İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hasan Ali Yücel, Türk Aydınlanması

“Aklı, bilimi, insanın en yüksek kudretini hakir gör bakalım!
Göz bağlayıcı ve büyücülükleriyle yalanın ruhundan medet um.
Şimdiden avucumun içindesin!”

Mephisto
J. W. von Goethe, Faust, I. Kısım

Okurlar Hasan Ali Yücel ismimi sürekli duymaktadır: Türkiye İş Kültür Yayınlarından çıkan Hasan Ali Yücel Klasikleri neredeyse her okurun evine girmekte. Bu yazı dizisini alan okurlar dahi Hasan Ali Yücel hakkında derin bir bilgiye sahip değildir ve araştırma konusunda sınıfta kaldığımız ortadadır.

Geçmişini bilmeyen toplumlar, yıkılmaya ya da sömürülmeye mahkumdur. Yine aynı şekilde Köy Enstitüleri’ni biliriz de, nedir, ne değildir bilmeyiz, okumayız araştırmayız, tıpkı Türk Aydınlanmasının aydın yüzü Hasan Ali Yücel’i bilmediğimiz, tanımadığımız gibi.

Hasan Ali Yücel 1938 – 1946 yılları arasında Milli eğitim Bakanlığı yapmış, bu süre zarfı içinde üç başbakanla çalışmıştır: Celal Bayar, Refik Sayfam, Şükrü Saraçoğlu. Bu dönemlerin hepsinde Cumhurbaşkanı, Atatürk’ün vefatından sonra İsmet İnönü idi. İsmet İnönü, eğitim konusunda Hasan Ali Yücel’in arkasında durmuş, onunla birlikte Türk Aydınlanmasının meşalesini Atatürk’ten sonra tekrar yakmıştır. Burada bir parantez açmakta fayda vardır, Köy Enstitülerinin kapanması döneminde ise İsmet İnönü bu desteği sağlayamamış, çok partili dönemde maalesef tavizler vermiş ve seçimi kaybetmiştir. Bunun akabinde ise dönemin iktidar partisi, çeşitli bahanelerle Köy Enstitüleri’ni kapatmıştır.

19 Aralık 1922’de öğretmenliğe başlayan Yücel, 1 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin yani  Türk Dil Kurumu’nun kurulmasıyla etimoloji kolu başkanlığına getirildi. O dönemde bu kurumun önemi büyüktür, Atatürk önderliğinde Türk Dili ve geçmişi üzerine birçok çalışma yapılmıştır.

Cemiyetin başkanı Samih Rifat, sekreteri Ruşen Eşref (Günaydın), üyeleri ise Celal Sahir (Erozan) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)’dir. Bu yılın Eylül’ünde, Dolmabahçe Saray’ında ilk Dil Kurultayı toplanır. Türk dilinin sorunları tartışılır, görüşler sunulur, ana program oluşturulur ve Merkez Heyeti seçilir. Kurultaydan sonraki ilk Merkez Heyeti toplantısında alt çalışma kolları oluşturulur. Hasan Âli, Etimoloji Kolu Başkanlığına getirilir.

Hasan Âli, Güneş-Dil Teorisini gerçekçi bulmadığı için, bu çerçevedeki tartışmalara katılmamıştır. Bu yıl içinde Hasan Âli yeni eserleriyle gündemdedir. “Mevlana’nın Rubaileri”, “Goethe: Bir Dehanın Romanı”, “Türk Edebiyatı’na Toplu Bakış” adlı kitaplarını yayınlar.

Hasan-Âli, Goethe üzerine çalışması Türkçede ilk olması nedeniyle, Goethe madalyasıyla ödüllendirilir.

Yaşar Nabi (Nayır)’nşn dediği gibi, aklıyla batıda, gönlüyle doğuda bir düşünce adamı olan Hasan Âli, 1930’lu yıllarda sanat, edebiyat, felsefe ve bilim üzerine yoğunlaşmış, yazılar yayınlamıştır (Kaynak, MEB).

Hasan Ali Yücel, 1938 yılında bakanlığın başına geçmesinden sonra ülkemizde son derece çok ve büyük işlere imza atmıştır. Köy Enstitüleri açılmış, Dünya Klasikleri Türkçeye tercüme edilmeye başlanmıştır. 1940’da Devlet Konservatuarı kurulmuş, 1946’da Üniversiteler Yasası’nı çıkarmıştır: Ankara Üniversitesi bu yasanın amacına uygun kurulmuştur. Yeni bir yapı, yeni bakış kazanmıştır.

Tercüme kitaplar hızla çoğalmış, 1946 sonunda, dünya edebiyatı klasiklerinden 496 eser Türkçeye çevrilmiştir. 19 Mayıs 1940 yılmdan itibaren iki ayda bir Tercüme Dergisi yayınlanmaya başlanmıştır.

17 Nisan 1940’ta Köy Enstitüleri yasası çıkarılarak Köy Enstitüleri kurulmaya başlanır. 1942-43 öğretim yılında, bu okullara öğretmen, yönetici, gezici başöğretmen, ilköğretim müfettişi ve kesim müfettişi yetiştirmek için, Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde Yüksek Köy Enstitüsü kurulur.

