Yazar: 18:00 Röportaj

Bir Yazar – Beş Soru: Deniz Cansız

Deniz Cansız kimdir?

1999 yılında İstanbul’da dünyaya geldim, İzmit’te büyüdüm, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans eğitimimi tamamladım ve ardından İzmit’e dönüp öğretmenlik yapmaya başladım. Hayatımın tüm bu dönemlerinde, tüm şehirlerinde ve tüm anlarında sabit olan ve beni tanımlayan en önemli noktalardan biri edebiyattı. Okumayı öğrendiğim günden beri okuyor, kurgusal dünyaların varlığını öğrendiğimden beri de yazıyorum. 

Yıldızlara Bakanlar isimli öykü kitabınızı neden yayımladınız?

Her bir kitap bir dünya, bu kitapları yazanlar o dünyaların habercileri ve bizler de o dünyayı gözetleme imkânını sahip olan insanlarız gibi hissediyorum bazen. Bazı hikâyeler, tamamen anlatılmayı istedikleri veya hak ettikleri için anlatılırlar bana göre. Başlangıçta bu hikâyelerin her birini yazma sebebim tamamen buydu sanırım. Biraz sonra bahsedeceğim tüm sebepler ve düşüncelerimin öncesinde, en temel sebep bu diyebilirim. Çünkü her biri anlatılmayı bekleyen hikâyelerdi.

Ancak biraz daha ciddi bir taraftan bakarsak, her ne kadar bilimkurgu eserleri gerçek dünyadan uzak bir atmosferde kurulmuş, hayatlarımızda alışık olduğumuzdan farklı mekânlar ve karakterlere sahip olsalar da benim için insanı ilgilendiren olayları, duyguları ve durumları incelemenin en keyifli, ilginç ve belki de göz açıcı olduğu eserler. İnsanlığın doğrularını, yanlışlarını, önyargılarını, umutları ve umutsuzluklarını yabancı bir ortamda şekillendirmenin, yüzleşmeyi de kolaylaştırdığına inanıyorum. Yıldızlara Bakanlar, on öyküden oluşan bir bilimkurgu kitabı. Birkaç öykü ufak detaylarla birbirine bağlanmış olsa da genel anlamda birbirinden bağımsız öykülerin toplandığı bir kitap. Ancak bu ufak detayların dışında, tüm öyküleri birbirine bağlayan en önemli parça insan faktörü diyebilirim. 

Hepimiz bir bataklıkta yaşıyoruz. Ama bazılarımız yıldızlara bakıyor.

Kitabımın girişinde yer alan, Oscar Wilde’ın Lady Windermere’in Yelpazesi isimli eserinden bir alıntı. Yaşadığımız dünya zaman zaman maalesef bir bataklıktan farksız diyebiliriz. Dünya’nın durumunu değiştirmek bir noktadan sonra her ne kadar elimizde olmasa da bakış açımızın bize ait olduğu bir gerçek. Bazen bakabileceğimiz yıldızlar olduğunu unutuyor, bazen de o yıldızlara bakmaktan alıkonabiliyoruz. 

Öykülerin hepsinde karanlık ve umutsuz bir atmosfer, kötü yaşanmışlıklar ve çıkmazlar bulunuyor. Yani her bir öykü bir bataklık, ancak bu noktada her bir karakterin yıldızlara bakma şansı var ve her ne kadar kitabın adı Yıldızlara Bakanlar olsa da her biri yıldızlara bakmayı tercih etmiyor veya edemiyor. Bununla beraber de insanlık ile ilgili yapılabilecek bazı eleştiri ve yorumlarla karşılaşmış oluyoruz. Bu yüzden hem yapmak istediğim eleştirileri yapabilmek hem sevdiğim türde bir eser okuyabilmek hem de okuyucuları farklı dünyalar ve karakterler ile tanıştırmak için yazdım diyebiliriz.

Neden okuyorsunuz?

Bahsettiğim gibi okumayı öğrendiğimden beri okuyor, kurgusal dünyalar ile tanıştığımdan beri de yazıyorum. Başlangıçta okuma ve yazma eylemi, ilkokulda öğrendiğin harflerin karşılıklarını zihninde oluşturmak ve bilmen gereken şeyleri öğrenmek için sahip olman gereken bir beceriyken ardından bu eylemin yalnızca bir zorunluluk ve saf bilgi ile sınırlı olmadığını öğrenmek büyük bir aydınlanma oluyor sanırım çocuklar için. En azından benim için öyleydi. Okuduğum ilk kitaplarla beraber, yaşanmış veya yaşanmamış birçok deneyimi elimde tuttuğum kâğıtlarda görebileceğimi, uzak diyarların toprağına adım atabileceğimi, uzak diyarların göklerinde kanat çırpan kuşların seslerini duyabileceğimi, hiç hissetmediğim duyguları hissedebileceğimi, görebildiğimin çok ötesindeki dünyaları, bir insanın kalbinde ve zihninde neler barındırabileceğini görmüş oldum. Bu dünyaları bir kere ziyaret ettikten, insanların kalpleri ve zihinlerine açtıkları o eşikten bir kere geçtikten sonra geri dönmek çok kolay da olmuyor sanırım. 

Neden yazıyorsunuz?

Okuduktan ve okuduklarını sindirdikten sonra eminim ki her sıkı okur bu süreci tamamlamak için yazma eylemine yöneliyor. Yazarak içindekileri kâğıt üstünde, somut halde görmek başlı başına insanın ruhunu ortaya seren bir eylemken bir de bu yazdıklarını başkalarının okuması için ortaya atmak bir nevi ruhani bir otopsi gibi geliyor bana. Bu yanıyla çok ürkütücü olsa da bu ruhani otopsinin insanı rahatlatan, iyileştiren bir yanı da var. Sanırım bir yandan anlaşılmak, bir yandan da insanların dünyalarını ziyaret ettikten sonra başka insanları da kendi dünyama davet etmek istiyorum ve sanırım bu yüzden yazıyorum.

Hayatın amacı sizce ne olmalı?

Douglas Adams’ın Otostopçunun Galaksi Rehberi serisinde hayatın anlamı 42 olarak sunuluyor. Bence de hayatın anlamı ve amacı da tamamen bu. 42.  

Visited 18 times, 1 visit(s) today
Close