İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Büyük Hareket: Harf Devrimi

Türkler V. yüzyıldan itibaren çeşitli dönemlerde ve bölgelerde bağlı bulundukları inançlara ve girdikleri kültür çevrelerine göre Kök-Türk ve Uygur alfabelerinin yanısıra çeşitli alfabeler kullanmışlardır. Türk boylarının İslamiyet’e geçişiyle birlikte, XI. Yüzyılın başlarından itibaren Arap kültürünün etkisiyle Arap alfabesi, Türkler arasında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesinin Türkçe’ye uygulanması, birçok aşamalar geçirmiş, sürekli yazım kuralları değişmiş ama Arap harfleri hiçbir dönemde Türkçe için kullanışlı bir yazı olamamıştır. Arap alfabesindeki harflerin, Türkçe ses yapısına uymaması, basın-yayın hayatında zorluklara neden olması, kolay okunup yazılamaması, bu alfabenin iyileştirilmesi veya değiştirilmesi fikrini gündeme getirmiştir ki bu fikir Osmanlı Devleti aydınları arasında da devletin son yüzyılında çok tartışılmıştır. 
Bu konuda ilk girişim, 1860’lı yılların başında Münif Paşa tarafından başlatılmış ve 1928 yılına kadar bu konudaki öneriler, tartışmalar ve çalışmalar gerek aydınlar arasında gerek devletin ileri gelenleri arasında sürüp gitmiştir. Ancak bu süre içinde, bir sonuca ulaşılamamış; bu tartışmalar Cumhuriyet’in ilk yıllarında daha da önem kazanmış gerek basında gerekse TBMM’de güncelliğini korumuştur. Uzun yıllar süren tartışmaların sonunda Atatürk, alfabe sorununu, inkılâpları arasına alarak sistemli bir şekilde çalışmalara başlamıştır. Dil Encümeni ve Alfabe Komisyonu’nu kurarak çeşitli alfabeleri inceletmiş, sonunda Latin kökenli harflerin Türkçe dil yapısına uygun şekle getirilmesine karar verilmiştir. 
 
Gazi, 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu Parkı’nda yapılan bir toplantıda, yeni Türk alfabesini davetlilere tanıtarak Türk Harf İnkılâbı’nı resmen başlatmıştır. 1 Kasım 1928 günü Meclis 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” ile yeni Türk Harflerini kabul etmiştir. 3 Kasım 1928 günü, bu Kanun, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 9 Ağustos 1928’den itibaren, basının da desteği ile ülkede yeni Alfabe’nin benimsenmesi, öğrenilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla ciddi çabalar başlatılmıştır. Yeni Türk harfleri okuma-yazmayı büyük ölçüde kolaylaştırdığı için, ülke çapında -devletin ve basının da desteği ile- okuma-yazma yaygınlaştırılmış ve halk eğitimi gerçekleştirilmiştir. Atatürk, Türk milletinin, uygar milletler arasına girmesini kolaylaştırmak ve bunu sağlamak için yeni Türk alfabesinin kabulünü zorunlu görmüştür. Çağdaş uygarlığa giden yolu Türk milletine açmak, onun çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmasını sağlamak amacının yanısıra, alfabe değişikliğinin diğer büyük amacı da millileşmek, milli kültürümüzü oluşturmaktır. Türk Harf İnkılâbı ile, Türk kültür hayatını yepyeni ufuklara, evrenselliğe götürecek adımların ilki ve en büyüğü atılmıştır. 