Sayıları zamanla 21’i bulan Köy Enstitüleri, 1944’ten sonra yılda ortalama 2000 öğretmen yetiştirmiştir. Ne var ki, 1946’da bu öğretim kurumları -tartışma konusu olmaları nedeniyle kapatılmıştır (Kaynak, MEB).

Bu tartışmaları biraz açalım. Enstitülerde komünist propaganda yapıldığı ve öğretmenler komünist olduğu öğrencilerin de komünist bir gençlik olarak yetiştiği yalanları ortaya atıldı, bu yalan daha sonraları başarılı olacaktı, kızlı, erkekli okudukları için toplumun ahlakı bozulmaktadır dendi, Enstitülerde din dersi olmadığı için din elden gitmektedir yalanı yine en çok inanılan yalanlardan biriydi, Rus klasiklerini okudukları için suç işledikleri söylendi, kısacası öğretmenlerin birer militan yetiştirdiği söylendi. Köy Enstitülerin kapandığı yılı göz önüne alırsak, neden ve niçin sorusunun cevabı yine siyasi iktidarda gözükmektedir. Çünkü oy almak için Köy Enstitüleri üzerinden karalama kampanyası başlatmış, bu kampanya destek bulmuştur. Diyeceksiniz ki, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, bu kadar kısa yılda onca başarıya ulaşmışken, nasıl bu konuda yenildi. Cevap basitti, Cumhuriyet projesi henüz tamamlanmamıştı, günümüzde dahi tamamlanmamıştır, çünkü cehalet her zaman en kullanılan malzeme olmuştur. Köy Enstitüleri bunu bertaraf etmek üzerine kurulmuştur lakin sistem Enstitüleri yemiştir.

“17 Nisan 1940 tarihinde 3803 Sayılı Köy Enstitüleri yasası TBMM’den geçti. Köy Öğretmen Okullarının adı bu tarihten sonra Köy Enstitüleri oldu. Yasanın çıktığı 1940 yılında Köy Enstitüsü sayısı 10’du. 1944 yılında bu sayı 20’ye ulaştı. 1948 yılında Van’da açılan Ernis Köy Enstitüsü ile sayı 21 oldu.”

Köy Enstitüleri; Mustafa Kemal’in genç Cumhuriyeti’nin temeli sağlam Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un eseridir.

Fakir Baykurt’un “Unutulmaz Köy Enstitüleri” kitabının 96-102 sayfaları arasında değindiği ilkelere başlık halinde baktığımızda, başarının zaten kaçınılmaz olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

Bu Enstitüler ezberci eğitimi değil, öğrenirken uygulayan, uyguladığını test edebilen, test ettiğini geliştiren, geliştirdiğini bir başkasına aktaran bu sayede de sürekli olarak aktif olabilen bir projedir. Bu proje başarıya ulaşmış, ulaştığı içinde kapatılmıştır.

Enstitüleri Enstitü Yapan İlkeler:
1- Fırsat ve olanak eşitliği,
2- İş eğitimi ilkesi,
3- Öğrencinin yönetime katılma ilkesi,
4- Özveri ve özgecilik ilkesi,
5- Kendi kendine öğrenmeyi sürdürme ilkesi,
6- Yıl boyu eğitim ilkesi,
7- Herkesi başarılı kılma ilkesi,
8- Karma eğitim ilkesi,
9- Çalışmalara halkın katılımı ilkesi.

Bu ilkeler doğrultusunda Köy Enstitüleri, köyden başlayarak çağdaş ve modern eğitimin ilkesinde toplumu bilgilendirici bir yapıya büründürdü. Bu Enstitüler Çağdaş, bilimsel, laik ve ulusal eğitime bağlı kalmak koşuluyla kendi sistemi vardı. Devletten aldığı ödenekle yetinmiyor, kendi kurduğu, inşa ettiği, ektiği ve biçtiği, ürettiği her şeyden gelir elde edebiliyor ve ayakta duruyordu.

Doğrusu “köylü milletin efendisidir” değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği şekilde  “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür” sözü bu şekilde ete kemiğe bürünüyordu. Çalışan, üreten ve ürettiğinin karşılığını alan bir köylü, şehrin can damarı oluyordu.

Köy Enstitüleri sadece okul değil, bundan daha fazlasıydı. Bu Enstitülerde el işçiliği, çiftçilik, hayvancılık gibi birçok konuda eğitim alınıyor ve köylü ile birlikte doğru bilgi kitapların dışına çıkılarak uygulanabiliyordu. Her gün bir saat serbest okuma yapılıyor, tiyatro yarışmaları yapılıyor, başarılı öğrenciler ödül olarak ülkenin başka yerlerine düzenlenen gezilere gitmeye hak kazanıyor, bu gezilerde tüm ülkeyi gezme şansı yakalayarak, coğrafya insanını tanıyor ve bilgileniyordu.

Bu proje dünya üzerinde benzeri olmayan, tamamen kendi ürünümüz olan bir projedir. Birçok konudan elbet yararlanılmıştır ama, net olarak söylemekte fayda var ki; “Köy Enstitüleri yerlidir.

