İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kadının “Ad” Mücadelesi ve Duygu Asena

Kadının Adı Yok Türkiye’de feminizm denildiğinde akla gelen yazar bir kadının ilk kitabının adı, Duygu Asena’nın…1987 yılında yayınlandığında o kadar çok ilgi görmüştür ki 1988 yılında 40. baskısı yapılmışken “Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu” tarafından satışı yasaklanmıştır. Daha sonra Asena’nın açtığı dava sonucunda yasak kalkmış olsa da kitabın “tehlikeli” olarak görülmesi dönemin kadına bakışının nasıl olduğu yönünde bir ipucu gibidir. 

Duygu Asena 19 Nisan 1946 yılında İstanbul’da doğmuştur.  Özel Kadıköy Kız Koleji’nde okuduktan sonra babasının üniversiteye gitmesine izin vermemesine rağmen gizlice sınava başvuru yapar. Daha o zamanlardan bellidir; Duygu engellemelere boyun eğmeyecektir. 1965 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümü’ne başlar. 1968 yılında ise öğrenci iken evlenir ve sonrasında okulu bitirir. Haseki Çocuk Kliniği ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Evi’nde pedagog olarak çalışır. 1972 yılına gelindiğinde ise Hürriyet Gazetesi’nde gazeteciliğe başlar. Buradaki yazılarında “Şirin” adını kullanır.

Dönüm Noktası; Kadınca

Kadınca dergisinin yazı işleri müdürlüğü Duygu Asena’ya yeni bir kapı açar. O dönemde söylenmeye cesaret bile edilemeyen şeyleri yazmaya başlar. Kadın hakları, tecavüz, şiddet gibi konularda tabuları zorlayarak yazılar yayımlar. Kadınca dergisindeki yazılar çok tepki çekmiş olsa da kadınlar tarafından sahiplenilir. Gazeteciliğinin yanında yazarlığa da devam eden Asena, ilk kitabı Kadının Adı Yok’tan sonra 1989 yılında devamı niteliğindeki Aslında Aşk da Yok isimli kitabını yayınlar. Ardından Kahramanlar Hep Erkek (1992),  Değişen Bir Şey Yok  (1994), Aynada Aşk Vardı (1997),  Aslında Özgürsün (2001),  Aşk Gidiyorum Demez (2003), Paramparça (2004) isimli kitapları yayınlanır. Her birinde kadın ve erkek eşitliğinden bahseden konulara yer verir. Kadının özgürleşmesi onun hem özel hayatında hem de yazın hayatında önemli bir yer tutar.

Türkiye’de feminist düşüncenin yeni yeni duyulmaya başladığı zamanlarda yazdıkları ile birçok kadına yalnız olmadığını hissettiren Duygu Asena, ölümüne kadar kadının kimliksizleştirilmesine karşı mücadele içinde olmuştur. Yazdıkları kimi zaman bireysel bir kadın mücadelesi olarak görülüp eleştirilmiştir. Bununla birlikte örgütlü bir kadın hareketinin olmadığı bir dönemde önce tek tek kadınların özgürleşmesi gerektiğini savunmuştur.

30 Temmuz 2006 tarihinde beyin tümörü sebebiyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiştir.

O günlerden bugünlere değişen şeyler olsa da kadına bakışın değişmediği gün gibi ortadadır. Hala birilerinin eşi, kızı, kardeşi olarak anılmaya çalışılan kadının adı yok sayılmaya devam ediyor. Aynı başarıyı elde etmiş bir erkeğin ismi ağızlarda dolanırken kadının adı “ve eşi” olarak tanımlanıyor. Ama kadınlar adlarının peşinden gitmeyi bırakmaya hiç niyetli değiller!

Yorumlar kapatıldı.