Cumhuriyet Döneminde Yeni Alfabe Tartışmaları 

İstiklal Harbi kazanıldıktan sonra ülkenin kendini toparlayabilmesi için belirli adımlar atılmaya başlanmıştır. Uzun yıllar süren savaş ve yoksulluk yüzünden de büyük bir zarar ortaya çıkmıştır. Ancak Mustafa Kemal Paşa maddi olarak bir kalkınmanın zorunluluğunu görüp inandığı kadar, kültür açısından da ciddi adımlar atılması gerektiği düşüncesindedir. Bu sebeple yakınındakilerle sık sık kültür ve Batılılaşma üzerine konuşmalar yapmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa’ya zaman zaman Latin harflerine neden geçmiyoruz gibi soruların da sorulduğu bilinmektedir. Ancak Paşa’nın ihtiyatlı ve  zamanlı adımlar atmayı sevmesi sebebiyle beklemeyi uygun gördüğü anlaşılmaktadır. Ülkenin savaş sonrası planlı olarak ilerleyebilmesi için atılan adımlardan biri de İzmir’de Kazım Karabekir Paşa başkanlığında bir iktisat kongresinin toplanmasıdır. Kongrede işçi katılımcılardan Ali Nazmi Bey Latin harflerine geçiş konusunda bir öneride bulunmuştur. Ancak başkan sıfatıyla Kazım Paşa konunun görüşülmesini  istememiş ve Latin harflerinin İslam birliğine zarar vereceğini söylemiştir. Daha sonra Kazım Paşa Hakimiyet-i Milliye gazetesine bu konuyu eleştiren bir demeç vermiştir. Kazım Paşa hata olarak gördüğü bu meselenin daha önceleri Avrupa’da ortaya çıkmış olduğunu belirterek, oralarda bu fikri ortaya atanların dahi sonradan çok pişman olduklarına dikkat çekmiştir.Kazım Paşa’nın söylemlerinden sonra ondan cesaret alanlar ortaya çıkarak aynı doğrultuda fikirler yaymaya başlamışlardır. Konuyu yakından takip eden Kılıçzade Hakkı Bey ise başta Kazım Paşa olmak üzere bu doğrultuda fikir beyan edenleri yermek için birtakım yazılar yazmaya başlamıştır.

Kılıçzade Hakkı İçtihad’te çıkan “İzmir İktisat Kongresi’nde harfler mes’elesi” adlı yazısında “Bu harfler; zerafetleri, hendesilerinin uygunluğu ufki ve umumide olarak kolaylıkla ve zevkle bir suretde yazılabilmeleri ve nihayet birçok akvam tarafından kabul edilmiş olmaları meziyet-i itibarlarıyla mutlaka Latin harfleri olacaktı.” demiştir. Ve yine aynı gazetede Kazım Paşa’yı iyi eğitim almış olmasına rağmen bu konuları anlayamamakla itham etmiştir. Latin harfleri meselesine dair görüş bildirenlerden bir diğeri de Şükrü Beydir. Şükrü Bey mecliste başka bir konu görüşülürken yaptığı konuşmasında, mevcut alfabenin Türkçenin yazımına uygun olmadığını belirtir.Ancak pek de olumlu tepkilerle karşılaşmayınca konuyu uzatmaz. Basında ise tartışmalar sürmeye devam eder.

Daha sonra 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat kanununun çıkması, bütün okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması ve takip eden süreçte birtakım İnkılâpların uygulanmaya geçilmesiyle alfabe tartışmaları geri plana itilir. Ülke büyük bir dönüşüm sürecine girmiştir. Fakat bu sırada tartışmalar tamamen ortadan kalkmış da değildir. Her iki görüşten de pek çok fikir ortaya atılmaya devam etmiştir. Cenab Şahabettin, Servet-i Fünun’da alfabenin değiştirilmesini savunurken, Ayaz İshaki de Bakü’deki kongreyi işaret ederek, orada Latin alfabesinin kabul edilmesi halinde Türkiye’de ilerleme olmasının önünün açılacağını söylemiştir. 

Harf İnkılâbı’nın Uygulanma Süreci 

Harf İnkılâbını geciktiren etmenler arasında belki de en önemlisi İzmir Suikastı davasıdır. Bu dava neticesinde süren tartışmalar ve gergin ortam ihtimal ki İnkılâbın bir müddet daha gecikmesine neden olmuştur. Ancak Mustafa Kemal Paşa’nın uzun zamandır Harf İnkılâbı üzerine düşündüğü de bilinmektedir. Paşa, sadece uygun şartların oluşmasını beklemektedir. Nitekim 1928 yılına gelindiğinde uygun şartlar oluşmuş olacak ki uygulamaya geçilmesi kararlaştırılmıştır. Harf İnkılâbına dair ilk resmi adım Bakanlar Kurulu tarafından atılmıştır. Kurulun kararıyla Dil Encümeni kurulmuş ve Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, Yakup Kadri, Mehmet Emin, Hüseyin Cahit gibi öncü isimler görev almıştır.

