İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Şey”lerin Anlam Dünyasından Yıldızlara Bakmak

Giriş

Türk şair, öğretmen ve çevirmen olan Behçet Necatigil, Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış olması dikkat çekicidir. Bağımsız bir şair ve fikir adamı olma özelliğini sonuna kadar sürdürmüştür. Yazıları, öyküleri ve şiirleri yanında radyo oyunlarının da var olması, Türk yazarına önemli nitelik kazandırmaktadır. 

Yıldızlara Bakmak oyunu Türk Dili’nin Şubat 1964 sayısında yayımlandıktan sonra, 1965’te “Kadın ve Kedi” oyunuyla birlikte, Necatigil’in ilk radyo oyunu kitabı olan Yıldızlara Bakmak’ın içinde yer almıştır. Yıldızlara Bakmak, Kamuran Şipal tarafından Almancaya da çevrilmiş ve Stuttgart Güney Almanya Radyosunda yine Necatigil’in Emekli oyunuyla birlikte oynanmıştır.” (Pazarkaya, 2016:138). Biz de bu yazıda yazarın “Yıldızlara Bakmak” radyo oyunu üzerinden anlam arayışlarına doğru yol alacağız. Oyun yolcu, arabacı ve gözlemevi müdiresi arasında geçmektedir. Yolcu yola çıktığı gibi rasathaneye gitmek ister. Bu yolculuk sırasında sürekli olarak “Yıldızlara baktın mı?” sorusuyla karşı karşıya gelir. Bu ses bir iç ben sesidir ve bu belirsiz sesler bizi mistik deneyim kaynağına götürür. Yolculuğunu gece yapar ama arabacı yıldızların yollarını aydınlattığını söyler. Yolcu müdire Hanım’ın odasına girdiğinde, buraya gece gelmenin yasak olduğunu öğrenir. Yolcu ise ısrarla yıldızları görmek istediğini söyleyince kadın görünmeyeceğini ısrarla tekrarlar. Burada aslında anlam arayışının az az ipuçları verilmeye başlanır:

“Her şeyin bir öğrenme saati var. Her şeyin bir öğrenme yeri var. Yalnızlıkları öğrenmek için soğuk taş odalarda gece yarılarını beklemek gerekir. Dereleri, gölleri, bahar şafaklarında, kırlarda; denizleri, çölleri, yaz ayları kızgın öğle üzerleri evlerde basık odalarda öğrenirsiniz. Sokakları öğrenmek için uzunca bir süre gün doğmadan yollara düşmek gerekir. Sütçü beygirleri, sebze arabaları geçerken, erkenci kahvelerde çaylar yeni demlenirken, sokak bu vakitlerde sokaktır. Sokakların da bir kişiliği olduğunu unutmayın.”

Anlam arayışı yolunda ışıkların, seslerin, yıldızların, çiçeklerin ve ateş böceklerinin oyunda önemli yeri vardır. Işıkların sadece normal seyrinde yanmasını söyleyen yolcuya kadın uyku tutmayan hastaların ve aşıkların lambalarının sönmeyeceğini söyler. Kadın ışık kadar sesin de önemli olduğunu, her an aynı durumlarla karşılaşacağını yolcuya anlatır:

“Siz görmüş olmak için bakmışsınız. Duymak için baksaydınız görürdünüz. Bir siz değilsiniz artık, ben de görmüyorum yıldızları. (Teselli cümleleridir.) Rasathane müdürü olarak görüyorum ama insan olarak görmüyorum. İnsan yıldızları ne zaman göremez? Ya hiç bakmamışsa ya da çok bakmışsa. Ya açlığındandır görmeyişi ya da doymuş, kanıksamış olduğundan. Gençliğimde çok baktım, gördüm. Şimdi gözlerimi kapayınca içinde buluyorum. Dışımda gördüklerim astronomi, kozmografya yıldızları.” 

Görüldüğü üzere insanın görmek için bakmaya niyetlenme yolunda dıştan içe doğru bir yolcuğa kendisini adaması gerektiğini söyler. Herkes ve her şey dışsal olarak vardır ve görünmeye meyillidirler. Önemli olan içsel olan bir anlam arayışında kendini bulmak ve yol almaktır. 

Sohbet yıldızlardan çiçeklere geçer ve yolcunun çiçeklere bakıp bakmadığı sorgulanır. Bu arada arabacının da duruma şahit olması ve dış unsurların dahi bir şeylerin farkında olması dikkati çeker. Arabacı dizgini düzenleme işinde çiçekleri seyrettiğini söyler ve akşam saatlerinde mor, kırmızı, pembe renkli ışıl ışıl parlayan çiçekleri görmeden geçip gitmeye razı olmadığını da ekler. Yolcu ise bildiği şeylerde ısrarla söylenmeye devam eder:

“Ne zamanım ne halim var, ne de yerden ayrılabilirim yıldızları görmek için. Ne uçmayı bilirim, ne gökten haberdarım. Bir karış bile fazla yükselemem yerimden. Toprağa basmak için bile yapılmış ayaklarım.” 

