İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bereketli Eller Altında İnsan

Böyle bir başlık atmayı uygun gördüm. Ustam Orhan Kemal hakkında ne zaman düşünsem aklıma böyle gelir. Kısa yaşamına onlarca roman sığdırmış, öyküleriyle tebessüm ettirmiş, yazdığı senaryolarla ve oyunlarla da sanatın her alanında var olmuş, yoğun hayal gücünü, bir halı dokur gibi incelikle ve ustalıkla satırlara aktarmış, bir yazı emekçisi o. Bereketli toprakların bereketli kalemi.

Orhan Kemal üzerine ne zaman düşünsem, birilerine bir konu anlatsam, aklıma insan gelir. Peki, insan nedir diye sorsak; tanımı kişiden kişiye değişen, ama net bir cevapla düşünen bir hayvan türü olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat insan içindir, sinema da, tiyatro da, müzik de. Bu dünyada her şey insan içindir. Yemek, içmek, sevmek, gezmek, okumak, izlemek ve bir sürü şey, insan içindir. İnsan olmasa medeniyet olmaz. Fakat insan tek bir yapıda değildir. İnsan Nâzım Hikmet’in de şiirinde dediği gibi korkaktır, cesurdur, cahildir, hâkimdir, çocuktur, çocuksudur. Karanlığın içinde görünen ışık; ışığın sonunu getiren karanlıktır.

İnsan üzerine pek çok düşünür bir şeyler söylemiştir elbette. Burada amacım insanın ne olduğu üzerine kafa yormak, aforizmalar üretmek değildir. Sözü şuna getirmek istiyorum; kelimelerdir çırpındığım, kalem oynattığım bundandır. Edebiyatımızda insanı en iyi işleyen yazarlardan biri Orhan Kemal’dir. Öyle ki, onun romanlarında ve öykülerinde insanın akla gelebilecek bütün özelliklerini görebiliriz. Yazı başlığını koyarken esinlendiğim büyük roman Bereketli Topraklar Üzerinde’de Ali’yi ele alalım. Köyden Çukurova’ya para kazanmak için gelmiştir, ama pek çok ümide, hayale kaptırmıştır kendini. Yol arkadaşı Yusuf’tan ayrılmıştır bu yüzden. Yusuf ise daha sebat etmiştir. Nitekim Yusuf’un sebatı onu başarıya götürmüştür. Öte yandan Murtaza romanına bakacak olursak, ana karakterimiz Murtaza doğruluğu, dürüstlüğü kendine rehber edinmiştir. Bu yolda herkesi, her şeyi ezip geçer. Onun gibi bir adamın kızı mesai saatinde işten kaçamaz. Öldürür yoksa! Onun gibi bir adamın oğlu canının çektiği bir şeyi bakkaldan çalamaz. Döver, hem de ne biçim döver. Bakkal şikâyetinden vazgeçse, o şikâyet eder.

Karakterler hayalcidir.

Peki, sahiden insan Orhan Kemal’in romanlarında anlattığı gibi midir? Bunun cevabını bu satırlarda değil de, biraz kafamızı kaldırıp çevremizde aramak en doğrusu olur. Orhan Kemal, toplumcu gerçekçi geleneğinin bir yazarıdır. Bu geleneğin yaslandığı tek unsur ise insandır. Pek tabii, çevremizde romanlarda gördüğümüz türde insanları görmek mümkündür. Çok uzağa gitmeden, kendimize bakalım. Uğruna çok insan kaybettiğimiz huylarımız, diğer insanlar tarafından beğenilmese de bir hayalimiz vardır. Bu hayallerden bizi kim vazgeçirebilir? Umut etmekten bizi kim alıkoyabilir? Umut etmek, pembe bir düştür. En çaresizin bile bir çare bulmak gibi basit umutları vardır. Bu bakımdan insan, biraz da umuttan yaratılmıştır. Şöyle diyor usta: “İnsanlar aç ama umutsuz değillerdir!”

Sona gelmişken, iki küçük alıntıyla örnek vermek istiyorum.

Öyle bir sevgilim olsun istiyorum ki, ne demek istediğimi bakışlarımdan anlasın. Sözle değil, gözlerimizin bakışıyla anlaşalım. Sonra küçücük bir evimiz, çok değil, iki oda bir salonlu…

Ekmek Kavgası, Everest, s. 25

Keşke o kuşların arasında olsaydı insan olacağına! Gözlerini yumdu. Ya da kanadı olsaydı insanların, kuş misali, uçsalardı, uçabilselerdi.

Bereketli Topraklar Üzerinde, Everest, s. 250

Artist olmak, aktör veya aktris olmak isteyen veya topraktan para kazanıp rahat bir yaşam sürmek isteyen, tek gayesi dürüst olmak ve evlatlarının da öyle olmasını isteyen türlü türlü hayaller kuran, ümitler/umutlar bağlayan nice karakterleri yaratmış, her karakterde farklı bir yanımızı bize anlatmış; kimine güldüğümüz kimine kızdığımız kimine karakterin adına utandığımız olmuştur. Büyük edebiyatçıların zaten böyle bir özelliği vardır.

Biliyorum, layığınca bir yazı olmadı bu. Zaten ustam için ne düşünsem, yazarak ifade edemeyecek kadar yavaş çalışıyor parmaklarım. Düşünce bir bakıma, yazmaktan ve söylemekten daha hızlı ve kural tanımazdır. Ya da insan sevdikleri hakkında yazarken veya konuşurken hep bir şeylerin unutulduğunu sanır. Bunun kararını da Mahal Edebiyat okuyucularına bırakıyorum.

Işıklar içinde uyusun Küçük Adam.

Latest posts by Mete Karagöl (see all)

Yorumlar kapatıldı.