İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hasan Hüseyin Korkmazgil ve “Karagün Dostu” Olarak Şiir

Şiir elinde avucunda hiçbir şey kalmayanları ayakta tutar mı? Bir mücadele içindeyken tüm umutlarını yitirmişlere “kaldığın yerden devam et” diyebilir mi? Yani elinden tutar mı her defasında daha iyi yenilenlerin? Hasan Hüseyin Korkmazgil kara gün dostu olarak görür şiiri ve ona göre bu soruların cevabı evettir. Karagün Dostu isimli şiirinde de bahseder bu cevaptan;

“biliyorum
matarada su
torbada ekmek
ve kemerde kurşun değildir şiir
ama yine de
matarasında suyu
torbasında ekmeği
ve kemerinde kurşunu kalmamışları
ayakta tutabilir”[1]

Toplumcu gerçekçi şiirin önemli temsilcilerinden olan Hasan Hüseyin Korkmazgil 4 Mart 1927’de Sivas- Gürün’de doğmuştur. Şiir, deneme, mektup, siyasi mizah yazıları, çocuk kitapları ve seyahat türünde eserler vermiştir. Oldukça geniş olan bu türler içinde şiirleriyle ön plana çıkmıştır. Şiire olan ilgisinin çocukluk yıllarında başladığı bilinmektedir. Kişinin doğduğu yer hayatında önemli bir yer tutar. Korkmazgil için de öyle olmuştur. Gürün, onun sanatçı duruşunu etkilemiş ve topluma yönelmesini sağlamıştır. Çünkü şairin çocukluğunu yaşadığı dönemde Gürün ekonomik olarak kötü durumdadır. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğması içindeki okuma isteğini artırmış, ortaokul ve liseyi parasız yatılı okullarda okumuştur. Okul hayatına devam edebilmesinde ilkokuldan sonra getir götür işlerinde çalıştığı Ziraat Bankası’nın müdürünün payı vardır. Hasan Hüseyin ile yakından ilgilenmiş ve onun parasız yatılı sınavlarına girmesini sağlamıştır.  Buralarda geçirdiği zaman ise onun sanatını etkilemiş ve beslemiştir.

İlk şiiri 1959 yılında Dost dergisinde yayınlanmıştır. Resim ve müzikle de ilgilenen şair, ilkokul çağından beri sanatla ilgilendiğini çeşitli mecralarda dile getirmiştir. Bu anlamda şiirlerini 32 yaşında yayınlamaya başlamış olsa da şiirle olan ilişkisi daha eskilere dayanmaktadır. Bu durumdan Koçero Vatan Şiiri’nin önsözünde şöyle bahsetmektedir;

“Beni 1963 Kasımında günışığına çıkan ilk kitabım ‘Kavel’ veya 1959’larda yayımlanmaya başlayan şiirlerimle tanıyan şiirseverler elbette ki merak edeceklerdir: ya ondan öncekiler? Ben, haftada-bir fotoğrafı çekilen, onbeşte-bir kilosu tartılan, her yazdığı her çizdiği dosyalanıp kaldırılan mutlu azınlık çocuklarından değilim, böyle bir çevreden gelmiyorum onun içindir ki, ‘beş yaşımdanberi şiirle uğraşırım’ dememin elbette ki hiçbir anlamı olmaz, havada kalır bu söz. Kalsın! Evet beş yaşımdan beri şiirle uğraşırım. Onbir oniki yaşlarımda, Kerem gibi Pir Sultan Abdal gibi hatta Rıza Tevfik gibi şiirler söylemeye çalıştım. O günlerin ‘Ülkü Dergisi’ndeki derlemelere özenerek, evlerden, Arap harfleriyle yazılmış kitaplar topladım; çünkü, bunlarda şiir var sanıyordum. Yaşım oniki – onüçtü. Bu, Arap harfleriyle yazılmış kitapların içinde neler bulunduğunu anlayabilmek için, kendi bulgum bir yöntemle, bir iki ay içinde, Arap harfleriyle okuyup yazmayı öğrendim. Ortaokul ve lise sıralarında heceyi de, aruzu da, özgür koşuğu da denedim. Her üçünde de başarılı olduğum söylenirdi. Sonunda, özgür koşukta buldum aradığımı. 1948 haziranında Adana Erkek Lisesi’ni bitirdiğimde, çantamda, yayımlanmamış şiirlerimle, bir arkadaşımın bana armağan ettiği ‘Fuzûlî Dîvanı’ vardı. Toros Ekspresinde karşılaştığım Iraklı yolculara, saatlerce Fuzûlî okudum. Onlar Fuzûlî’yi kendilerinden sayıyorlardı, bense benden!”[2]

