İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tüneli Yaratmak mı Tünelde Kaybolmak mı?

Son güncelleme tarihi 21 Ocak 2022

Ernesto Sabato ve Eseri “Tünel”e Bakış

24 Haziran 1911’de Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te dünyaya gelen Latin Amerika yazarlarından Ernesto Sabato bir asırlık yaşamına pek çok başarı sığdırmıştır. Üniversite eğitimini fizik ve matematik alanlarında almış, birçok araştırma yürütmüş, bazı gençlik hareketlerine katılmıştır. Fizik alanında doktorasını alan Sabato ileriki yıllarda bilimin yanlış kullanılması nedeniyle bilime olan ilgisini yitirmiş, hükümeti eleştirmesiyle de üniversitedeki işine son verilmiştir. Bu da onun bilimden tamamen kopmasına neden olmuştur.

İnandığı ve savunduğu bazı fikirlerde de kuşkuya düşen yazar birçok Latin Amerika yazarı gibi yolunu Paris’e düşürmüş, orada ilk romanı olan “Bir ve Evren”i yazmıştır. Aslında çok üretken olan yazar, yazılarını yakıp yok etme eğiliminde olmuştur. Yalnızca üç romanı olmasına karşın Latin Amerika edebiyatında adından çokça söz ettirmiştir. Onun bu ünü “ Tünel” adlı eserinin Albert Camus tarafından çok beğenilerek Fransızcaya çevrilmesini önermesi ile daha da artmıştır. 

“Anlamlı değil biliyorum ama gerçekten yaşamım bir şeyleri yok etme eğilimi içinde geçti. Başkalarının değil ama kendimin olanları. Belki çalışmalarımı yetkinlikten ve saflıktan uzak; ateşi ise durulaştırıcı buldum. Uzun yıllar üzerinde çalıştığım Kahramanlar ve Mezarlar‘ı yakmak üzereydim, eşim bu kararım nedeniyle hastalandı. Ben de fikrimi değiştirdim,” der.

“Kahramanlar ve Mezarlar” Sabato’nun başyapıtı olarak değerlendirilse de bugün burada onun bir üçlemesinin (Tünel, Kahramanlar ve Mezarlar, Karanlıkların Efendisi) ilk kitabı olan “Tünel”e bakacağız.

“Birini seviyorsan onu öldürme demek kolay
Oysa her aşık önce kendine sonra yanındakine cellat…”
(Birhan Keskin)

Tüneli Yaratmak mı Tünelde Kaybolmak mı?

“Juan Pablo Castel yani Maria İribarne’yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım…” şeklinde sonun baştan peşin peşin söylenerek başladığı bu romanda yazar bizden olayın ruhuna bakmamızı ister. 

Eserde kahramanımız eleştirmenlerin yere göğe sığdıramadığı bir ressamdır fakat ressamımız eleştirmenlerin ve insanların asıl görülmesi gereken şeyleri görmediğini, bir çeşit sığlık içinde, birbirini tekrar eden kopya hayatlar ve fikirler yaşadığını düşünür ta ki resminin karşısında durup da ondaki derin manayı anladığını fark eden Maria İribarne’yi görene değin. Bir şekilde hayatlarını kesiştirdiği Maria İribarne, tek resmini değil onun ruhunu da anlayan tek insan, karanlığın sonunu işaret eden tek ışık olur Castel için.

Kuşkular, sanılar, sanrılar, kıskançlık ve takıntılarla  giderek  saplantılı bir ruh taşmasına dönen bu ilişkiyi artık ressamın an be an kendini inandırdığı farazi çıkarımlar yönetir. Dünyasını bir türlü çözemediği Maria’nın  yaptığı veya söylediği şeylerin bir anlamı yoktur. O sonsuz bir sahip olma arzusu ile Maria’nın çözemediği yapısı karşısında  giderek zihninin koyulttuğu tünelinde meşum sona doğru gitmektedir. 

