Yazar: 20:20 Öykü

Canavar

Bana inanmıyorlar. Canavarın her gece, beni ele geçirmek için yanıma geldiğini söylüyorum onlara. Yeminler ediyorum. İnanmış gibi bile yapmıyorlar. Ne mi yapıyorlar? Hiç. Sadece yüzüme bakıp ellerinde tuttukları order denilen kağıtlara bir şeyler yazıp yanımdan ayrılıyorlar. Beni kurtarmıyorlar canavardan. Onların görevi bu değil mi?

Uzun  zamandır burada olmalıyım. Saatim veya takvimim yok. Telefonum da yok. Kafam her zamankinden karışık. Sanırım bu yüzden, gün hesabı yapamıyorum. Bugün günlerden ne? Bilmiyorum. Ne fark eder ki zaten? O, gün ayırt etmeksizin hep geliyor. Her gece gelip beni buluyor. Korkuyorum. Bazen onu görünce bağırıyorum. Kırmızı gözleri ve siyah kılları var. Hele sesi, öyle korkunç ki! Karanlığın içinde önce gözlerini görüyorum. İki kırmızı ışık. Sonra sesini duyuyorum. Homurdanmasını. Gelip baş ucumda dikiliyor. “Ne istediğimi biliyorsun,” diyor bana. Bazen korkudan altıma yapıyorum. Kaskatı kesiliyorum çoğunlukla. Üzerime doğru eğiliyor. Yüzüme salyası damlıyor. Ondan kurtulabilmemin tek yolu, kalkıp ışığı açmam. Yapamıyorum. Hızlı hızlı soluk alıp veriyorum. Ter içinde kalıyorum. Pençesini bana doğru uzatıyor. Bana tam dokunacağı anda birden yerimden fırlayıp düğmeye basıyorum can havliyle. “Çıt!” Dönüp ona bakıyorum. “Puf!” diye kayboluyor ortadan. Rahatlıyorum.

Kapalı erkek katındayım. Dışarıya çıkmamıza izin yok. Kaçmamızdan korktukları için bütün kapıların kollarını çıkarmışlar. Ceplerinde kapı kolları taşıyor, kapıları onlarla açıp kapatıyorlar. Bizden çekiniyorlar.

Biz ve onlar. İki farklı dünyanın insanları gibiyiz. Bizden, onlar diye bahsediyorlar aralarında. Biz de eğer kendi aramızda konuşacak olursak onlardan, onlar diye söz ediyoruz. Aynı ortamda bulunduğumuzda bile bizden farklı olduklarını hissettiriyorlar. Onlar bizden üst bir konumdalar. Biz, öyle bir yerdeyiz ki ne yaparsak yapalım asla onların konumuna ulaşamayacağız. Bunu hissediyoruz, içten içe biliyoruz. Peki buna üzülüyor muyuz? Aslında çoğumuzun üzülecek çok daha ciddi sorunları var.

Durumumun kötüye gittiğini biliyorum. Bana her gün bir sürü hap içiriyorlar. Haplar yüzünden garip hareketler yapıyorum. Kendimi halsiz hissediyorum. Yemek yiyemiyorum. Üstüne üstlük, beni canavardan korumadıkları gibi, ondan kaçabileceğim, saklanabileceğim bir yer de göstermiyorlar bana. Kapıları açabilsem buradan hemen kaçar, onların ve canavarın beni bulamayacağı bir yere giderdim. Bir şişenin içine saklanırdım mesela. Veya bir otobüsün altına. Bilmiyorum. Beni bulamayacakları bir yer mutlaka olmalı.

Dün gece hepsinden kötüydü. Canavar yanında arkadaşını da getirdi bu defa. Kıpırdayamıyordum. Yatağımda öylece yatmış, onları izliyordum. Homurtuları dayanılamayacak kadar çirkindi. Bana doğru yaklaştılar. Bu kez onlara dokunmak için elimi uzattım. Evet, uzattım elimi. Ne oldu dersiniz? Gariptir, elim kendime dokundu. Kendi kolumu tuttum. Şaşkınlık içinde kaldırıp tutmakta olduğum koluma baktım. Siyah kıllarla kaplıydı. Sonra gidip pencere camında yansımama baktım. Suratım korkunçtu. Gözlerim, iki kırmızı ışığı andırıyordu. Canavara dönüşmüş olduğumu gördüm. Bu da onun beni ele geçirdiğini gösteriyordu. Korktuğum başıma gelmişti. İkimiz tek vücutta birleşmiştik, benim vücudumda. Dönüp arkadaşına baktım. Bana kendi dilinde “Gnomg numg gronni,” diye homurdandı. Tuhaftır, ne dediğini anladım: “Ben de gidip başka birini ele geçireceğim,” diyordu.

