Yazar: 19:38 İnceleme, Kitap İncelemesi, Roman

Bir Gönül Direnişi

“Bir gerçekliğin belirsiz, kavranamaz ve istikrarsız olması onun var olmadığı anlamına gelmez. Aşk da buna dahildir.”

Amin Maalouf

Aşk teması, bazı romanlarda ilgiyi artırmak için bir araç ya da monotonluk korkusuyla farklı bir renk olarak kullanılagelmiştir çok eskiden beri. Baştan sona aşkın kendisini yazıp okuyucunun ilgisini hiç saptırmadan onu bir romana bağlamak zor olmalı diye düşünürdüm ta ki imkânsız gibi görünen bir aşk sayfalara dökülüp “Bu senin hikayen, korkma ve anlat.” sözleriyle karşıma çıkana dek.[1] Derya Arslan bizleri, aşkın örgütlendiği bir hikâyede, hayatının henüz başlarında bir kadın ile hayatının orta çağında bir adamın yanı başına davet ediyor. Okumaya değil, duymaya ve yaşamaya. “Sana” diye başlaması işte tam da bu yüzden.

Yazmaya dair cesaret ve ilham verici cümlelerle karşılaşacaksınız bu romanı okurken. “Kaygılanma, korkma yazarken, sen birçok kimsenin yapmaya cesaret edemediği şeyi yapıyorsun, duygularını herkese çırılçıplak anlatıyorsun,”[2] diyerek kendi yazma motivasyonunu da ifade ediyor yazar, yazmanın en vurucu özelliğinin altını çizerek.

Kitabı akıcı kılan önemli özelliklerden biri, ustaca ayarlanmış zaman ve mekân geçişleri. Merak etmeyin kaybolmayacaksınız. “Kadın” sizi elinizden tutup 2021’in Adana’sından alacak, Ankara’da “Adam” ın yanına götürecek. Tarihler değişecek, mekânlar değişecek, bir tek “Kadın” ın gönül direnişi değişmeyecek.

Kadın ve Adam, ismi konulmamış iki kahraman. Belki isimleri de olur sonradan. Biraz sabır. Kendiniz gibi okuyun lütfen ve yüreğinize doldurun kelimeleri, samimi bir yürekten döküldüğünü bilerek.

Hayatın tam ortasında bir hikâye olduğunu ilk bölümde fark edeceksiniz. Ufak bir detay gibi gelmesin size Hasan’la karşılaşmanız. O karşılaşmada kocaman bir dünyanın çocuk kanatları üzerinde dönüşüne şahit olacaksınız. Dilinde Adana şivesi, gülümsemesinde tüm kuşların gelip yuva kurabileceği bir gamze. Kadın’la birlikte kuracaksınız otağınızı Hasan’ın kalbine ve tarihin bütün fetihleri küçülecek gözünüzde:

“Dünyada en değerli şey, minik bir çocuğun kalbinde yer etmekti.”[3]

Zihniniz gündelik telaşların ve gündemlerin kirinden arınmalı. Kendinize ait bir zaman diliminde, dünyanın en kadim duygusuna ayarlı bir çift göz ve bir kalp ile buluşmalı kitabın sayfaları. Sabırlı bir okuma deneyimi olmalı bu. Kurgudaki olayların ve diyalogların peşi sıra önünüze düşmesini beklemeden okumalısınız. Kimine uzun gelebilir geçiş cümleleri. Fakat altı çizilecek cümlelerle dolu bu kitabın sayfaları.

“İnsanoğlu, ağaç yere eğildiğinde yükünden zannederdi. Oysa onu yere eğen üzerindeki dalları, yaprakları ve meyveleri kendinde tutma mücadelesiydi.”[4]

“Hangimiz dünyanın olağan akışında üzerimize bulaşan kirden tam anlamıyla arınabiliyorduk ki? Toplumun büsbütün çürüyen yapısında hepimizin az da olsa rolü yok muydu? Her birimiz bu silinip yok olan insanlık olgusunun üzerini biraz karalamamış mıydık? Bu karanlıkta, her birimizin ruhları siyahından biraz olsun bulaştırmamış mıydı dünyaya?[5]

Kadın Adam’a aşık, Adam hayatına alışık. Kadın başında hayatın ve yaşayamıyor bir an bile Adam’sız. Adam ortasında hayatın ve olağan koşturmacasında yaşamın, Kadın’sız. İç kapağında “oku” yazan ilk mektup, Kadın’ın yakınlığı nispetinde olan Adam’ın uzaklığını yerle bir edip, bir merak girdabına dönüştürüyor hikâyeyi. Kadın, “Bunu okuduğunda diğerlerinin hemen gelmesini bekleyeceksin”[6] özgüveniyle Adam’ı, kendisini okuma yolculuğuna çıkarıyor ve yazar da okuyucuyu başarıyla bu serüvene dahil ediyor.

