İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

20. Yüzyılda Bir Vakanüvis: Ara Güler

Vakanüvis kelimesinin anlamı TDK’nin sözlüğünde ‘’Osmanlı Devleti’nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi.’’ olarak belirtilmiştir. Osmanlılar tarihi kayda geçirme konusunda oldukça hassas davranmışlar, bu da vakanüvislerin tarihi detaylı olarak korumasını ve saklamasını sağlamıştır. Evliya Çelebi, Katip Çelebi, Ahmet Cevdet Paşa Osmanlı’nın yetiştirdiği önemli vakanüvislerdir. Yaşanan siyasi, sosyal, toplumsal olayların birileri tarafından kaydedilmesi ilkel toplumlardan bu yana karşımıza çıkan bir durumdur. Devletlerin yaşananları kaydetme amacı kimi zaman sanatsal kimi zaman siyasi kaygılarla olmuştur. Toplumların ortak belleği olarak tanımlayabileceğimiz kültürel bellek; şamanlar, ozanlar, yazarlar, filozoflar, rahipler tarafından gelecek kuşaklara taşınmıştır. 19. yüzyılda fotoğrafın icat edilmesiyle beraber kültürel belleğin yeni bir taşıyıcısı olarak “fotoğrafçı” da ortaya çıkmıştır. [1] Tarihin çeşitli dönemlerinde şamanların, filozofların, vakanüvislerin veya fotoğrafçıların amaçladığı şey aslında hep aynıdır. Yaşanılan anı saklamak, o anı yaşamayanlar için muhafaza etmek. Bu yazımızda elimizden geldiğince ‘’İstanbul’un Gözü’’[2] olarak da anılan Ara Güler’i anlatmaya çalışacağız. (G 1)

Tüm kariyeri boyunca kendini hep bir ‘’foto-muhabiri’’ olarak tanımlamıştır. “Ben bir foto muhabiriyim ama aynı zamanda tarihçiyim. Çünkü işim görsel tarihi yazmak.”[4] Kendi sözünden de anlaşılacağı gibi Ara Güler bir tarihçidir, bir görsel tarihçi. Tarihi olayların sadece metinler aracılığıyla kayda geçmesini kabul etmez. Ona göre görsel tanıklık, kendi içerisinde bir el değmemişlik barındırır. Bu yüzden fotoğraflarıyla oynamaz, karanlık oda oyunlarını sevmez. Biz Ara Güler’in fotoğraflarında ülke insanını, tüm yaşam gailesi içerisinde görürüz. Orhan Veli’nin şiirlerinde anlattığı mütemadiyen didinen, hayatını sürekli çalışarak kazanan insanları bu sefer Ara Güler’in fotoğraflarında buluruz. Sabahçı kahvesinde uyuklayan bir işçi, balık ağlarını seren bir balıkçı ya da eski İstanbul sokaklarında gezinen bir yoğurtçu…(G 2,3) Sanatçının asıl amacı, anı dondurmaktır. O’nun gibi benim fotoğraflarım da an fotoğraflarıdır. Ben bir fotoğrafın ortaya çıkması için saatlerce beklemişimdir.[5] Onun fotoğraf sanatına bakışının temelinde sahicilik, ‘’kendiliğinden’’lik yatmaktadır. Ara Güler, poz verilmesinden hoşlanmaz; fotoğrafçının fotoğraf çekerken ortamda adeta yok olması gerektiğine vurgu yapar. Çünkü çektiği tüm fotoğraflarda insanları mesleklerini icra ederken veya günlük koşuşturmaları içerisinde görürüz. Onun amacı anı dondurmaktır.

