Yazar: 11:35 İnceleme, Kitap İncelemesi

Yaşatma İnadından Ölümsüzlüğe…Günler Aylar Yıllar

Dümdüz gittiniz mi doğuya varırsınız, dedi ihtiyar.

-Ya sen ne yapacaksın?

-Benim tarlada bir tane mısır filizi çıkmış.

-Bir mısır filizi seni açlıktan kurtarabilir mi ihtiyar?

-Yetmiş iki yaşındayım, üç gün boyunca yürürsem yorgunluktan ölürüm zaten. Öleceksem kendi köyümde öleyim bari.[1]

Büyük kuraklık yıllarında Çin… Yer Balou Sıradağları, Haziran 19… Köylüler uzun süredir kaçmayı planlıyordu. Tarlalardaki buğday kuraklıktan ölmüş, dağlardaki toprak kıraçlaşmıştı. Köyde üç gün boyunca bir göç akışı yaşandı. Köylüler gece gündüz demeden dağ yolunu aşındırıp dış dünyaya doğru yola koyuldu. Geriye yetmiş iki yaşında ihtiyar bir adamla ona yoldaş olan bir kör köpek kaldı. Yalnızlığın perde perde çöktüğü vadilerde güneş, susuzluk, sıçan ve kurt sürüleri ile umudun temsili bir mısır fidesi vardır.

Bu yazımda sizlere dünya edebiyatına adını yazdırmış Yan Lianke ve eşsiz eseri Günler Aylar Yıllar’dan bahsedeceğim. Günler Aylar Yıllar iklim koşullarının insanı zorladığı yıllarda halkın yaşam alanlarını peyderpey terk etmesi üzerinden umudu işaret eden lirik ve etkili bir anlatım. Yazarın çocukluk yıllarına denk gelen ülkesinin o hali, onu belli ki oldukça etkilemiş. Hatta yazar kendisi bir ifadesinde o dönemin yazarlarının bu gidişat karşısında hiçbir şey yazmadığına, bunu ağızlarına dahi almadığına oldukça içerlediğini söylüyor. Öyle sanıyorum ki bu içerleme onu yetişkinlik yıllarında yazmaya zorlamış. Ailesinin okuyarak tarım ile ilgilenmesini beklediği Lianke, bu istek yerine farklı bir yol tutturmayı seçmiş. Çünkü kendisinin de ifade ettiği gibi kırsalı hiç sevmiyor. Kırsal onda yoksulluk ve yoksunluk izleri taşıyor. Hoş, tutturduğu yolu da ona kendi ülkesinde büyük mutluluklar vadetmiyor açıkçası. Uzunca bir dönem yazdığı yazılar ya basılmıyor ya yasaklanıyor ya da basıldıktan bir yıl sonra yasaklanıyor. Yine de onun bu durumu dünya tarafından fark edilmesine engel olmuyor. 2014 yılında ülkesi için bir ilk olan Franz Kafka Ödülü’nün, 2016 yılında Man Booker Uluslararası Ödülü’nün sahibi oluyor. Kendi Ülkesinde de prestijli bir ödül kabul edilen Lu Xun ve Lao She Edebiyat Ödülü’ne layık görülüyor.

Lianke kalemini ilk olarak Can Yayınları’ndan çıkan Patlama Kayıtları adlı eseri ile tanımış, biraz hacimli diyebileceğim kitabı keyifli bir akışla okumuştum. Günler Aylar Yıllar ise bir novella aynı zamanda çok daha akıcı, etkileyici ve düşündürücü bir eserdir yorumunu yapabilirim.

