İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tercihe Galip Gelen Yöneliş

Akşamın ağır yorgunluğuna inat sabahın hafifletici huzuru vardı üzerimde. Sabah olunca ilk işim pencereye doğru yürümek ve var olan her şeyi izlemekti. Bu böyleydi. Sadece mutlu olmasını bildim, ardından ne getireceğini düşünmeden… 

Zaman denilince herkesin aklına ilk başta ne gelir bilmem; ama bana kalırsa zaman kişiye özel, has ve değerlidir. Nasıl ki bir güvercini elimizde tutup da aniden gökyüzüne saldığımızda bizde bir şey kalmaz ise, zaman da bizimledir ve varlığı ile bilinen güvercin gibi kendi sonsuzluğuna tâbidir. Bu kavramın içini doldurmam istendiğinde söyleyeceğim birkaç şey vardır elbette; kuşların serencamını izlemek, bir çocuğun parkta oynarken kahkahasına ortak olmak, iş yerlerine giden insanların telaşına tanık olmak ve horozun insanları uyandırıcı sesine kulak vermek… 

Ben kendimce bu şekilde tarif edebilirdim zamanı. Olanlara ve olacaklara karşı tavrım buydu. Peki, zamandan bahsetmek bu kadar kolay mıydı? Ben o an pencereye bakıp da “Geçen zamanın ardındaki huzurla anı yaşayayım, kendimi geleceğe emanet etmenin sözünü vereyim.” düşüncesindeydim yalnızca. Ama aniden bu düşünceden kendimi soyutlayıp masada duran kâğıtlara ilişti gözüm. O an bir şey olacağına ve beni yeniden sorgulamaya itecek olan şeye inancım tamdı. Gecikmedi de. Geciken veya ertelenen sadece benim o anda duyduklarım, hissettiklerim ve zamanda erittiklerimdi. Görsel, işitsel ve duygusal anların ardından “Ben buradayım, birkaç adım ötende. Geleceksin biliyorum” der gibi kendinden gayet emin söylemleriyle varlığını belli etmeye çalışan bir şey vardı. Bir şey ki, bütün iç sorgulayışlarıma cevap verecek olmanın gönül rahatlığını yaşıyordu. Biliyordu, kendisine olan adımlarımın aniden ve hızlı hızlı olacağını.  

Hâliyle kalktım yerimden. Kalkışın peşini hızlı adımlar takip etti. Varlığa dair her şeyin uyanışına tanıklık eden doğanın güzel kokusunu içime çekmiş, artık okumaya ve yazmaya yönelmiştim. Bir bitkinlik hâli yoktu üzerimde desem, pek de doğru söylemiş sayılmam. Adımlarımı merakla attığım o an, nikbinliği duyma zamanının geldiği bana işaret edilir gibiydi. Duyuşların ardındaki yaşayışın ipuçları bana verildi, hissettim ve hayata yeniden döndüm. Benim için yeniden dönmek hayata,  sadece içinde bulunduğum zamana bir katkı sağlardı. Zamanın başka bir yanını bilmezdim. Bu bilinmezlik, öğrenmek için adımlarımı atarken kendimi bulmama yardım etti. Kendimi tamamen öğrenme iştiyakıyla, istekle, merakla masaya attığım bir andı. O anı yaşayacak, saatlerimi verecek ve zamanı farklı bir mecrada görecektim. 

Neydi, nasıl, ne olacak? 

Kendimi masaya bırakmadan önce hayallerime ortak olan birçok kuşun uçuşuna, yalnız bir adamın hızlıca yürüyüşüne, arabaların yolda adeta yağ üzerinde kayarcasına ilerlediklerine ve çocukların oyun bahsine şahit olmamı istedikleri zamanlara da yüreğimi açtım ve ortak olmanın mutluluğunu yaşadım. Hisseden, gören ve duyan insanlar için bu böyleydi. Güzelliklerin ardındaki ruh hallerine “Ben de varım, hissediyorum ve seninleyim. El birliğiyle kalbimizdeki kuşları ruhumuzla besleyecek, her bir kanat çırpmalarının dünyaya armağan ettiği ışıltıya gözlerimizi kısmadan bakacağız.” demek, acılarla yoğrulan insanlara “Acıların benim de acımdır, iç çekişlerin benim de nefesime vurulan kelepçedir.” demek insanlık tabiatımızdandı. Çoğu insan için olağan olan bu durumlar karşısında ben de kendimi tam da o zamanın içinde sanırdım. Ta ki masaya gelene dek… Ne olduysa o masaya yönelişimden sonra oldu. Ve olmakla kalmadı, günlerce aklımda kalmanın peşin hükmünü de verdi. Bergson felsefesinde yer alan “Dışımızda, yani ‘mekânda tasarladığımız zaman’ gerçek zaman olarak kabul edilemez; ‘İnsan ruhu ve şuuru için söz konusu olan zaman ile insanın dışında ortaya çıkan zaman’ birbirinden ayrılır.” satırları beni günlerce düşünmeye sevk etti. Tek zaman yoktu masanın üzerinde duran kâğıtlarda. Bir diğer zaman vardı ve ben bunun yeni yeni farkına varıyordum. Yıllarca tek bir kapı ardında kendimi aramışım; şuurumda yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışmayı, sorular sormayı, bir çıkış kapısı aramayı… İşte bu pencere, bu oda, bu masa, bu kâğıtlar ve izlenimlere dair yapılan eylemlerin gözlemcisi bu gözlerim, bir diğer zamanın da ipuçlarını görmeye hazırdılar. 

