İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Behçet Necatigil Şiirinde Ev İzleği

Behçet Necatigil denildiğinde akla gelen ilk konulardan biri evdir. O kadar özdeşleşmiştir ki “evlerin şairi” olarak da anılmaktadır.

Necatigil, 16 Nisan 1916 yılında İstanbul’da doğmuştur. Tam adı Mehmet Behçet Gönül’dür.  1943 yılına kadar bu adı kullanmış, sonrasında Necatigil soyadını almıştır. Edebiyata olan ilgisi Kastamonu’da ortaokul yıllarında başlamıştır. İlk şiiri Gece ve Yas lisedeyken Varlık dergisinde yayınlanmıştır. Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra Yüksek Öğretmen Okulu’nda Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne devam etmiştir. 1937 yılında Almancasını ilerletmek için “Deutscher Akademischer Austauschdienst”e başvurmuştur ve buradan aldığı burs ile Almanya’ya gitmiştir. Dört ay Berlin’de kaldıktan sonra dönmüş ve eğitimini tamamlayıp öğretmen olarak çalışmaya başlamıştır. Mesleğini 1972 yılında kendi isteğiyle emekli olana kadar devam ettirmiştir.

Behçet Necatigil’in şiiri eleştirmenler tarafından iki döneme ayrılmaktadır. Bunlardan biri şiirde anlamı daha çok ön plana çıkardığı ve gündelik hayatın içinden izler taşıyan Kapalı Çarşı, Çevre, Evler ve Eski Toprak kitaplarıdır. Arada ile Dar Çağ kitapları geçiş dönemi olarak tanımlanırken Divançe, İki Başına Yürümek, En/ Cam, Zebra, Kareler Aklar, Beyler ve Söyleriz isimli kitaplarıdır. 1976 yılında yayınlanan Sevgilerde ise şairin kendi seçtiği şiirlerinden oluşmaktadır. Eski Toprak kitabıyla 1957 yılında Yeditepe Şiir Armağan’ını, 1964 yılında ise Yaz Dönemi kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü kazanmıştır.

Evlerin içi oda oda üzüntü

    Evlerin dışı pencere, duvar”[1]

Ev, genel anlamıyla bir sığınma yeri, barınak olarak görülmektedir. Dışarının tehlikesinden koruyup kollayan, günün yorgunluğunu giderdiğimiz, bazen yalnız bazen ailemizle zaman geçirmenin keyfine vardığımız bir yuva olarak görülmektedir. Tamamen kendimiz olabildiğimiz, huzurlu bir mekân… Özellikle evlere kapanmak zorunda kaldığımız son bir yılda ev üzerine çok farklı deneyimler de geliştirmiş olduk. Zorunlu olarak bir mekâna bağlı kalmak bir anlamda bize evin diğer yönünü de göstermiş oldu; iç karartıcı bir yere dönüşme anını. Behçet Necatigil de şiirlerinde evin bu iki yönünü sıkça kullanmaktadır. Onun şiirinde bazen ev, duvarlarıyla içeride olanı saklayan bir mekândır bazen de hayallere eşlik eden bir yer.  

“Bir ev bulsak,

O ev yalnız ikimizin olsa

Hep orada otursak”  diyerek hayal mekânına dönüştürür evi Ayrı Evlere Çıkmak isimli şiirinde. Devamında ise bunun çok da mümkün olmadığının bilincindedir. Herkese kapalı bir ev düşlerken, evlerin yalnızlığının yalan olduğunu anlatmaktadır. Evler şiirinde, duvarların dışarıya içeride olanları yansıtmadığını, gizlediğini belirtirken Ayrı Evlere Çıkmak şiirinde ise, dışarıdan ayrı olarak düşünmemektedir evi.

“Bir karanlık içinde bu evler,

Aydınlıkları öyle az ki!

İçeriye sevinç, keder, hiçbir haber

Sızdırmayan ev arıyoruz.

Bulunmaz ki!”

Necatigil, şiirlerinde evi içerisi ve dışarısı olmak üzere iki anlam içinde kullanmıştır. İçeride aile, çocuklar ile mutlu bir yuva anlayışı hâkimdir. Dışarıdan içeriye ise sıkıntılar, dertler, geçim sıkıntısı gibi durumlar girmektedir. Yine bu iki alan birbirinden ayrılmazlar. Dışarının sıkıntısı hep içeriye de yansımaktadır. Bu anlamda ev, kişinin karşısına bir engel olarak çıkmaktadır. Evin içinde mutlu olunabilmesini dışarıdan bağımsız olmaya bağladığı görülmektedir. Sokaktan Gelmek isimli şiirinde bu durumu somutlaştırmaktadır;

“Odalarda kapanıp oturdunuz

İçinize evin serin sessizliği doldu.