Encümen üyeleri 26 Haziran 1928’de ilk kez bir araya gelerek Alfabe ve Gramer komisyonları oluşturmuşlardır. Encümen tarafından yapılan ilk resmi açıklama ise yeni alfabenin oluşturulması için önerilerin incelenmeye başlandığına dairdir. Encümen öncelikle Latin alfabesi temeline dayanan Batı alfabelerini incelemiş, ardından o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı Türk devletlerinin oluşturduğu alfabeler incelenmiştir. Daha sonra Encümen tarafından 41 maddelik bir “Elifba Raporu” oluşturulmuştur. Mustafa Kemal Paşa da bizzat çalışmalara katılmış yakından takip etmiştir. Onun da etkin çabaları ve desteğiyle kısa süre içerisinde Latin alfabesini temel alan yeni Türk alfabesi  ortaya çıkmıştır. 

Alfabenin kararlaştırılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu’nda bir toplantı tertip etmiş ve burada yaptığı konuşmasıyla da İnkılâbı duyurmuştur. Mustafa Kemal Paşa burada ilk olarak topluluk içerisinden birine yeni harflerle yazılmış bir kâğıdı uzatmış ve okumasını istemiştir. Falih Rıfkı’nın aktardığına göre yazı okunamayınca Mustafa Kemal Paşa “Bu arkadaşımız hakiki Türk yazısını bilmediği için şaşırmıştır” diyerek kâğıdı Falih Rıfkı’ya okutmuştur.

Sarayburnu’nda yeni harfler ilk kez tanıtıldıktan sonra öğretim süreci başlamıştır. Bu amaçla açılan kurslara da ilk olarak dönemin önde gelenlerinin katılımı sağlanarak, halkın teşvik edilmesine çalışılmıştır. Cumhuriyet Halk Fırkası üyeleri de bir araya gelerek bir toplantı yapmış ve her bölgede yeni harflerin öğretilmesi için dershaneler açılmasına karar vermişlerdir. Ardından 25-29 Ağustos 1928 tarihleri arasında Dolmabahçe’de milletvekillerine yeni harfler öğretilmiştir. 

Mustafa Kemal Paşa ise 20 Eylül’e kadar sürecek olan yurt gezisine çıkarak kendisi halka hem alfabeyi tanıtmış hem de bizzat öğretmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın şehir şehir gezerek kara tahta karşısında dersler vermesinin tesiri epey büyük olmuş, bu sayede kısa sürede önemli bir mesafe alınabilmiştir. Ayrıca alfabe için bir marş bile yapılmıştır. Denemelerin olumlu sonuçlar vermesi üzerine de tam bir resmiyet kazanılabilmesi amacıyla yeni alfabenin kabulü meselesi meclise taşınmıştır. Böylece 1 Kasım 1928’de 1353 numaralı ve 11 maddelik kanunla Latin harflerine dayalı yeni Türk alfabesi kabul edilmiştir. Resmi Gazete’de de 3 Kasım 1928’de ilan edilerek yürürlüğe girmiştir. 

Türk Halkının Yeni Harflere Yaklaşımı 

Öncelikli olarak halkın kısa sürede yeni harflere alışması ve benimsemesi amaç edinilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya döndükten sonra gezi boyunca yaşadığı süreci ve halktan aldığı tepkilerden oldukça memnun kalmıştır. Hatta bu memnuniyetini “Yeni harflerin tatbikatını memleketin pek çok yerinde gördüm. Şehirlerde, köylerde, her yerde halk yeni harflerle okuyup yazmaya geçmiştir. Halk yeni yazının kolaylığından memnundur.” sözleriyle dile getirmiştir. Ticaret Odası müdürü Muhsin Bey, yeni harflerin kısa sürede yerleşebilmesi için işletmeler ile yaptığı toplantıda yeni harfleri tanıtmış ve levhalarında kullanmaları konusunda fikir birliğini sağlamıştır. Bu şekilde halkın yeni harfleri öğrenmesi ve benimsemesinin çok daha hızlanacağı düşünülmüştür. Ayrıca resmi dairelerde de yeni yazının bir an önce kullanıma geçilmesi kararlaştırılmıştır. Ardından konuyu meclise taşıyan Mustafa Kemal Paşa, gerekli açıklamayı yaptıktan sonra kanun tasarısı yasalaşmıştır. Böylece Harf İnkılâbı resmen başlamıştır. Yeni harflerin öğretilmesi noktasında milletvekilleri de önemli katkılarda  bulunmuşlardır. Vekiller kendi seçim bölgelerinde insanlara yeni harfleri tanıtarak sürece katkılar yapmışlardır. 

