Yazar: 19:15 Film İncelemesi, İnceleme

Bir Tutunamayanlar Korosu: Leyla’nın Kardeşleri

Yönetmen: Saeed Roustayi

Oyuncular: Taraneh Alidoosti, Saeed Poursamimi, Navid Mohammadzadeh, Payman Maadi, Farhad Aslani

Yapım: İran

Süre: 160 dk.

Ödüller-Gösterim: 2022 Cannes Film Festivali-Fipresci Ödülü

2022 Miami, Zürih, Singapore, Santa Barbara, Ghent, Hong Kong, Busan, Sao Paolo, Münih Film Festivalleri

Yönetmenliğini ve senaristliğini Saeed Roustatee’nin üstlendiği 2022 yapımı Leyla’s Brothers ( Leyla’nın Kardeşleri) üzerine çokça söz söylenebilecek, katmanlı bir film. 2022 Cannes Film Festivali FIPRESCI Ödülü’nün de sahibi olan film kırk yaşında, ailesiyle birlikte yaşayan ve tüm ailenin yükünü omuzlamış olan Leyla ve dört erkek kardeşinin yaşamını merkeze alıyor. Leyla’nın Kardeşleri, izleyicinin dikkatini bir an olsun kaybetmesine imkân vermeyen, soluk soluğa izlenebilecek bir yapım olmuş. Yazının başında da belirttiğimiz gibi film katmanlı bir yapıya sahip ve bu katmanları deştiğimizde filmin bizi birçok konuda düşünmeye sevk ettiğini görüyoruz. ABD-İran ilişkileri, aile içi çatışmaların yarattığı yılgınlık hissi, İran’ın ekonomik ve toplumsal durumu, kadın hakları, sınıf mücadelesi ve kapitalizmin acımasızlığı filmde deşilen konulardan bazıları. Birçok açıdan değerlendirilebilecek bu filmi, biz bu yazıda daha çok aile ilişkileri ve Leyla ile kardeşi Alireza’nın ilişkisini merkeze alarak incelemeye çalışacağız.

Yer yer komedinin unsurlarını barındırsa da film bana daha çok Yunan tragedyalarını çağrıştırdı. Film boyunca tüm karakterlere hem kızıyor hem de hak veriyoruz. Çünkü onlar bu hayatta kendilerine biçilmiş rolleri oynamakla mükellefler sadece, kaderlerini değiştirme gibi bir güce sahip değiller. Bu yüzden Leyla ve kardeşleri, kaderlerinin onlar için hazırladığı oyundan bir türlü kaçamıyorlar. Tıpkı tragedyalarda olduğu gibi filmde de karakterler sanki olacakların hepsinden haberdar ve bunu içten içe kabul etmiş, fakat yine de içine düştükleri çukurdan çıkmak için çokça çaba gösteriyorlar. Bu çabanın merkezinde ise evin tek kızı Leyla var. O, artık yaşlanmış olan ebeveynleriyle yaşayan, onların tüm sorunlarıyla neredeyse tek başına ilgilenen biri ve sanki yitip giden gençliğine ağıt yakar gibi filmdeki birçok sekansta ağlarken karşımıza çıkıyor. Biz, bu ağlama nöbetlerini bazen aşırı tepkiler olarak yorumlasak da Leyla söylemedikleriyle bize çok şey anlatıyor.