O gidince kendimle baş başa kaldım. Dehşet içindeydim. Kendimden korkuyordum. “Yardım edin bana!” diye bağırmak istedim. Ağzımdan korkunç bir homurtu çıktı sadece. Sabah olup da onlar vizite gelince beni görecekler, kıllı vücudumdan ve kan çanağı gözlerimden tiksinti duyacaklar, konuştuklarımı anlamayacaklar, belki de beni alıp izolasyon odasına koyacaklardı. Bunu hiç istemiyordum. Kendimle o odada yalnız kalmaya cesaretim yoktu. Vücudumdaki canavar, yalnız kaldığımda bana zarar verebilirdi.

Kendimi çok yorgun hissediyordum. Yatağıma uzandım çaresizce. Kırmızı gözlerimi kapattım. Uyuyakalmışım.

Sabah onların sesleriyle uyandım. Odamdaydılar. Bana bakmıyor, birbirleriyle konuşuyorlardı. En yaşlı olanları, beyaz saçlı bir kadındı. Liderleriydi. Bana soğuk gözlerle bakıp “Nasılsın Şansal Bey?” diye sordu. Şaşırmıştım. Canavara dönüştüğümü görmüyorlar mıydı? Nasıl olabilirdim ki bu haldeyken?

“Görmüyor musunuz?” dedim. “Neyi?” dedi beyaz saçlı kadın. Bana dikkatle baktı. “Beni,” dedim. Kollarımı ona doğru uzattım. “Bir şey görmüyorum,” dedi yanındaki genç kıza doğru bakarak “bir de sen bak Irmak.” Irmak, kollarıma doğru baktı ama dokunmadı bana. “Hocam, herhangi bir problem görünmüyor.” “Ama…” dedim. Hepsi bana doğru döndüler, “kılları görmüyor musunuz!” diye bağırdım. “Ya gözlerim? Gözlerim kıpkırmızılar!” “Sakin ol Şansal Bey,” dedi lider, “ilaçlarını arttıracağız. İyi olacaksın.” Dehşete kapılmıştım. “Hayır!” diye bağırdım. “Baksanıza, ben bir canavara dönüştüm. İlaçlar ne yapabilir ki! Vücudumu ele geçirdi! Zihnimi ele geçirdi! İçimde yaşıyor artık. Yardım edin bana! Beni öldürmesinden çok korkuyorum!” Deli gibi bağırıyordum. Hasta bakıcılar koşarak geldiler. Beni tuttular. Liderin yanındakilere mırıldandığını duydum: “Bir doz kokteyl yapın. Ardından onu izolasyona alın. Birkaç gün takip edelim. Düzelme olmazsa EKT yapalım.” “Hayır, hayır, oraya atmayın beni! Yalnız kalamam! Beni öldürür orada!” Kalçama enjektörün batışını hissettim. Gözlerim kapandı. Sonrası sessizlik ve karanlık…

Ağırlaşmış göz kapaklarımı güçlükle açtım. Etrafımdaki beyaz duvarları gördüm. Yatıyordum. Kımıldayacak halim yoktu. Beyaza boyalı tavana baktım öylece. “Neredeyim?” diye sordum kendi kendime. Odada tek başımaydım. İçimden homurtulu bir ses beni yanıtladı, “Nihayet yalnızız.” Ona cevap vermedim. Konuşmaya gücüm yoktu. “Bak,” dedi. “Varlığıma alışsan iyi edersin. Seni terk etmeye hiç niyetim yok”. Güldü. “Senin hasta olduğunu sanıyorlar. Benim sadece bir sanrı olduğumu düşünüyorlar. Psikozmuş güya, hah hah haa! Oysa ben gerçeğim. Öyle değil mi Şansal? Bunu biliyorsun. Aslında, benim gerçek olduğumu sadece sen biliyorsun. Benim için neden bu kadar önemli olduğunu şimdi anladın mı? Gerçekliğimi sana borçluyum. Beni yalnızca sen görebiliyorsun. Seni bırakırsam, ben… Kaybolurum… Silinirim. O yüzden de seni… Bırakmayacağım.” İlaçların etkisiyle tekrar gözlerim kapanmaya başladı. Canavar, pençelerinden birini koluma doğru uzattı. Karşı koyacak durumda olmadığımı biliyordu. O, sivri tırnaklarını etime geçirirken ben, acı içinde ve çaresizce, yeniden derin bir uykuya daldım.

Editör: İlknur Sıdar Gülbay

Devrim Akalın
Latest posts by Devrim Akalın (see all)
Visited 6 times, 1 visit(s) today
Close