Ülkenin çoğu yerini fotoğraflamış olsa da Ara Güler bir İstanbul fotoğrafçısıdır, zihinlerde böyle yer etmiştir. İstanbul’un mimarisi, sanatı, kozmopolit ruhu onun nabzında atar. “İstanbul’da doğdum, İstanbul’da yaşadım, İstanbul’da öleceğim… Ben binlerce yıldır İstanbul’dayım… Hep buradaydım…’’[6] Bazı sanatçıların bazı şehirlerle eşleştirilmesi Ara Güler ile İstanbul için de geçerlidir. Yüzyıllardır bu toprakların hamurunda izi vardır Ermenilerin ve Güler bu kadim şehrin mirasına sanatıyla sahip çıkmayı tercih etmiştir. İstanbul’un yıllar içerisinde yaşadığı demografik ve mimari değişiklikler onun fotoğraflarında da karşılığını bulur. 1950’lerden itibaren yoğun göç dalgasıyla birlikte İstanbul’un nüfusu artmış, artan nüfusun belirli ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına şehirleşme çalışmaları kapsamında İstanbul’da birçok yıkım gerçekleştirilmiştir. Yaşanan bu yıkımların ardından eski İstanbul’un mimari anlamda silüeti de değişmiştir. Ara Güler’in fotoğraflarında yaşanan bu tarihsel dönüşümün izlerini bulabiliriz. (G 4,5) Bu bağlamda bakıldığında Ara Güler’i Osmanlı dönemi vakanüvislerine benzetmek mümkündür. Vakanüvisler tarihi olayları kayda geçerken Ara Güler fotoğraflarıyla ülkenin tarihi dönemlerine ışık tutar. Deklanşöre basıldığı andan itibaren artık tarihsel bir belgeye dönüşen fotoğraflar geçmişe ait anların görsel kayıtları olarak bize, o döneme ait bilgi edinme ve o döneme ait kültürel yapıları deneyimleme imkanı sağlayan somut veriler sunmaktadır.[7] Ara Güler’in İstanbul’a ait fotoğraflarında İstanbul meyhane kültürünün izlerine de rastlanmaktadır. Ara Güler’in 1950’li yılların sonlarında İstanbul’un  koltuk meyhanelerinde çektiği fotoğraflarda, sosyo-ekonomik olarak toplumun alt kesiminde olan insanların efkârlı, yorgun ve bazen de alkolün tesiriyle geçici olarak kaygılarından uzaklaşmış yüz ifadeleri görülmektedir.[8] Dönem insanının eğlence kültürünün bel kemiğini oluşturması açısından meyhane kültürü önem arz etmektedir. Çektiği fotoğraflarda koltuk meyhanelerine gelen insanların sosyo- ekonomik açıdan alt-orta sınıfa mensup insanlarken gedikli meyhanelere gelen insanların refah seviyelerinin daha yüksek olduğu kıyafetlerinden, tüketilen yiyeceklerden anlaşılmaktadır. Şehrin nabzını tutmak, yaşanılan anı kayda geçirmek bağlamında düşünüldüğünde eğlence kültürünün izlerini barındıran fotoğrafların önemi anlaşılacaktır.( G 6,7)

Ara Güler, Türkiye’nin arkeolojik mirasına ve mimari eserlerine büyük önem vermektedir. Aydın’da katıldığı bir yurt gezisi sırasında yolunu kaybedip Aphrodisias Antik Kenti’nin yer aldığı köyde konaklamış, sabah gördükleri karşısında gözlerine inanamamıştır. Bin yıllık tarihi kalıntılarla köylüler iç içe yaşamakta, köylü kadınlar lahitlerin içerisinde çamaşır yıkamaktadır. Ara Güler’in kent ile ilgili yazdığı makaleleri yurt dışındaki basın kuruluşlarına ulaştırmasının ardından antik kent ile ilgili kazı çalışmaları başlatılmış, bu tarihi miras tüm dünyayla paylaşılmıştır. Fakat Ara Güler, kentin keşfi sonrası köyün boşaltılmasını doğru bulmaz. Sanatçı, tarihle yaşamın iç içe olması gerektiğini savunur. Ara Güler, Osmanlı Dönemi’nin ünlü mimarlarından Mimar Sinan’ın eserlerine de özel bir ilgi duymaktadır. Ona göre mimari eserlerin içinde barındırdığı estetik, insanda derin izler bırakmaktadır. Süleymaniye Camii’ni ziyaret ettiğinde orayı tanrıyı hissettiği yer olarak tanımlar. Fotoğraflarında anıtlarla insanların ilişkisine odaklanmayı tercih eder. Bu tarz anıtlar ancak insanla anlam bulmaktadır, yaşamaktadır.