Harflerin tanıtılması ve yerleşmesi için çalışmalar yapmak üzere kurulmuş olan Dil Encümenliği de bu doğrultuda kitapçıklar basarak dağıtımını sağlamaya başladı. Encümen dışında Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay gibi kuruluşlar da kitapçıklar dağıtma ve seminerler verme yoluyla halkı bilgilendirerek sürece dahil oldular. Milli Eğitim Bakanlığı ise yaygın eğitim yoluna başvurarak Millet Mektepleri’ni kurdu. Millet Mektepleri Talimatnamesi İsmet Paşa’nın mecliste yaptığı konuşma sonrası hazırlanmıştır. 24 Kasım 1928’de de Resmi Gazete’de yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Millet Mektepleri A ve B grubu olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Buna göre A grubu okula daha önce gitmemiş dolayısıyla okuma yazma bilmeyenlere, B grubu ise okuma yazma bilip yeni yazıyı öğrenecek vatandaşlar için açılmış okullardır. Maarif Vekili Mustafa Necati Bey tarafından devlet görevlilerine talimatname gönderilerek Millet Mektepleri hakkında bilgiler verilmiş ve açılış gününe kadar hazırlıkların tamamlanması istenmiştir. 18 Aralık 1928’de İkdam gazetesinde yeni harflerin halk tarafından benimsenmesi; “Bu ayın ilk gününden beri Türk harflerinin istimaline dair olan kanunun tatbikine başlanıldı. Tereddütsüz söyleyebiliriz ki tam bir muvaffakiyet hasıl olmuştur… Vaktiyle hiç okuyup yazmak bilmeyenler bile yeni yazıyı heceliyorlar, hatta okuyorlar… Hele kanunu kabul ve talimatnamesi neşredilen (Millet Mektepleri) kursları vazifelerini ikmal edince- ki en çok dört aylık bir iştir- yeni şekillere sanki “kalu bela!,, dan beri alışkın olacağız.” şeklinde ifade edilmişti. Görülüyor ki yeni yazı harf tarafından kabul edilmiş hatta hızlıca öğrenilmeye başlanmıştır. Ertesi gün yine İkdam’da çıkan bir yazıya göre Aralık ayı sonuna kadar dershanelerde sınavlar yapılacak ve kazananlar Millet Mektebi diploması alacak, kaybedenlerin ise eğitime alınacağı belirtilmiştir.50 Takip eden günlerde de Akşam gazetesinin ek olarak yeni harflerden oluşan kitapçıklar ve lügat verdiği görülmektedir. Ayrıca Akşam gazetesinde bir de “Millet Mektepleri kıraat sütunu” adı altında bölümlere, kalın büyük puntolarla cümleler konularak halka okuma öğretmek amaçlanmıştır. 1 Aralık 1928 sonrası tüm gazete ve dergilerin, 1 Ocak 1929 itibariyle de kitapların yeni harflerle yayınlanmasına karar verilmiştir. 2 Aralık’ta Cumhuriyet gazetesinde bu konu ele alınarak dün ilk defa yeni harflerle çıkan gazetelerin nasıl karşılandığı aktarılır. Haberde insanların yeni harfli gazetelere yoğun ilgi gösterdiği belirtilerek bu durumun inkılâbın başarıya ulaşacağına açık bir örnek olduğu vurgulanır. 1 Ocak 1929’da ise artık tüm yurtta yeni harflere geçiş sağlanmıştır. Bu tarihle birlikte Millet Mektepleri de açılmıştır. Aslında bundan önce de Halk Dershaneleri yoluyla birtakım eğitimler verilmiştir. 