Muhalif çizgisi sebebiyle hayatı boyunca zorluklar çekmiştir. Şiirlerinde hem yaşadığı bu bireysel durumlara hem de toplumun içinde bulunduğu açmazlara yer vermiştir. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden mezun olan Korkmazgil, mesleğini sadece altı buçuk ay yapabilmiştir. Kahramanmaraş’ta öğretmenlik yaptığı sırada siyasi eylemlerde bulunduğu gerekçe gösterilerek yargılanmış, hüküm giymiş ve öğretmenlikten atılmıştır. Bu süreci Zühtü Bayar şu şekilde anlatmaktadır;

“[…] Bu sırada elinde yayımlanmayı bekleyen bir dolu şiirle, oyunlar vardır. Ama ‘acılı kuşak’ın alınyazısı gelip onu orada bulur. Ve Hasan Hüseyin, henüz altı buçuk aylık genç bir edebiyat öğretmeniyken provokasyona uğrayarak tutuklanır. Bu olaydan sonra karanlık ve acılı günler başlar. Hapislikler, tutuklanmalar, duruşmalar, sürgünlükler birbirini izler. Öğretmenlik yapma ve yedeksubaylık hakları elinden alınmıştır. Acılı, çileli büyük bir yaşamdır bu. Öldürülme tehditleri, komplo korkuları, bir kara tirenin üçüncü mevkii vagonunda bileklerinden sıraya kelepçeli olarak süngülü jandarmalar arasında sürülmeler, onun genç ruhunu yoğurur, biçimlendirir ve olgunlaştırır. Hayat üstüne ilk esaslı ve genel bilgileri verir.”[3]

Tahliyesinin ardından çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağlamıştır. Bunlardan bazıları, arzuhalcilik, portre ressamlığı, tabelacılık gibi işlerdir. 1960 yılında İstanbul’a ve sonrasında da Ankara’ya yerleşen şair, bir süre Akis dergisinde çalışmıştır. 1968- 70 yılları arasında da Ankara’da Forum dergisini çıkartıp yönetmiştir.

“bir demir kafesteyim yıllardan beri
dişliyorum durmadan zincirlerimi”[4]

Yaşadığı onca zorluğa karşı hayata bakışı umutsuz değildir, bu durum şiirlerine de yansımıştır. Zor Geçit[5] isimli şiirinde “uğultusuz ormana ben orman mı derim “ ya da “acıdaki tatlılığı bilirim” dizelerinde varoluşu böyle bir hâl üzerinden kurmuştur. Ormanı uğultusu ile orman olarak görmesi kendi hayatını hayat yapanın da “uğultular” olduğunu kabul etmesiyle açıklanabilir. Yine aynı şiirde geçen “ bir demir kafesteyim yıllardan beri/ dişliyorum durmadan zincirlerimi” dizesi de mücadelesi içinde umutsuz olmadığının göstergesi gibidir. Bu içinde beslediği umut yalnızca kendisine dair değildir. Eşi Azime Korkmazgil, Hasan Hüseyin’i tanımadan önce onunla ilgili olarak “acılı bir halkın ölümsüz simgesi miydin?” sorusunu sormaktadır. Kuşkusuz ki öyleydi. Bu durum şiirlerinde de yaşamında da açıkça görülmektedir. Korkmazgil, şiirlerini yalnızca halkın anlaması için yazmamıştır. O halka, içinde bulundukları durumu göstermek ve yaşadıklarının gerçekte ne olduğunu fark etmelerini sağlamak için yazmıştır. Bu bağlamda şiiri de şu şekilde tanımlamaktadır;