Koruyucu duvarlara borçlusunuz

Çevrenizde dalgalanan dostluğu.”

Bir aile mekânı olarak kullandığını gördüğümüz ev imgesi, bazen dışarısı ile bir çekişme sahnesine de dönüşmektedir. Sağ çıkıp günlük savaştan/ Evin yolunu tutmuşum dizelerinde olduğu gibi “savaş” geçim sıkıntısını akla getirmektedir. Bir anlamda evi geçici bir dinlenme yeri olarak da görmektedir. Şiirin son dizesinde geçen başladı gecelik saltanatım ifadesi bu duruma bir gönderme gibidir. Savaş benzetmesi başka bir şiirinde daha ortaya çıkmaktadır; Evlerle Savaş. Bu şiirde de benzer bir geçim sıkıntısı durumu anlatılmaktadır. Burada da evin geçici olarak dinlenme yeri olma durumu her gün dışarıda çalışmak zorunda olmak ile ilişkilendirilmektedir ve ekonomik döngünün sürdürülmesini sağlayan bir imge olarak kullanılmaktadır;

“Evler her gün yollar bizi dışarı:

-Git, getir!

Emredilen ekmeği akşamları

Alın terlerimizi getirecektir.”

Behçet Necatigil Evlerle Savaş şiirinde “evin dışarı yollaması” ile aileyi bağdaştırmaktadır. Evi, aile olarak tanımlamakta ve geçimi sağlamanın en önemli noktasının evden çıkmak olduğunu vurgulamaktadır. Yapılan birçok tanımlamada ev, aile ve soydan ayrılmamaktadır. Sosyolog Pierre Bourdieu, evi aile ile olan ilişkileri sürdürme projesi olarak görmektedir ve şöyle demektedir;

Bir ev yaratmak, sürekliliği olan, sabit sosyal ilişkilerle birleşmiş bir grup yaratmaya, kalıcı ve sabit, değişmez konut gibi kendini kalıcı bir şekilde sürdürmeye muktedir bir soy yaratmaya dair ortak iradedir; bu, ev birliğinin geleceği üzerine, yani bir arada durma gücü, bütünlüğü ya da başka deyişle parçalanma ve dağılmaya direnme kapasitesi üzerine ortak bir proje ya da iddiadır.[2]

Necatigil de evin içini dışarıdan ayırırken aile bağlamında yapmaktadır bunu. İçerlek isimli şiirinde mutlu olmayı evde aile ile birlikte olmaya bağlamaktadır;

“Gene de hiç kimse kurtulamaz içinde

Büyüyen korkunç boşluktan

Kurtarırsa o kurtarır bizi

Ne aşklar, ne yaşlanmak

Ne avuntular dışarıda.

Dünyada mutluluk adına ne varda

Evcek, evlerde yaşar yaşarsa.”

Genel olarak baktığımızda Necatigil’in şiirinde içerisi ve dışarısı arasında kesin bir ayrım göremeyiz.  Evin içi ve dışı birlikte var olan iki imge olarak karşımıza çıkmaktadır. Birbirinin içine sürekli olarak dâhil olan evler, bu anlamda geçirgenliği ve sınırların muğlaklığını ifade etmektedir.

“Evin –de hali, saadet,

Isınmak ocaktaki alevde

Sönmüş yıldızlara karşı

Işıklar varsa evde”

Behçet Necatigil hayatı boyunca şiir dışında tiyatro, mitoloji, roman çevirileri, radyo oyunları gibi alanlarda eserler vermiştir. Ancak o en çok şiir ile anılmak istemiştir. Onun hayatında şiir, ev ile kurduğu ilişki gibi bir sığınak olmuştur. Bir anlamda şiirlerinde oluşturduğu evsel dünyada, şiirleriyle birlikte kendi evini de kurmuştur.

13 Aralık 1979 yılında kanser teşhisi ile tedavi gördüğü Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata gözlerini kapamıştır.


[1] Behçet Necatigil, Sevgilerde, Can Yayınları, İstanbul, 2017 ( Yazıda kullanılan tüm şiirler bu kitaptan alınmıştır.)

[2] Albert Eiguer, Evin Bilinçdışı.,  çev. Perge Akgün, İstanbul, 2018, Bağlam Yayıncılık, s.24-5

Yorumlar kapatıldı.