Millet Mektepleri’nin yurt genelinde dağılışına bakıldığı zaman %65’i köylerde geri kalanı ise şehirlerdedir. Buradan da anlaşılacağı üzere Harf İnkılâbı önemli oranda okuma yazmanın düşük olduğu bölgeleri hedeflemiştir. Bu bölgelerde yaşayanların okuma yazmayı öğrenmesi istenmiştir. Böylece çağdaş bireylerden oluşan bir ülkenin oluşturulması mümkün olabilecektir. Mustafa Kemal Paşa, Millet Mektepleri üzerine mecliste yaptığı konuşmasında “Meclisinizin en büyük eseri olan, Türk harfleri, memleketin umumi hayatına, tamamen, tatbik olunmuştur. İlk müşkülat, milletin mefkure kuvveti ve medeniyete olan muhabbeti sayesinde kolaylıkla yenilmiştir.” demiştir. Sonraki yıllarda da mecliste Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncelerine benzer konuşmalar yapılmıştır.Buradan da anlaşılacağı üzere Harf İnkılâbı halk tarafından benimsenmiş ve uygulanmaya çalışılmıştır. 

Sonuç 

Türklerin uzun yıllar boyunca yayıldıkları bölgelere oranla birbirinden çok farklı diller kullandığı görülmektedir. Ancak yakın tarihimize en çok etki eden durum, İslamiyet’in kabulüyle birlikte Arap temelli bir alfabeye de geçilmiş olmasıdır. Osmanlı Devleti de bu alfabeyi yıkılışına dek kullanmıştır. Fakat alfabenin Türkçe üzerindeki etkileri pek çok çevre tarafından önemli oranda tartışma konusu yapılmıştır. Bu noktada tartışmalara paralel olarak bazı uygulamaların denendiği de görülmektedir. Ancak hiçbir denemeden bir sonuç alınamamıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra da tartışmalar son bulmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti de belli bir süre Arap alfabesini kullanmaya devam etmiştir. Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişken İzmir’de yapılan İktisat Kongresinde bazı delegeler Latin esaslı bir alfabeye geçilmesini önermişlerdir. Fakat Başkan Kazım Karabekir Paşa’nın öneriyi okutmaması hala fikir birliğinin oluşmamış olduğuna örnektir. Fakat Mustafa Kemal Paşa dahil olmak üzere önde gelen bazı isimler artık bu alfabenin değiştirilmesi gerektiğine inanmışlardır. Ve bu sebeple yeni bir alfabe tasarlanmasına karar verilmiştir. Böylece Latin esaslı yeni Türk alfabesine geçilmiştir. 

Yeni alfabenin yaygınlaştırılması için önemli adımlar atılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın halka ilk duyuruyu Sarayburnu’nda yapması itibariyle de tam bir seferberlik başlamıştır. Bu noktada Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat “Başöğretmen” sıfatıyla işleri yakından takip etmesi halk nezdinde çok olumlu geri dönüşler alınmasını sağlamıştır. Bu bağlamda Millet Mektepleri önemli bir yer tutmaktadır. İnkılâba resmi ve özel kurumlar da destek vermişlerdir. Milletvekillerinin de kendi bölgelerinde birtakım faaliyetlerde bulunmaları olumlu olarak yansımıştır. Daha sonra Millet Mektepleri’nin oluşturulması ile yaygın eğitime geçilmiştir. Millet Mektepleri halka en uygun şartlarda eğitim vermiş  ve kısa sürede birçok kişiye yeni harfleri öğretmiştir. Yeni harflerin uygulanmaya konmasıyla birlikte bazı kurumların sorunlar yaşadığı da görülmektedir. Gazete, kitapçı ve basımevlerinin süreci desteklemelerine rağmen ister istemez etkilenmeleri üzerine belirli adımlar da atılmaya çalışılmıştır. Kitapçıların eski harflerle basılmış kitapların ellerinde kalması ve mektep kitaplarını hazırlayacak sermayeyi bir anda bulamayışları ekonomilerini önemli ölçüde etkilemiştir. Basımevleri de matbaalarını yenilemek mecburiyetinde kalmıştır. 

