesip atar. Pehlivan Ali (Yaman Okay) ve Yusuf, Topal Ağa’nın ahırında hasta yatan arkadaşları Hasan’ı geride bırakarak bir inşaat işi için gitmek durumunda kalırlar. Bu sahneden itibaren Hasan’ın düşüşü ile birlikte ortaya çıkan büyük yalnızlığına ve çaresizliğine tanıklık ederiz. Ayağa kalkacak gücü olmayan Hasan, faizci Topal Ağa’dan hiçbir yardım göremezken onun yardımına Topal Ağa’nın tüm çirkinliğini korkusuzca yüzüne çarpan bir işçi koşar. Filmdeki önemli detaylardan biri de olayların cereyan ettiği her mekânda, yanlışları korkusuzca söyleyen bir karakterin olması, ancak bu karakterlerin yarattığı etkinin sistemin çarkları arasında yüksek düzeyde hissedilmemesidir. Pehlivan Ali ve Yusuf inşaat işinde çalışmaya gittiklerinde de bunu görürüz: İnşaatın ustası müteahhitle olan tartışmasında, ona malzemeden çaldığı için yanlış yaptığını belirtip bu kirli çarkın içinde daha fazla kalamayacağını söyler. Giderken onu arkasından şöyle bir izleriz; çünkü tepki göstermek için bazen çekip gitmek de gerekir. 

Olma kula kul, öpme el ayak, kirlenmesin ağzın. Ya ver canını insan için ya da etme kalabalık dünyamıza!

ORHAN KEMAL

Geriye kalan iki arkadaşın yolları Pehlivan Ali’nin Fatma’ya (Nur Sürer) âşık olması neticesinde Çukurova tarlalarına çalışmaya gitmeleri ile ayrıldığında, daha da ağırlaşan çalışma şartlarına tanıklık ederiz. Güneşin altında yirmi saate varan çalışma süreleri ve Irgatbaşının moladan bile vakit çalarak çalışanlar üzerinde kurduğu acımasız tahakküm ırgatlar arasındaki Zeynel Ağa’nın (Tuncel Kurtiz) yer yer tepki vermesine yol açar. Esasında çiftlikteki Bey’in kendi keyfi için hayvanları vurması da çocuğu olduğunu duyduğunda değil, oğlu olduğunu öğrendiğinde elindeki işi bırakıp koşmaya başlayan işçi de bize dönemin panoramasını karikatürize ederek sunar. Tarlalarda çalışan ırgatlara ödenen paralar, onlara çay ve esrar satarak, hatta kumar oynatılarak geri toplanırken içinde bulundukları durumu sorgulamayan veya başka bir ifadeyle sorgulamaya tenezzül etmeyen insan gruplarına da esasında bir eleştiri yöneltir. Usta’nın çevresindekilere: “Ben emekçiyim arkadaş, köle değil,” çıkışı aslında patronun kayıtsız ve şartsız egemenliğini ve her dediğini kabul eden zihniyete bir başkaldırıdır. Tam da burada filmin de oyuncuları arasında yer alan Menderes Samancılar’ın bahsettiği rahatsız edici başkaldırının ne olduğunu anlarız. Ali Tekintüre’nin: “Yakarsa dünyayı garipler yakar,” sözlerinin yaşandığı anlarda ve devamında Bey’in üste çıkmaya çalışarak zalimliğini örtme girişimi de klasikleşen ve her daim gözlemlenen bir figürün tasviri olarak önümüzde durur.                    

Dönemin toplumsal yapısını, köyden kente göç motifini, modernleşmeyle birlikte kendi sanayisini oluşturmaya çalışan ülkede iç göçle birlikte şehre çalışmaya gelen işçilerin emeğinin karşılığını alamamasını, yoksulluğu, barınma problemlerini ve zaman zaman da cinselliği ön plana çıkararak irdeleyen “Bereketli Topraklar Üzerinde” Orhan Kemal’den aldığı mirasla beslenen bir film. Zaman zaman kullandığı amatör oyuncularla küçük kırılmalar yaşasa da bunun aslında bilinçli bir tercih olduğunu da belirtmek lazım. Yönetmen Erden Kıral, yaklaşık üç buçuk saat süren filmin kurguda iki saat on dakikaya kısaltılması üzerine: “Epik filmimi Amerikan filmi yaptılar” şeklinde bir değerlendirme yapmış, fakat sonrasında Tuncel Kurtiz tarafından ikna edilmiştir.

Yorumlar kapatıldı.