İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İskandinav Sineması | Flee Film İncelemesi

Tanıdık Bir Görüntü-Mülteci Meselesi

Yönetmen: Jonas Poher Rasmussen
Yapım: Danimarka, ABD, İngiltere
Seslendirme: Daniel Karimyar, Fardin Mijdzadeh, Milad Eskandari
Yapım Yılı: 2021
Süre: 89 dk.
Ödüller-Gösterim:
2021 Sundance Film Festivali-Belgesel-Büyük Jüri Ödülü
2020 Cannes Film Festivali
2021 Avrupa Film Ödülleri-En İyi Belgesel
2021 Avrupa Film Ödülleri-En İyi Animasyon
2021 Britanya Bağımsız Film Ödülleri-En İyi Uluslararası Film
2022 Akademi 3 dalda adaylık

Otuz altı yaşındaki başarılı bir akademisyen olan Amin Nawabi, yirmi yıldır sakladığı acı bir sırla, Afganistan’dan çocuk mülteci olarak çıktığı yolculuğun hikâyesiyle boğuşuyor. Bu travmatik geçmiş, kendisi ve yakında olacak kocası için kurduğu hayatı raydan çıkarmakla tehdit ediyor. Mubi’den…

Açılış sahnesinde Amin’i; bir terapide, çocukluğundan bu yana başına gelenleri ilk kez anlatmaya başlarken buluruz. 1984 yılının Kabil’ine odaklanırız. Taliban’ın henüz hâkimiyeti ele geçirmediği, günümüze göre nispeten daha canlı sokaklar ve kent meydanı gözümüze çarpar. Kadınların başı açık bir şekilde okula gidebildiği dönemlerdir. Öyle ki Amin, beş yaşında küçük bir çocukken kız kardeşinin elbisesini giyip elinde kasetçalar ve kulağında kulaklıkla sokaklarda dans ederek özgürce dolaşabilmekte, kardeşleri ve annesiyle birlikte korunaklı evinde mutlu yaşamaktadır. Zaten Amin’in çocukluğundaki bu bölümler yönetmen tarafından renkli ve cıvıl cıvıl resmedilmekte onun huzurlu yaşantısını betimlemektedir.

Gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan animasyon-belgeselin senaristi ve yönetmeni Rasmussen, arkadaşının başından geçenleri aktarırken onu ve ailesini korumak adına kişi ve mekân isimlerinden bazılarında değişiklik yaptığını da belirtiyor. Yaşadığı coğrafyadaki rejim değişikliği ve toplum baskısı, farklı cinsel yönelimi olan Amin’in içine kapanmasına yol açar. Bir yerde Amin, Afganistan’da eşcinsellerin var olmadığını bilmeden erkeklerden hoşlandığımı başından beri biliyordum. Onlar için tek bir kelime bile yoktu. Aile için utanç verici olurdu. Bu yüzden eşcinsel olmayı kabul etmek zordu, diye belirtir.

Yıllar sonra evlilik planları yaptığı erkek arkadaşı dahil kimseye yaşadıklarını anlatmamış olan Amin’in hikâyesini baklava desenli kilime başını yaslaması ile birlikte dinlemeye ve izlemeye başlarız. Ülkede monarşinin devrilmesi üzerine, Rus destekli milisler kendilerine tehdit olarak gördükleri kişileri tutuklarken Amin’in babasını da götürmüşlerdir. Karakterin başkalarından duyup aktardığı ya da kendisinin olmadığı sahneleri siyah beyaz ve flu izleriz. Bunlar aynı zamanda onun bir an önce unutmak istediği ve hatırladığında canını yakan anılardır. Yer yer animasyondan çıkıp dönemin başkanı Najibullah’ın da aralarında bulunduğu gerçek görüntülerin filmin içine yedirilmesi akışı bozmaz, aksine kuvvetlendirir. Rusya’nın ülkeden çekilmeye başlaması üzerine yeterince güçlü olmayan Afgan ordusu ile Mücahitler (Taliban) arasındaki savaş ilk etapta Kabil’de pek hissedilmese de her şeyi altüst eder.

Belirtmekte fayda var; annesi, iki ablası ve abisi ile birlikte son anda şehirden kaçan Amin’in ailesinin görece iyi olan ekonomik durumu da bunda etkili oluyor. Kalmak isteyenler dışında imkânı olmayan birçok insan da, geride bu kaosun ortasında çırpınıyor. Zaman zaman ritmini kaybeden travmatik kırılmalarla dolu bu anlatı, empati kurabilmek için biraz kişisel kalsa da izlenmeye değer epizotlar içeriyor. Ailesiyle kendilerine tek turist vizesi veren ülke olan Rusya’ya gitmek zorunda olan Amin, burada komünizmin çöküşünün ertesi yılı çürümeye yüz tutmuş polis teşkilatının rüşvetçi ve acımasız personeliyle de yüzleşmek zorunda kalıyor. Yıllar önce savaşmak istemediği için İsveç’e kaçan abisi Abbas’ın sınırlı maddi desteğiyle Stockholm’e kaçmaya çalışan Amin ve ailesi, paradan başka herhangi bir şeyi umursamayan insan kaçakçılarına güvenmek zorunda kalıyor.

Hayatta kalabilmek için gerçeğin dışında bir hayat hikâyesini uzun yıllar sürdürmek zorunda kalan Amin’in anlatısı Rasmussen tarafından ilmek ilmek işleniyor. Rasmussen aynı zamanda belgesellerin animasyonlarda gayet şık durabileceğinin sinyallerini veriyor. Böyle sert ve acımasız bir mevzu içeren Flee’yi, arkadaşına duyduğu saygıdan da olsa gerek naif bir biçimde işleyen Rasmussen’in filmi ile ilgili Peter Travers’in Abc Arts’da yaptığı eleştiride geçen: Flee, Amin’in yaşadığı dehşeti pek net göstermiyor, şeklindeki yoruma şöyle bir katkıda bulunabilirim: Flee, yaşanan dehşeti Amin’in penceresinden izlediği için pek net gösteremiyor; zira Amin, Moskova’da, banliyölerdeki bir apartman dairesinde kaldığı dönemde de, yasadışı yollarla Rusya’dan çıkmaya çalıştığı anlarda da yanında hep bir aile büyüğü oluyor. Ta ki son sefere kadar. Bu son kaçış denemesinde artık yalnız olan başrolümüz, kaçakçıların kendisi için uydurduğu hayat hikâyesine biraz mecburiyetten biraz da yakalanma korkusunun getirdiği histerik bir alışkanlıkla uzun yıllar bağlı kalıyor.

Flee, ülkemizin de özellikle son yıllarda tecrübe edindiği mülteci meselesini Amin’in penceresinden irdeliyor. En iyi animasyon film, yabancı dilde en iyi film, en iyi belgesel film dallarında Oscar’a aday gösterilen film bir ödül kucaklayamadı. İyi seyirler.  

Yorumlar kapatıldı.