Hani hayat iniş ve çıkışlar ile vardı ya, gel seni tam da bu noktaya götüreyim. “Ben de iyice merak etmeye başlamıştım, ne iyi oldu” diyeceksin bu yolculuğun sonunda. Hani o çok kırıldığın anlar vardı ya, bir söz söylemeye mecalin kalmadığı, seni kendinden bile yabancılaştıran durumlar…  Yaşayan ama hissetmeyen, duymanın sağırlığına sığınan, bakan gözlerin ağır yükünü taşıyan… İşte tam burada hayatımızın çelişkili, birbirine çarpan halleri kendi zamanına kavuşmakla kalmıyor, seni de içinde bulunduğu zamana çekmenin mutluluğunu duyuyor. O an mekândasın belki. Ama artık içinde bulunduğun mekânın zamanından soyutlandığını bilmelisin. Artık farklı bir zamanda olduğunu sen de kabul etmelisin.

Benliğini bulduğun yerdesin! 

Bundan sonra zaman seninle akmaya, yol olmaya ve yollar tutturmaya başlamış demektir. Bedenen ve ruhen kendini ona bırakmış, ikinci bir zamanla demir parmaklıklar ardındaki özgürlüğüne kavuşmuşsun demektir. Elbette içinde bulunduğun an zahirî olarak seni tutsak etme rolünü üstlenemez. Çünkü o zamanda orada olman gerektiğini, hayata uyum sağlamanın mecburi olduğunu gayet iyi bilmektedir. Diğer taraftan, seni savunduğu mekân olgusundan da tecrit etme hakkını kendinde bulamaz, bunu da bil; çünkü insanın asıl kendini bulduğu yer orasıdır. Bütün çelişkili, çalkantılı yaşayışların barınağıdır. Bunu da bil ki anla diğer bir zamana geçişini, oraya varışını ve asıl olman gereken yerde benliğini kavrayışını… 

Hani Bergson zaman kavramını sunarken bize, aslında kendimize dönmeyi, kendimiz olmayı ve içimize yolculuk yapmayı salık vermez mi bir bakıma? Bence öyle sevgili okur. İçinden geçenleri anlamlandırmakta zorlandığın her ne varsa, işte tam bu noktada ikinci ve altın değerinde olan zaman akmaya başlamış demektir. Seni sen yapmaya yardım eden, içinde bulunduğun mekânı ve anı geriye iterek artık kendi zamanının farkına varmayı isteyen bir yazar vardır karşında. Biliyorum ki bu durumda sen de benim gibisin artık. İçinde durmadan kaynayan bir şeylerin olduğu ama bir türlü anlamlandırmaya gücünün yetmediği o sıkıntılı günlerde, yazar felsefesiyle imdadına yetişmiştir. Bergson’un bu felsefesini öğrenince ve yaşadıklarınla yoğurunca, ne demek istediğini işte o an anlamaya, anlamlandırmaya başlar ve dersin: “Bu iç karışıklıkların nerede, nasıl ve ne şekilde ehemmiyeti var? Evet, varım, ben kendimi biliyorum ama hangi zamana ait olmalıyım? Varsak ve işgal ettiğimiz bir mekân varsa, biz ruhen bunun neresindeyiz?” 

İşte tüm bu sorulara cevap, yazarın felsefesinin temelinde yatar sevgili okur. Yalnız olmadığını anlar, kendini gönül rahatlığıyla var olman gereken asıl zamanda bulursun. Bundan sonrasını idrak etmek ve hissetmek artık sana kalmıştır. Bir iç kargaşanın çözümünü sunmak ve yalnız olmadığını söylemek ise bana, bilmeye çalışana ve bildirene hastır. Bir seçim yapmanı söylemedim, söylemem de. Çünkü biliyorum ki hayatı yaşadıkça, anlamlandırdıkça ve iyisiyle kötüsüyle her durumu kavradıkça yolun daima kendi zamanına çıkacaktır. Sen de o yolda istediğin kadar yürüyecek, kendin gibi düşünenlerle yoldaşlık etmeye çalışacaksın. Ne güzel o yoldaşlara ki, yoldaki her adımında bir çiçek gibi seni karşılarlar ve koklanmalarına fırsat verirler. Koparılmaya asla izin vermemek için kökleriyle toprağa sıkı sıkıya bağlanmışlardır. Bunun nedeni ise, senin gibi düşünenleri her daim hazırda beklemek ve soluncaya kadar varlıklarını devam ettirmektir. 

Kim bilir, belki solmaya yüz tutmuş bir çiçeğin varlığını devralan diğer bir çiçek de sen olursun. Sanıyorum ki, hayatı artık kendi zamanında eritmeye can atan, şüphelerle yolunu kaybetmiş ve sonunda istediği yere ulaşmış olan senin için bu, hiç de zor değildir. Artık bu yazıyla birlikte sen ve ben ardımızda bizim gibi düşünenlerin, düşünmeye meyilli olanların ve bir adım atmak isteyenlerin de var olabileceğine inanarak; okuduk, öğrendik, hissedince yaşadık ve kendi zamanımızda var olduk. 

fatmakorkmaz2526@gmail.com

İnstagram; fatmakorkmaz2427

Twitter; @Fatma_2526

Fatma Korkmaz

Yorumlar kapatıldı.