Bilim insanı yanının eserini beslediğini düşündüğüm yazar, sıradışı bir zihnin adım adım gerçeklik duygusunu yitirişini, deliliğe sürüklenişini  gergin, ruh sıkıntılı yine de elimizden bırakamadığımız  bir yolculukla verir bize. Anlatımın birinci ağızdan olması eserin gerçekçiliğini ve etkileyiciliğini artırırken kahramanın kendini aklamaktan ziyade resmindeki penceresinden onun gözüyle bakmamızı sağlayan sakınımsız, objektif bir tablo çizer bize.  Alışılagelmiş Latin Amerika eserlerinin o alt okumalarında sıklıkla rastladığımız devrim günleri, büyülü gerçekçilik, yerel kültür gibi unsurlara rastlamadığımız bu eser varoluşçuluğa güzel vurgular yapan, cinayet romanı gibi görünen psikolojik bir eserdir. Albert Camus’un bu eseri beğenerek  dünyanın tanımasına vesile olmasını gayet iyi anlamaktayız. Ayrıntı Yayınları tarafından çıkan eserin ruhunu bize oldukça başarılı geçiren çeviri Pınar Savaş’a aittir.

Hücresinde bizi konuk eden Castel’in ruhu felaha ermiş midir yoksa tünelinin çıkış işaretçisi tek aydınlığını karanlığa boğduğu için tüneli daha da mı koyulaşmaktadır? Siz sevgili okurların görüşüne bırakarak yazımı  Oscar Wilde’ın “Oysa herkes öldürür sevdiğini…” dizeleri ile tamamlamak istiyorum. En kısa sürede serinin ikinci kitabı “Kahramanlar ve Mezarlar” eserinin incelemesi ile görüşmek üzere.

Keyifli okumalar.

Kitaptan Alıntılar

… Sadaka veren insanların vermeyenlere oranla daha iyi kalpli ve cömert olduğu düşünülür. Bu teorinin kolaycı ve uydurma olduğunu söylemeliyim. Herkes bir dilencinin( gerçek bir dilencinin) sorunlarının birkaç peseta ya da bir parça ekmekle çözülemeyeceğini bilir, sadaka yalnızca verenin kendini iyi ve cömert hissetmesine yarar, veren ruh huzurunu ve “cömert” unvanının satın alır. Oysa ruh huzurunun ve cömert biri olduğu düşüncesini satın almak için günde birkaç pesetadan fazlasını harcamayan bu insanların aslında ne cimri ne dar kafalı olduğunu bir düşünün! Önemli olan insanın ruhunun gerçekten ne kadar temiz olduğu ve ikiyüzlülük yapmadan ( ve sömürmeden) insanlığın yokluğunun ortadan kaldırmak için ne verebileceğidir! (syf. 62/ 63)

… Bir süre için birbirimize ulaşabildiğimizin ayırdına varıyordum, aynı şeyi düşünmüş ya da hissetmiş olduğumuzu anlamamız için birbirimize bakmamız yetiyordu ama o güzelim anlar çok kısa sürüyor ve çoğunlukla içinde yaşadığımız anlatamama ve anlaşılamama durumu korkunç bir karamsarlığın eşiğinde geri dönüyordu… (syf .77)

… Bir an bu saçma dünyanın gökdelenleriyle, tanklarıyla, hapishaneleriyle bir kurgudan başka bir şey olmadığını; kötü bir kabusun gökdelenleri, tankları ve hapishanelerinden daha fazla bir gerçekliği olmadığını düşündüm… (syf. 93)

… “Yalnızca kendimizi düşünmeye hakkımız yok, dünya çok karmaşık” demişti. Bu sözlerle ne demek istediğini sormuştum. Bana daha da ters bir tavırla “Mutluluk acıyla çevrilidir,” yanıtını vermişti…(syf.112)

… her şeyin benim bir uydurmam ya da inancım olduğunu düşünüyordum; ne olursa olsun tek bir tünel vardı, karanlık ve yalnız: Benimki; çocukluğumun, gençliğimin, tüm yaşamımın içinde geçtiği o tünel… (syf. 145)

                              Esra Bitmez

Yorumlar kapatıldı.