Bu noktada devletin önceleri yapıcı adımlar atmaması üzerine Kitapçılar ve Basımevleri destek aramaya çalışarak seslerini duyurmak istemişlerdir. Daha sonra kendi aralarında seçtikleri temsilcilerini de Ankara’ya iletişim kurabilmek amacıyla göndermişlerdir. Hükümet kitapçılara maddi yardım yapamamışsa da kredi vermesi için bankalarla anlaşarak aracı olmuş ve bazı mektep kitaplarının da yayım hakkını kitapçılara, basımını da basımevlerine vermişlerdir. Takip eden yıllarda bazı kitapçılar birleşerek ortak olarak yola devam etmişlerdir. Yeni harflerin halk tarafından iyice benimsenmesi üzerine de kitapçılar için uygun ekonomik koşullar oluşmaya başlamıştır.  Gazeteler için de benzer bir süreç işlemiştir. Ancak gazeteler kitapçılara nazaran daha somut bir yardım alabilmişlerdir. Gazetelerin arasındaki büyük rekabet bu dönemde daha ciddi bir boyut almıştır. Çünkü her biri bir diğerinden daha önce yeni harflerle yayın yapmasını beklemiştir. Böylece okuyucu kaybetmemek hedeflenmiştir. Bazı gazeteler ise abonelik ve günlük ücretlerini düşürerek okuyucularını kendi bünyesinde tutmayı amaçlamıştır. Ayrıca belirli sütunlarda yeni harflerle yayınlar yapıp okuyucularına alfabeyi öğretmeye de çalışmışlardır. 

Mecliste Hakkı Tarık Bey’in basının kalkınmasını sağlayabilmek için meclise bir kanun teklifi vermiştir. Kanun teklifinin onaylanması sonrasında ise gazetelere yapılacak ödemeler sayfa yapısı ve basımda kullanılan makinelere göre sınıflandırılmıştır. Ayrıca gazetelere 3 yıl süreyle ödemeler yapılmasına karar verilmiştir. Bununla birlikte gazetelerin daha rahat bir konuma erişmeleri sağlanmıştır. Hükümetin gazetelere diğer kurumlara olduğundan daha yapıcı davranmasının sebebi ise halk ile daha yakın ilişkide olmalarından ötürüdür. Böylece İnkılâp sürecinde belirgin bir rol üstlenmeleri beklenmiştir.  

KAYNAKÇA 

ATAY, Falif Rıfkı, Çankaya, Sena Matbaası, 1980. 

BERKES, Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Y.K.Y., İstanbul, 2017. 

ŞİMŞİR, N. Bilal, Türk Yazı Devrimi, T.T.K., Ankara, 2008. 

ÜLKÜTAŞIR, Şakir, Atatürk ve Harf Devrimi, T.D.K., Ankara, 2009. 

Makaleler 

ACAR, Ayla, “Türkiye’de Latin Alfabesine Geçiş Süreci ve Gazeteler” İstanbul 

Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi (Aralık 2017), C:1, No:41. 

AVCI, Cemal, “Harf İnkılâbı ve Millet Mektepleri”, Mediterranean Journal of 

Humanities: Akdeniz İnsanî Bilimler Dergisi (2013). 

DÖNMEZ, Cengiz, “Atatürk ve Harf inkılâbı”, Atatürk Araştırma Merkezi (Mart 

2011), C:27, No:79. 

KAYIRAN, Mehmet, METİNTAŞ, Mustafa Yahya, “Latin Kökenli Yeni Türk 

Alfabesine Geçiş Süreci ve Millet Mektepleri”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler 

Dergisi (Ağustos 2009), S.24. 

KILIÇ, Fahri, “Yeni Türk Alfabesinin Yaygın Eğitim Yoluyla Öğretilmesi, A.Ü. 

Atatürk Yolu Dergisi (Temmuz 2017), S.61. 

KURT, Hanifi, “Harf Değişikliği ve Basının Yeni Harflere Geçerken Takındığı 

MARALLİ, Sezer, Harf İnkılâbı’nın Uygulanması Ve Birtakım Etkileri, ESOGÜTD, Cilt: 2, S: 1, Mayıs 2019  

SARI, Muhammed, GEDİK, Muhammed, “Türkiye’de Harf Devrimi Öncesinde 

Basına Yansıyan Görüşler” Turkish Studies (2014), C.9, No:7. 

TONGUL, Neriman, “Türk Harf İnkılâbı”, A.Ü. Atatürk Yolu Dergisi (Kasım 

2004), No: 33-34. 

TUNCA, Elif Asude “Türk Harf Devriminin Halka Tanıtım Çalışmaları”, Mersin 

Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi (Aralık 2006), C:2, No:2. 

KATIRCI, Abdullah, “Harf Devrimine Yönelik Çalışmalar, Devrimin 

Gerçekleşmesi ve Uygulanışı”, Kafkas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 

(Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Eskişehir, 2004. 

Latest posts by Rıdvan Yıldız (see all)

Yorumlar kapatıldı.