“Yıllardır yazar, çizer, söylerim: bilineni bilinmeze, görüneni görünmeze, duyulanı duyulmaza, kısacası somutu soyuta itmek değildir şiirin işi. Tam tersi: bilinmezi bilinir, görünmezi görünür, duyulmazı duyulur, duyumsanmazı duyumsanır, algılanmazı algılanabilir yapmaktır!”[6]

Tanımladığı şiiri, dizelerinde de göstermektedir. Halkın aydınlanmasının, bilinçlenmesinin ve hakkını almasının yolunu da göstermektedir “uyanmakla, anlamakla, bilmekle”. Ağlamaların gülmelere dönmesinin çıkış noktası budur ona göre. “Direnmekle, kurtulmakla, barışla” ise halk hakkı olanı alacaktır.

“ağlayanlar bir gün güler
elbette
uyanmakla
anlamakla
bilmekle ben
âmenna
kısa çöp uzun çöpten hakkını alır
elbette
direnmekle
kurtulmakla
barışla ben
âmenna[7]

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in anlayışında toplumcu gerçekçilerin şiirlerinin önemli bir kısmını kapsayan eleştiri şiirinin önüne geçmemektedir. Eleştiri unsuru onda mizah ile birleşmiştir. Ona göre, iyi ile kötü, acı ile tatlı, ağlamak ile gülmek iç içe olan şeylerdir. Böyle bir durumda mizahı da eleştirinin içine dahil etmesi pek de beklenmez değildir. Şiirlerindeki ve yazılarındaki mizahın içeriğinde yergi vardır. Sinek Minek Üstüne Gecikmiş Bir Fokstrot şiirinde eleştirisini bu unsurları kullanarak yapmıştır;

“efendim bu sinekler
efendim çok çok iğrenç
helalardan efendim
lağımlardan efendim
yüzümüze gözümüze
aşımıza kaşımıza
hele de izin versek
düşümüze efendim
elbette ya
 ne sandınız
işte bundan ötürü baylar bayanlar
yaşatmayız tek bir sinek
şap şap da şap şap[8]

Şair, 1983 yılında evinde çalışırken beyin kanaması geçirmiştir. Mücadele içinde geçen hayatı 367 gün yoğun bakımda direndikten sonra 26 Şubat 1984 yılında sonlanmıştır. Ardında “etinden, kemiğinden, kanından gelen bir dürtü bu”[9] dediği direngen ve “kara gün dostu” nice eser ve “bir oğlum olacak adı temmuz (…) ben direndim yorulmadım/ o yorulup yıkılmayacak” dediği bir oğul bırakmıştır.


[1] Hasan Hüseyin Korkmazgil, Oğlak, s.13

[2] Hasan Hüseyin Korkmazgil, Koçero Vatan Şiiri, Bilgi Yayınevi. Ankara, Ocak 1998, 5. Basım, s. 11 – 12

[3] Hatem Türk, “Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Hayatı, Edebî Kişiliği ve Eserleri Üzerine Bir Araştırma”, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Doktora Tezi, Erzurum, 2010, s.23-24

[4] Hasan Hüseyin Korkmazgil, Işıklarla Oynamayın, Bilgi Yayınevi,Ankara, 2003 s.31

[5] A.g.e., s.29

[6] Hasan Hüseyin Korkmazgil, Acılara Tutunmak, Bilgi Yayınevi, 2017, 7. Basım, Ankara, s.11

[7] A.g.e., s. 44-5

[8] Hasan Hüseyin Korkmazgil, Işıklarla Oynamayın, s.172

[9] Hasan Hüseyin Korkmazgil Işıklarla Oynamayın, s.11

Yorumlar kapatıldı.