Müdire Hanım buradan sonra yolcuya şiirlere ve yaşamaya bakıp bakmadığını sorar: 

“Şiirlere baktığınız oldu mu? Hep yere bağlı kaldınız, havalanamadınız. Uçmak şart değil. Başınızı kaldırıp yukarı baksaydınız, bir yaz gecesi mesela, havalanırdınız. (Her şeyi göze alacaksınız.) İşlerinize, gıdanıza, hasta olmamaya baktınız. (Dişler çürük ve hastayım) Hepsi yıldızlara bakmamaktan, hava almamaktan. Yaşamaya da baktınız, yaşayabildiniz mi bari? Yıldızlara bakmadan insan nasıl yaşar? (Ben yaşadım.) Fakat görmediğiniz şeyler var. (Yıldızlara, kırlara, derelere uzak kaldım ama zeytinyağlı baklanın üzerinde dereotlarını gördüm.) Bakla çiçekleri, nar çiçeği? Rastgele bir bahçede ağaçtaki haliyle görmek gerek.” 

Karşılıklı konuşmalarda da gördüğümüz gibi müdire, yolcunun anlam arayışı yönünde kendini bulmaktadır. Demek ki kendisi de bu yolda var olmuş ve dıştan görülenin aksi olmadığı müddetçe varoluşsal anlamda var olunmayacağını çok aşikar bir şekilde ortaya koymuştur. Tabi yolcu bu süreçte vaktinin olmadığını, gitmesi gerektiğini sürekli söyler durur. “Vaktin olmaması” meselesi, çağdaşlaşma yolunda insanın yalnızlığını ortaya koyan etken olarak yerini belli eder. “Anlamaz çağ ince ayrıntıları, kalın gürültülerde.” diyen yazarın da bu yönde söyleyeceği çok şeyi vardır. Biz ise yazarın söyleyeceği şeyleri onun yazın hayatında bulur ve kendimize pay biçeriz. İnsanın kaderini belirleyen o ince çizginin dönüp dolaşıp aynı yerde var olmasının getirdiği hüznü iliklerimize kadar hissederiz. 

“İnsan aylı gecelerde bir ağaç altında hiç oturmamışsa, saman yollarında gökyüzü kırlarına hiç tırmanmamışsa, kayan yıldızlara karşı bir dilekte bulunmamışsa, arada bir olsun başını göklere kaldırmamışsa, teleskoplarla bakmış ne görebilir ki?” 

Necatigil, arabacının varlığıyla da bir şeylerde farkındalık yaratmak ister. Bu yüzden kadın arabacının halinden ve davranışlarından görmüş geçirmiş olduğunu ifade eder. Kadın ona bile bakmamanın görmeyi doğurmadığını ifade eder. En sonunda pes etmeye yaklaşan adam rasathaneyi şikayet edeceğini söyler. Görmeme sorununu doktora gitmekle çözeceğini zanneden adama karşılık kadın: 

“Bu iş doktor işi değil, yaşamak işi. Beygir yedi içti ve yıldızları seyrediyor. Yaşamasını biliyor beygir. Görmüyorsunuz ki gösteresiniz dostum.” diye cevap verir. Beygir de çiçekleri ve yıldızları görür. Biz ise eğitim ya da aklın burada ne kadar yetersiz kaldığını görürüz. 

Oyunun başında “Yıldızları gördün mü?” sorusuna karşılık oyunun sonunda “Çiçeklere baktın mı?” sorusu var olur. Bakmak ve görmek arasındaki o ince çizginin önemi burada da kendini var eder. Aslında yazar bir nevi çiçeklere bakıp da yıldızları gördün mü demek istemektedir. Bu da bizi oyunun sonuna getirdiği gibi başta var olmaya götürür. Yolcu en sonunda arabacıya çiçeklere götürmesini isteyince arabacı:

“Geç oldu. Bunlar birbirine bağlı şeyler. Çiçekleri gördünüz mü gökyüzüne bakmadan yıldızları da görürsünüz. Geç kaldınız bey, geç kaldınız!” diye oyunun temel izleğini noktalar. 