Ara Güler ayrıca Türk ve dünya sanatına damga vuran birçok sanatçıyı da fotoğraflamıştır. Orhan Kemal, Cevat Şakir Kabaağaçlı  (Halikarnas Balıkçısı), Aziz Nesin, Kemal Tahir, Yaşar Kemal gibi yazarlar; Nazım Hikmet Ran, Orhan Veli Kanık gibi şairler; Âşık Veysel, ressam Fikret Muallâ, tiyatrocu Muhsin Ertuğrul gibi çok çeşitli ünlü ile röportajlar yapmış ve fotoğraflarını çekmiştir. Ayrıca fotoğrafladığı simalar arasında Alfred Hitchcock ve Federico Fellini gibi film yönetmenleri; Pablo Picasso, Marc Chagall ve Salvador Dali gibi ressamlar; şair Louis Aragon bulunmaktadır.[9] İsmi geçen simaların fotoğraflanma serüveni ise birbirinden ilginçtir. Bazı sanatçılarla halihazırda bir dostluğu bulunurken bazı sanatçıları fotoğraflayabilmek için günlerce çaba sarf etmiş, pes etmemiştir. Bu azmi de Ara Güler’in mesleğine duyduğu tutkunun tezahürüdür. Birçok kişinin hafızasında ismi geçen sanatçılar ile ünlü fotoğrafçının çektiği fotoğraflar eşleşmektedir. (G 8, 9) Bahsedilen fotoğrafların çoğunun siyah beyaz oluşu şiirselliği de arttırmıştır. Sanatçının çektiği diğer tüm fotoğraflar gibi bu fotoğraflar da hikayesi olan fotoğraflardır.  Adeta fotoğraflardan, sanatçıların hikayesi sızmaktadır.  Bunlar anlatılabilirin değil anlatılmazın peşinde fotoğraflardır.[10]

Kendini ‘’Peralı’’ olarak tanımlayan ve doğup büyüdüğü şehirle nefes alan büyük fotoğrafçı Ara Güler, neredeyse şehrin tüm yüzlerine şahit olmuştur. Cumhuriyet’in ilanının ardından başkent olma vasfını kaybeden İstanbul, kültür başkenti unvanını her daim korumuştur. Ünlü fotoğrafçı, bu çok renkli, çok sesli şehrin tam kalbinde yer alır. Onun fotoğraflarıyla başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun ve dünyanın değişimine şahit oluruz. Şehirleşmenin getirilerinin yanında mimari anlamda İstanbul’dan neleri götürdüğünü yine onun karelerinden öğreniriz. O, bizim gözümüzde bir vakanüvistir. Görsel tarihe onun fotoğrafları aracılığıyla ulaşırız. Kendi ifadesine göre arşivinde yaklaşık 8000 bin dia fotoğraf bulunmaktadır. Bunların 100 bini İstanbul fotoğraflarından oluşmaktadır.[11] Ömrünü deklanşörü aracılığıyla dünyayı ve insanı kaydetmeye adayan bu usta isim, ‘’sanatçı’’ kelimesinin çağrıştırabileceği çoğu inceliğe sahip bir kişiliktir. ‘İstanbul’un Gözü’’ iyi ki bu mirası bize bırakmış, iyi ki makinesini elinden hiç düşürmemiş!


[1] Toplumsal Bellek Kaydı Olarak Ara Güler’in Meyhane Fotoğrafları / Melis Yenici (Yüksek Lisans Öğrencisi), Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Fotoğraf Ana

Sanat Dalı, İzmir, Türkiye.

[2] Ara Güler’in hayatını anlatan belgeselin ismi, aynı zamanda fotoğrafçının lakabı. Belgeselin yönetmenleri : Binnur Karaevli, Fatih Kaymak.

[3] Ara Güler’in Sanata ve Fotoğrafa Bakışı / Tamer Akça, Yüksek Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mersin Üniversitesi, 2018

[4] Melis Yenici/age

[5] Şeyda Sever’in Ara Güler ile yaptığı söyleşiden alıntıdır. Aktaran FOTOĞRAF VE TEMSİL: Ara Güler’in İstanbul’a Bakışı /Tuba AYTEN/ Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi

[6] Ara Güler’in kendi sözüdür. Aktaran:Tuba AYTEN/age

[7] Melis Yenici/age

[8] Meli Yenici/age

[9] Tamer Akça/age

[10] Tuba Ayten/age

[11] Tuba Ayten/age

Latest posts by Hatice Akalın (see all)

Yorumlar kapatıldı.