Bu kadar alkış toplayan bu etkileyici kitap bir varoluş, bir yaşatma inadıdır. Susuzluk ve kıtlığın bir kâbus gibi çöktüğü köyden herkes bir parça yiyecek ve içecek bulma ümidi ile ayrılır. Geride sadece bir ihtiyar ve ‘Kör’ adını vererek sahiplendiği köpeği kalır. Köpek gerçekten de kördür çünkü o, halkın inanışı gereği güneşi havlamaları ile korkutup geriletmesi için yüzü kızgın güneşe dönük şekilde sunağa bağlanan bir köpektir fakat o yıl güneşin inadını hiçbir şey kıramaz ve günler sonunda güneşe bakmaktan kör olan köpeği ihtiyar adam sahiplenir. Onlar artık varlıkta da yoklukta da ölümde de beraberlerdir. Başlangıçta günler o kadar da fena gitmez. İhtiyar adam mısır fidesini dikmiştir. Günler onun etrafında döner. Onu susuz bırakmamak, köylüler dönene kadar bir koçan mısır haline getirmek en büyük gayedir. Tabii bu esnada ihtiyar adam ve kör köpeğin de yaşamda kalması bir o kadar gereklidir. Kızgın güneş, ellerindekini her geçen gün hızla tüketip bitirmektedir. -Çaresiz- köylülerin girilen evlerinden eli boş dönülür, kuyuya sarkıtılan yorgan da daha hafif, daha kuru çıkmaktadır. İhtiyar adam artık birkaç damla su için güneşle kavga etmektedir. Yalnızlığın hüküm sürdüğü ve güneşin kırbacının fasılasız şakladığı Balou Dağları yalnızlığın içinde büyük bir kalabalıktır da aynı zamanda çünkü açlık ve susuzlukla mücadele eden sadece ihtiyar adam ve kör köpeği değil bir mısır darısı, bir damla su peşinde olan sıçan ve kurt sürüleridir de. Kitabın belli bölümlerinde gerilim ve heyecanın arttığı satırlarda dağ sırtından tozu dumana katarak gelen sıçan sürülerinin bıraktığı tozu, tüyü ve ağır kokuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İhtiyar adamın günlerin susuzluğu ile bir gölet bulma sevincini hissederken boz ve gri tüylü kurtların nefeslerini de ensenizde aynı şekilde hissediyorsunuz ve ihtiyar adamın yaşatma inadının bir parçası oluyorsunuz farkında olmadan.

Yazar eserinde açlıktan ve susuzluktan çıldırmış vaziyette saldırganca akın eden sıçan sürülerinden eser boyunca bahseder. Yeri gelmişken bu konu ile ilgili bir anekdotla es vermek istiyorum. O dönem Çin Komünist Parti’si hijyen sebebiyle bazı canlılara karşı savaş açmış: fareler, sinekler, sivrisinekler ve serçeler. Bu canlıların hastalık yaydığına inanıyorlarmış. Serçelerin ise tohumları yediği aynı zamanda kapitalizmin sembolü sayıldıkları için yok edilmeleri gerektiğine inanıyorlarmış. O nedenle o yıl ülkede çokça kuş ve sıçan katliamı yaşanmış fakat ekosistemin önemli parçaları olan bu canlıların sayısındaki büyük azalma doğadaki yararlı başka dengeleri etkileyince bu politikadan vazgeçilmiş.

Yoksunluğun dalga dalga arttığı kitapta öyle bir noktaya gelinir ki ideal her şeyin üstüne çıkar ve o ideali yaşatmak için yaşamlar arasında yazı tura atılması gerekir. Mısır tanesi büyüyene, köylüler dönene kadar biri yaşamda kalmalıdır. İnsan olmanın Nirvana’sını gördüğümüz, okuru duygulandıran, duygulandırırken de düşünmeye sevk eden satırlar okuruz. Eserin başından beri Kör köpeğin ihtiyara ve mısır fidesini korumadaki sadakatine hayranlık duyarız. İhtiyar da köpeği için benzer duyguları paylaşır. Öyle ki birkaç yerde geçen şu cümlelere tanık oluruz:

Ağlama, dedi ihtiyar, öldükten sonra eğer bir sonraki hayatımda bir hayvan olarak yeniden doğarsam, sen olarak doğmak isterim, eğer sen de bir insan olarak yeniden doğacak olursan, benim oğlum olarak doğabilirsin, böylece birlikte yaşamaya devam edebiliriz.”[2]

Eserin tamamına yedirilmiş güçlü bir varoluş olgusu görürüz. İhtiyarın koskoca dağ başında yalnız kalacağını belki yalnız öleceğini bile bile köyü terk etmemesini, köyünün gelecek umudunu bir mısır fidesini yaşatmaya adarken kendini bu yaşamda anlamlı kılmak adına çektiği tüm sıkıntıları, yaşamdaki yerimiz ve amacımızı bize de sorgulatır. Yolunu açtığı bu sorguya da eşlikçi olur.

” Kör sen söyle, dedi ihtiyar, insan bu dünyaya böyle bir hayat sürmek için gelmedi mi zaten? İhtiyar, köpeğin ona cevap vermesini beklemeden, kendi sorusuna kendi cevap verdi: bence öyle. Sonra dedi ki ama kocayınca öyle olmuyor; kocayınca bir ağaç, bir tutam ot ya da torun torba için yaşamaya başlıyorsun. Yaşamak ölmekten yeğdir yine.”[3]

Esere biraz da yöntem ve üslup penceresinden bakmak gerekirse eserin mitorealizm dediğimiz edebi yöntem ile kaleme alındığını söylemek mümkün. Mitorealizm,  vahşi hayal gücü ve alegorilerle dolu tarz veya çoğu kişi tarafından konuşulmayan konuların anlatıldığı edebi yöntemdir. Eserde kuraklık ve buna bağlı varoluş olgusu abartıya kaçmadan fakat çok gerçekçi şekilde hissettirilerek verilir. Eserin bir yerinden sonra ihtiyar adamın kendisi olursunuz. Kitabın tesirinde çevirinin büyük payı yadsınamaz. Eser Türkçeye Erdem Kurtuldu tarafından çevrilmiş ve Kurtuldu bu çevirisi ile 2020 Talat Sait Halman çeviri ödülüne layık görülmüştür. Kurul ödül verme gerekçesini ise şöyle açıklamıştır:

“Ürkütücü ve zihinden çıkmayacak imgelerle örülü bu metnin kendine özgü temposunu Erdem Kurtuldu’nun büyük bir ustalıkla Türkçeye aktardığı kanaatindeyiz. Korkunçluğun da güzelliğinin olabileceğini hatırlatan roman toplumsal bir alegoriyle, açlıktan ve sususzluktan ölmenin aşırı gerçekçi anlatımını birleştiren zorlu bir metin. Bu zorluğun üstesinden gelebilen Türkçe metin bizlere hem kahramanımızın yaşama inadını hem de onu çevreleyen dünyanın yıkılışının ürpertisini hissettirmeyi başarabildi.”

Biz de böyle değerli bir metni Türk edebiyatına ve okurlarına başarıyla nakleden Kurtuldu’ya teşekkürü bir borç biliyoruz. Jaguar Yayınlarından çıkan 102 sayfalık bu eşsiz eseri tüm okurlara tavsiye ederim.

Yedi mısır tanesiyle ölümsüzlüğün kapısını aralayan ihtiyar ve kör köpeğinin bu etkileyici hikâyesi uzunca bir süre hafızanızı meşgul edecek. Ve son olarak yaşamda kim veya ne olursanız olun turayı seçtirdikten sonra her iki yüzü de tura olan parayla sizi bahse davet eden dostlarınız olsun.


[1] Yan, LİANKE,  Günler Aylar Yıllar, Jaguar Yayınları, Eylül 2022, s. 10.

[2] Yan, LİANKE, a.g.e., s. 93.

[3] Yan, LİANKE, a.g.e.,s. 24.

Editör: Melike Kara

Visited 20 times, 1 visit(s) today
Close