Hiç mektup yazdınız mı sevgilinize? “Mektup mu kaldı?” demeyin. Aşkın en iyi tercümanı mektup, edebiyat ölmedikçe hep kalmalı. Ne zaman gönderileceği, ırak kalınan gözlere ulaşıp ulaşmayacağı ve en önemlisi Adam’ın yüreğine dokunup dokunmayacağı bilinmeden yazılmış mektuplarını okuyacaksınız Kadın’ın. Bu bilinmezliklerin hiçbir öneminin olmayışında anlayacaksınız adına aşk denilen duygunun derinliğini.

Kadın özenle büyüttüğü aşkını, tam Adam’a görünür kılmayı başarmışken, Serhat’ın kendisine duyduğu imkânsız aşkın yamacına sürüklenecektir. Yıllarca bir uçurum kenarında bekleyip gönül ovasına yerleşmeyi başarmış birinin, karşılıksız kalacağını bildiği bir başka aşkın uzak yanı olmasının verdiği ıstırap işleniyor romanda. Serhat’a mı üzüleceksiniz, Kadın’a mı hak vereceksiniz?

Kimi film ve dizilerde karşımıza çıkan, zaman zaman abartılı bilge insan figürünü hatırladınız mı? Adam’la birlikte Mehmet Amca’nın küçük taburelerine oturduğunuzda önyargıya kapılmayın hemen ne olur. Mehmet Amca’da abartılı bir mistik hava olmadığını, aksine hayatın içinden bir dost olarak önünüze çıktığını anlayacaksınız ve katılacaksınız yazarın altı çizilecek bir başka cümlesine:

“Yaşamımıza değen insanlar, yaşamımızın katsayılarıydı aslında…”[7]

Kadın, Adam’ı her detayına kadar ezberlemişken, Adam’ın Kadın’ı ilk zamanlarda sadece mektuplardan tanımaya çalışması hikâyeyi gerçek dışılık sınırlarında dolaştırırken sonrasında telefonla mesajlaşma ve konuşmalarla hissedip anlamaya başlaması romanı bir hamlede tekrar gerçekliğin ortasına oturtuyor.

Adam’ın Kadın’ı görüp o olduğunu anladığı an ve Kadın’ın tüm cesaretini toplayıp Adam’a gidişi arasındaki bağlantı ise bir film sahnesi lezzetiyle sunuluyor.

Edisyon Kitap’tan yayımlanan Sol Yanımdan Üşüdüm “Yüreğini Bırak Git”, sürükleyici bir aşk romanı. Yazar, yaşanmış bir hikâyeden esinlenerek kurguladığı bu romanda okuyucuya hayatın içinden “oku”ma fırsatları sunuyor. İkinci kitabın geleceğini ilk sayfadan işaret etmesi sürpriz etkisini ortadan kaldırsa da kullandığı güçlü ve akıcı dille, sizleri ikinci kitabı heyecanla beklemeye davet ediyor. 

SRC Kitap’tan çıkan ikinci kitap “Sürgün” den önce  “Yüreğini Bırak Git” i okumanızı ve Kadın ile Adam’ın aşkına şahitlik etmenizi isterim.

Şimdiden iyi okumalar dileyerek bu yazıyı bitirmek için de isabetli bir tercih olan yazarın son cümlesi ile noktalıyorum:

“Söylemek istediğiniz her ne varsa lütfen geç kalmadan söyleyin. Bir nefes kadar kısa olan hayatta her şey için geç kalınmış olabilir.”[8]


[1] Derya Arslan, Sol Yanımdan Üşüdüm “Yüreğini Bırak Git”, Edisyon Kitap, İstanbul, 1. Baskı, 2022.

[2] Derya Arslan, a.g.e., s.5.

[3] Derya Arslan, a.g.e., s.23.

[4] Derya Arslan, a.g.e., s.29.

[5] Derya Arslan, a.g.e., s.44.

[6] Derya Arslan, a.g.e., s.38.

[7] Derya Arslan, a.g.e., s.79.

[8] Derya Arslan, a.g.e., s.297.


Editör: İlknur Sıdar Gülbay

Ahmet Kalkan
Latest posts by Ahmet Kalkan (see all)
Visited 24 times, 1 visit(s) today
Close