Nobel ödüllü Gabriel Garcia Marquez Latin Amerika’nın “GABO”su, Kolombiya’da doğmuştur.

Dönüşüm romanını Hukuk Fakültesi 1.sınıfta ilk okuduğunda “Öyleyse ben de yapabilirim! Lanet olsun! Benim büyükannem de böyle anlatırdı hikâyelerini… En olmadık masalları sanki gerçekmiş gibi.” demiş. Eline kalemi alıp yazmaya başlamıştır. Yazarımız “büyülü gerçekliğin babası” olmuştur.

1982 yılında Yüzyıllık Yalnızlık romanı ile Nobel Edebiyat ödülünü alan yazarımız bir röportajında bu romanı ne kadar zamanda yazdığını soran gazeteciye “Bir ömür” diye cevap vermiştir.

Yazarımızın çok değerli eserlerinden biri “Kırmızı Pazartesi” yüz on sayfadan oluşan sayfa sayısının kısa olduğu, kurgunun bitmek bilmediği bir romandır. Bir cinayet romanı olan Kırmızı Pazartesi toplumun töreleri için işlediği bir cinayeti konu almıştır. Herkesten farklı bir anlatımı olan yazarımızın insanların toplum içerisindeki yerini, toplumda herkesin birbirini etkilemesi işlemektedir. Kitapta yer alan olayın başlangıcı ve bitişi bir buçuk saat kadar kısa bir süreyi kapsar. Anlatıcı olayları her ayrıntısına değinerek canlı bir betimleme yapmıştır. Semboller ve simgelerle gerçekler saklanır. Romanın ilk cümlesinden itibaren cinayetin işleneceği, ana karakterin ölümü, cinayetin kim tarafından işleneceği bilinir. Hatta roman içerisinde yer alan herkes cinayetin işleneceğini bilir. Ama kimse Santiago Nasar’ ı uyaramaz. Kimisi böyle bir ölümü hak ettiğini düşünür, kimisi öldürebileceklerine inanamaz. Röportaj tekniklerine yer verilen romanın anlatımında zaman içerisinde yatay ve dikey geçişler yapılmaktadır.

Romanda toplumun ahlak kuralları, töre cinayetlerine duyarsız kalınması işlenmektedir. Yazar cinayeti anlatırken hiçbir ipucu vermemiştir. Gerçekten Santiago Nasar bu suçu işlemiş miydi? Ya da işlemiş olsa bile öldürülmeli miydi? Cinayet sahnesinin öncesinde Santioga Nasar’ın otopsisi sırasında verilen bilgilerle cinayet esnasında geçen bıçak darbelerinin bağlantısı yazarın anlatımındaki uyumun eşsizliği göze çarpmaktadır. Üç kez bıçak darbesi alan karakterin bedeninden kan akmaması romanın ilgi çeken özelliklerinden biriydi. Dinsel ögelerin, inanışların vurgulanması Piskoposun karşılanması sırasında yaşanan bir cinayet olması yine dikkate değerdir. Roman içinde rüyalarında gerçeklere verdiği destek sürükleyiciliği arttırmıştır. Roman boyunca kasabanın toplumsal değerlerine yer verilmiştir. 

Bunları örneklersek:

  • Ölüme saygıyla yaklaşılır
  • Kızlar gergef işlemeyi, çamaşır yıkamayı, ütü ütülemeyi, aşk pusulası yazmayı bilir.
  • Hasta başında beklerler.
  • Ölülerini kefenlemede ustadırlar.
  • Ayinlerine Latince duayla katılıp Rahiplerine değer verirlerdi.
  • Romana damgasını vuran kızların bekaretine önem verip ataerkil bir toplum hayatı yaşarlar.

Yazarımız romanın ismini seçerken Kırmızı kelimesini cinayetin yaşandığı günü nitelemek için kullanır. Kırmızı dikkati ve görünen bir olayın duyarsızlığını, cinayeti vurgular. Kanın kırmızısıyla boyanan bir pazartesidir bu. Altı çizilerek okunması gereken her okunduğunda ayrı katmanları olan Kırmızı Pazartesi’nin ölümsüz eseler arasında olduğu gerçeği yadsınamaz.