Enstitüler “Eğitimden sağlığa, tarımdan tekniğe, yazından iç politikaya, iç politikadan öğretmen hareketine kadar Köy Enstitülerinin, ülkenin demokratikleşmesinde olumlu etkileri olmuştur.” Bu etkiler, Enstitüler kapatıldıktan sonra dahi etkisini sürdürmüş, verdiği mezunlar ve yetiştirdiği insanlar ile ülkemize büyük bir fayda sağlamıştır. İçlerinden yazarlar, şairler, mühendisler, öğretmenler, profesörler, doktorlar daha nice branşlarda başarı göstermiş Cumhuriyet bireyi yetiştirmiştir. Bu yetişen insanlarda, öğrendiklerini aktarmış ve Köy Enstitüleri madden yıkılmış olsa da manen varlığını koruyabilmiştir.

1946’da CHP iktidarı ile kanunlaşıp kurulan Köy Enstitüleri, adına kapatma dememek için 27 Ocak 1954 tarihinde Menderes’in iktidar partisi Demokrat Parti tarafından çıkarılan bir yasayla Köy Enstitüleri, Öğretmen Okullarıyla birleştirildi ve şalteri indirildi. Ondan sonraki eğitim sistemimiz, bugüne kadar geldiği şekil ile verimsiz, temelsiz, ezberi bile şüpheli, ne bireye ne devlete faydalı şekildedir.

Bu kapatılma esnasında önceki dönemlerde, bu projenin savunucusu İsmet İnönü olmasına rağmen, kapanışında doğan muhalefete gereken sertlikle müdahale edememiş, bu gidişe dur diyememiştir. Neden?

Öncelikle Atatürk’ün vefatı sonrasında genç Cumhuriyet bir belirsizliğin içine girdi. Yönetim bakımından sahipsiz kalmadı şüphesiz ama Atatürksüz bir gelecek düşünmedikleri için panik başladı. Cumhurbaşkanı seçiminde başlayan bu panik, ilerleyen yıllarda da devam etti. İnönü’nün yaptıklarını ya da yapmadıklarını bu incelemede paylaşmayacağım, o ayrı bir konudur fakat, bu durum sadece İnönü konusu değildir. Mustafa Kemal’in yanı başındaki dava adamları, hızlıca ona ve kurduğu laik, çağdaş, tam bağımsız Cumhuriyet’e ihanet edeceklerdi. Konuya bugünden baktığımızda, ihanetin bedelinin çok ağır olduğu da ortadadır.

Köy Enstitülerinin kapanması ile birlikte okullarda okutulan ders kitaplarımız da değişti. Amerika’dan alacağımız ekonomik yardım karşılığında, tarımımızdan ve eğitimimizden vazgeçip, demokrasimizi de ayaklar altına almaya başlamıştık. Nasıl ki, Atatürk dönemindeki Cumhuriyet çağdaş bir modelse, özellikle Menderes ve sonrasındaki dönemler de zıttı olmak ve çağ dışı olmak için maraton koşanlarla doludur.

Kısacası kapatılması gerekiyordu, çünkü;
– Amerika gelişmiş bir Türkiye istemiyordu,
– İngilizler emperyalizme karşı bir eğitim istemiyordu,
– Batı ve Avrupa sorgulayan toplum istemiyordu,
– Tam bağımsız bir ülke istemiyordu,
– Köylüsü okusun, bilgilensin istemiyordu,
– Köylü üretsin ama kazansın istemiyordu,
– Özgür değil, toprak ağalarına bağlı bir toplum isteniyordu,
– Din üzerinden kesilmiş propaganda, yeniden hortlatılıyordu,
– Tekke ve zaviyelerin açılması isteniyor, tarikatlar yeniden açılmak isteniyordu,
– Amerikan güdümünde Din devleti olması beklenen Türkiye, Laik düzenden koparılıp, tamamen sömürge edilip, köle zihniyeti ile yönetilmek isteniyordu.

Dönemin istihbarat bilgilerine baktığınızda, ülkenin bölünmesi için Avrupa ve Amerika’nın nasıl birbiri ile savaştığını görmek mümkündür.

Hasan Ali Yücel ile birlikte eğitim ve tercüme alanında ülkemizin geliştiği apaçık ortadadır. Günümüz ise geçmişteki bu yapıyla kıyas edilemeyecek kadar geridir.

Vefatının 60. Yıl döneminde sayın Hasan Ali Yücel’i sevgi ve saygı ile anıyorum. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk Aydınlanmasının mihenk taşlarından biridir, geçmişte yaptıkları her ne kadar Cumhuriyetin ilerici kuruluşları yıkılmak istense de, yapıtları kale gibi sağlam durmaktadır.

“Yaşamın amacı, ileri millet olarak yaşamaktır. Ortaçağ hayatından farksız, geri bir hayata razı olan insan kalabalığıyla çağımız uygarlığına katılamayız, diri millet haline gelemeyiz.”

İ.Hakkı Tonguç

Latest posts by Murat Çepni (see all)

Yorumlar kapatıldı.