Leyla, yetişkin bir kadın olarak anne ve babasının tüm arka bahçelerini görmüş biri ve bu yüzden onlara karşı en sert tepkileri yine o veriyor. Onun ebeveynlerine kurduğu cümleler kulağa her ne kadar acımasızca gelse de tüm hayatı o ev ve evin sorumlulukları olan bu kadına hak vermeden de edemiyoruz. Filmdeki baba karakteri ise hakkında başlı başına bir yazı yazılabilecek derinlikte çizilmiş. Saeed Poursamimi, film boyunca oyunculuğuyla göz dolduruyor. Diğer karakterler gibi Saeed Poursamimi de tam tragedyalara yaraşır bir karakter profili sunuyor izleyiciye. Fakat yazının çerçevesini çok dağıtmamak adına biz, bu yazıda Leyla’nın babası ile ilişkisi üzerinde daha çok duracağız. Babasının hayatı boyunca sağlıklı kararlar alamayan biri olduğunu bilen Leyla’nın ona karşı sevgi besleyip beslemediğine dair film boyunca hep şüpheye düşüyoruz. İşin garip yanı bu konuda ona kızamıyoruz. Bu da yönetmenin filmi ve senaryoyu ne denli sağlam inşa ettiğinin bir göstergesi. Herkesin ailesine karşı zaman zaman içine düştüğü yılgınlık, tükenmişlik ve öfke hissini Leyla çok yoğun yaşıyor. Ailenin geçmişine, babasının yaşamlarında açtığı oyuklara dair onun ağzından dökülen cümleleri duyduğumuzda biz de aynı öfkeyi ta yüreğimizde hissediyoruz.

Dört erkek kardeşin her biri farklı yaradılışlara sahip ve film boyunca yaşanan olaylara çok farklı tepkiler verebiliyorlar. Fakat Leyla da dahil tüm kardeşlerin ortak yanı, hayatta bir şeyleri olduramamaları. Onlar, aslında birer tutunamayan. Film boyunca biz de onların talihlerinin döneceğine inanıyoruz ama bu inancımız defalarca yarıda kalıyor. Aile tam düze çıkıyor derken bir başka kardeşin içine düştüğü çıkmaz bizi karşılıyor. Bu çıkmazların inşasında da babalarının hayata bakışı, gerçeklikten uzak beklentileri, ikiyüzlülüğü çokça etkili oluyor.

Filmdeki tüm kardeşlerin kendi hikâyeleri var, fakat Leyla ile ilişkisi bağlamında Alireza, zannımca bir adım öne çıkıyor. Çalıştığı fabrika batınca apar topar ailesinin yanına dönen Alireza, yıllardır kaçtığı kaosun içinde buluyor kendini. Bilinçli bir uzaklık sonucu ailenin sorunlarına da yabancılaşan karakterimiz, ablası Leyla’nın ısrarı üzerine yanlarında kalıp onlarla ortak bir iş kurmaya karar veriyor. Alireza, diğer kardeşlerin aksine babasının bencil isteklerine, tutarsız tavırlarına daha demokratik bir pencereden bakmaya çalışıyor. Ortadoğu toplumlarında pek olmayan aile içi sınır kavramını sanki karakterimiz ısrarla bize hatırlatmaya çalışıyor. Babasının hatalarının farkında olmakla birlikte ona karşı, kardeşleri gibi müdahaleci bir tavır takınmıyor. Belki de uzakta oluşu sebebiyle, ailenin Leyla’nın ruhunda açtığı yaralara oranla daha az yaralandığı için babasına dair duygularını henüz kaybetmemiş diyebiliriz.

 Filmi izlerken aslında gerçek birer yetişkin olamamış ebeveynlerin, çocuklarının yaşamlarında nasıl da derin yarıklar açabildiğini bir kez daha görüyoruz. Ayrıca İran ile sosyoekonomik açıdan ne kadar benzer bir kadere sahip olduğumuzu iliklerimize kadar hissediyoruz. Filmde yaşanan trajedi, aslında hepimizin trajedisi. Belki de bu yüzden film boyunca karakterlerin içine düştüğü boğuntu hissi izleyiciye çok net geçiyor. Ayrıca filmde, İran sinemasının o şiirsel dili, karakterlerin duygu geçişleri, Leyla ile Alireza arasındaki diyaloglar aracılığıyla bize aktarılıyor. Hem metin hem de ele aldığı meseleleri göz önünde bulundurulursa Leyla’nın Kardeşleri, bir kez izlemenin yeterli olacağını düşünmediğim filmlerden oldu. İzleyiciye tadına doyulmaz bir seyir keyfi ve kafasını kurcalayacak bolca soru vaat eden bu başyapıtı bir an önce izlemeniz dileğiyle…

Editör: Onur Özkoparan

Visited 15 times, 1 visit(s) today
Close