İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Nuh Tepesi Film İncelemesi

Yönetmen: Cenk Ertürk 

Senaryo: Cenk Ertürk  

Oyuncular: Ali Atay, Haluk Bilginer, Mehmet Özgür, Arın Kuşaksızoğlu, Hande Doğandemir,  

Yapım: Türkiye 

Yılı: 2019 

Süre: 109 dk. 

Ödüller:  

2019-Adana Uluslararası Altın Koza Film Festivali: En İyi Film-Cenk Ertürk, En İyi Yönetmen-Cenk Ertürk, En İyi Görüntü Yönetmeni-Federico Cesca 

2019-Tribeca Uluslararası Film Festivali: En İyi Senaryo-Cenk Ertürk, En İyi Erkek Oyuncu-Ali Atay 

2019- 7. Boğaziçi Film Festivali: En İyi Erkek Oyuncu-Ali Atay

 

Hasta babası İbrahim’i (Haluk Bilginer) köyüne götüren Ömer (Ali Atay) babasının 49 yıl önce diktiği bir ağacın dibine gömülmek istediğini öğrenir; ancak bir sorun vardır. Köylüler İbrahim’in diktiği ağacın Nuh Peygamber tarafından 4000 yıl önce arazinin tepesine dikildiğine inanmakta ve ağacı kutsamaktadırlar. 

Yönetmenliğini ve senaristliğini Cenk Ertürk’ün yaptığı film, Ali Atay’ın ve Haluk Bilginer’in muazzam oyunculuklarıyla göz doldururken festival filmlerinin aranan yüzü Mehmet Özgür’ün de katkısıyla taçlanan bir batıl inanış taşlaması. Köye geldikten sonra kerpiçten bozma eski evlerine yerleşen İbrahim ve Ömer, köyün muhtarı olan Cevdet’in (Mehmet Özgür) bakkalından yiyecek bir şeyler almaya gittiklerinde gergin anlar yaşanır. İbrahim, Cevdet’e kendini tanıttıktan sonra; hasta olduğunu ve yakında öleceğini, öldüğünde kendi arazisine, kendi diktiği ağacın dibine gömülmek istediğini belirtir. Cevdet ve yeğenleri tam olarak sebebini bilmediğimiz bir inançla ve ağacı ziyaret edenlerin oluşturduğu maddi kaynağın tesiriyle İbrahim ve Ömer’e sert şekilde tepki gösterirler. Burada Kerem Alp Kabul’un, ortalığı karıştırıp gerginlik esnasında geri adım atarak kenara çekilen insan prototipini şahane bir şekilde canlandırdığını söylemeden geçmek olmaz.  

Devam sekansında, sabah uyanan Ömer ve İbrahim evin merdivenlerinin tamamen hayvan dışkısı ile kaplı olduğunu görürler. Ömer’in savurduğu küfürler esnasında onlarla tanışmaya çalışan köyün imamı Ahmet (Arın Kuşaksızoğlu) ağaçla ilgili batıl inanışa yönelik söylediği sözlerle dinin aklı selim tarafını temsil eden bir figür olarak önümüze sunulur. Türk sinemasının en büyük açmazlarından biri olan; din kisvesi altında yaşanan absürtlükleri onarma çabası çerçevesinde, filme doğruluğun ve dürüstlüğün temsilcisi olarak absorbe edici bir karakter yerleştirme gayreti, imam karakterinin ayrıksı bir biçimde senaryoya sonradan monte edilmiş gibi durmasına sebep olsa da bütün olarak yaklaşıldığında anlamlı ve derdi olan bir film “Nuh Tepesi” 

Bulutlu ve soğuk sonbahar sahneleri, yetersiz akşam ışıklarının etrafında kıvrılan köy yolları, çamurlu sokakları ve kerpiçten yapılma evlerin arasında süzülen meydan kıraathanesi ile hepimizin içinde bir yerleri işgal eden, zaman zaman dalga geçip ötelediğimiz, bazen hasretiyle yanıp tutuştuğumuz memleket hallerinin resmini net bir şekilde çiziyor Cenk Ertürk. 

Filmin devamında köylünün tüm direncine rağmen, ağacın da içinde bulunduğu arazinin tamamının tapusunun kendilerine ait olduğunu resmi yollardan kanıtlamaya çalışan baba ve oğulun geçmişten gelen çatışmalarına tanıklık ediyoruz. Boşanma aşamasında olan Ömer, zamanında annesi ile kendisini terk edip giden babası İbrahim’e karşı pek de kibar davranmazken, babasına karşı yaşadığı duygusal patlama sahnesinde geçmişi ve hayalleri ile ilgili tüm ipuçlarını da ortaya serer. Bırakıp gidenin arkada bıraktıkları üzerindeki tahribatı en net şekilde gözler önüne seren bir oyunculuk performansı izlediğimiz Ali Atay rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. 

Ömer karakterinin filmde üç noktada çatışma yaşadığını görüyoruz. Bunlardan en önemlisi babasıyla yaşadığı çatışma gibi görünürken Ömer’in bu çatışmayı başka bir çatışma ile (köylülerle ortaya çıkan Nuh ağacının altına gömülme husumetini giderme) çözmeye çalıştığını izliyoruz. Seyircinin daha az hissettiği son çatışma noktası ise Ömer’in hamile olan eşiyle boşanma aşamasında olması. Bu kısımdaki en çarpıcı unsur da Ömer’in tüm bu kargaşadan ve çıkmazlardan sıyrılma çabasının sonucunda; dermansız kalıp gözyaşlarına boğulduğu anlarda Elif’i araması üzerine, telefonun diğer ucundan gelen yeni doğan çocuğunun ağlama sesi ile ortaya çıkan metafor diyebiliriz. 

Güçlü çizilmiş iki erkek karakteri izlediğimiz “Nuh Tepesi” aynı zamanda iyi diyaloglarla örülü bir film. Erkek karakterlerin duygu dünyalarını, iyi yazılmış cümleler vesilesiyle kendilerinden dinleyebilsek de aynı şeyi kadın karakter Elif (Hande Doğandemir) için söylemek pek mümkün değil; zira kadın karakterin filmdeki etkisi başlangıç sahnesindeki görüntüden ve birkaç cümleden öteye gitmiyor, elbette bunun bilinçli bir tercih olma ihtimali de mevcut.  

Bu coğrafyada sık rastladığımız şekilde, dogma bilgilerle bir nesneyi kutsama ve alışkanlıkları terk edememe üzerine temkinli bir şekilde eğilen “Nuh Tepesi” kesinlikle izlenmeyi hak ediyor. Soru şu: aynı senaryo Haluk Bilginer ve Ali Atay olmadan bu kadar başarılı olur muydu? Herkese iyi seyirler. 

Yorumlar kapatıldı.