Görüldüğü üzere Behçet Necatigil sembolleri kullanma konusunda çok iyidir. Şiirlerinde olduğu gibi oyunlarında da semboller yoluyla somutluğa gitmesi dikkatimizi çeker. Kendisinin de oyunları ve şiirleri arasındaki bağlantıyı ifade ettiği gibi; “Radyo oyunuyla şiir arasında yakınlık bulurum ben. Oyunlarda açılır, şiir dünyasına koymadığımı, daha doğrusu şiir gerisinde bıraktıklarımı oyunlarla öne çıkarırım. Okur için, bir boşluğun kapatılması da denebilir buna. Radyo oyunu şiirin tamamlayıcısıdır.” (Necatigil, 2019:204). Bu oyunda bireyin iç dünyasına bakması, yıldızlara bakmak temi üzerinden somutluk kazanır. Oyunun temel sorunsalına baktığımız zaman, normal halli bir insanın günlük yaşayışları ardındaki iç dünyasını zenginleştirmemesi yatmaktadır. Oyun boyunca akıl ve sezginin varlığına da şahit oluruz. Nasıl ki akıl kişinin kendisi olma yolunda bir engel teşkil ediyorsa, sezgi de tam tersi bireyin varlığını duyumsama ve hissettirme yönünden önemlidir. Yolcu modern aklın otoritesinde bir anda kendisinde yıldızlara bakmak isteği uyanır ki, bunu modern aygıtlarla tatmin etmeye çalışır. Oysaki içe yönelmenin herhangi bir aygıta bağlı olmadığı ve olamayacağı gerçeği daima karşısında durur. Bu yüzden de müdire Hanım bize deneyim ve akıl arasındaki karşıtlığı gösterme yolunda merkez konumda yer alır. 

Oyunun yazıldığı yıllarda etkili bir düşünce olarak varoluşçuluk da kendini belli ediyordu. Necatigil ile birlikte o kuşaktan bazıları da bu düşünceye kendilerini teslim ediyorlardı. Yolcunun kendini görmek istemesi aslında görülmesini istediği içindir. Yaşadığı hayattan bir an olsun kaçmak ve kendini belli etmek niyeti taşır. Ancak içten duyumsama başkaları tarafından öğretilmez ve bireyin kendiliğinin farkında olması gerekir. Yer/toprak, yıldız/gökyüzü karşıtlığının bu anlamda yer edinmesi önemlidir. İnsanın yere basmakla günlük yaşantı ve çevresinin etkisinden çıkamamanın zorluğunu yaşamasının yanında gökyüzüne bakmakla var olmanın güzelliğini hisseder. Fatih Özdemir’in de ifadesiyle; “Yıldızlara bakmayı/bakmamayı, sadece doğayla bütünleşmek değil, bireyin kendisi olması, deneyimleriyle kendine bir yön çizmesi ve bunların önünde çevre, toplum gibi engellerin olmasının simgesi olarak değerlendirmek gerekir. ‘Yıldızlara bakmak’ ifadesiyle somutlaşan durum doğadan uzak, akla dayanan insanın kendisi olmasına fırsat vermeyen, insanı her şeye yabancılaştıran bir çağın da eleştirisidir.” (Özdemir, 2021:788). Oyunun yazıldığı çağ da dahil edilince her çağa bu eleştirinin kondurulması kaçınılmazdır. Yılların geçişine inat insan daima vardır ve nesli tükenmediği müddetçe de varlığını devam ettirecektir. Şartlar ve koşullar ise insanı yabancılaştırma yönündeki rollerini ustalıkla sergilemede başarı sağlayacaklardır. 

Sonuç

Behçet Necatigil, ev ile dışarı arasında sürekli bocalaması sonunda yalnızlığa bürünmesini gerek hayatında gerekse eserlerinde çok net belli olur. O şehri anlatan bir şairdir. Sokaktan eve, evden de  kendi içine dönen önemli bir şahsiyettir. Biliriz ki yazarın iç yaşantısı zengindir ve aynı zamanda da bilge bir kişiliğe sahiptir. Bu yüzden de gözlemevi müdiresi ondan izler taşır. Oyunun sonunda gözlemevi müdiresi kendi deneyimini anlatamadığı gibi yolcu da yıldızları göremez. İçimize dönebilmek için ya durmamız ya da hızımızı yavaşlatmamız gerekir. Oysa yolcu “Acelem var!” diyerek bu duruma karşıt bir durum sergiler. İçe dönmenin hızla olan bağlantısını burada görebiliriz. İnsan kendisini modern akla ve çağa uydurmuştur. Dolayısıyla bu durum onu dünyanın zaman anlayışıyla sınırlı hale getirir. Gözlemevi müdiresi ise bu durumun tam tersi olan içsel bir zaman hissiyle sonsuzluğa ulaşma noktasında yerini belli eder. 

KAYNAKÇA

  • Özdemir, F. (2021). “Behçet Necatigil’in “Yıldızlara Bakmak” Radyo Oyununda Deneyim ve Kendilik Ekseninde Anlam Arayışı”, Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi. 
  • https://www.youtube.com/watch?v=krw0jpfHrxk 
  • Pazarkaya, Y. (2016). Unutulmak İsteyen Şair Behçet Necatigil 100 Yaşında. Sözcükler Yayınları. 

Necatigil, B. (2019). Vaktin Zulmüne Karşı Yazmak (Düzyazılar III). YKY.

Fatma Korkmaz
Latest posts by Fatma Korkmaz (see all)

Yorumlar kapatıldı.