İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

40. İstanbul Film Festivali: Possessor-Tufan Olmayacak-Asla Ağlamam

İKSV tarafından ilk kez 1982 yılında bir sinema haftası olarak düzenlenen İstanbul Film Festivali, bu yıl 40. yaşını kutluyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen 40. İstanbul Film Festivali 29 Haziran’a kadar izleyicisiyle buluşacak. Bu yıl pandemi şartlarını da gözetmeye devam ederek festival nisan, mayıs ve haziran aylarına yayılıyor. 40. İstanbul Film Festivali 1 Nisan’da festivalin çevrimiçi gösterim platformu filmonline.iksv.org’da başladı. Nisan ve mayıs ayları boyunca gösterimler devam edecek. Festivalin Uluslararası Yarışma, Ulusal Yarışma ve Galalar bölümlerindeki filmler, mayıs ayı sonlarında ve haziran ayında hem açık hava mekânlarda hem de sinema salonlarıyla çevrimiçi platformda festival takipçileri ile buluşacak.

İstanbul Film Festival’i ile ilk buluşmam 2007 yılına uzanıyor. O zamanlar bir üniversite öğrencisi olarak sinemaya olan ilgimin artması neticesinde haberdar olduğum festival beni adeta büyülemişti. Film eleştirmeni Sevin Okyay ile tanışıp sohbet etme fırsatı yakalamam da 2013 yılında yıkılmadan önce Emek Sineması’nda festival filmi izleme şansı bulmam da İstanbul Film Festivali sayesinde gerçekleşmişti. Festivale yıllarca ev sahipliği yapan Atlas ve Beyoğlu sinemalarının sokağa açılan kapılarının verdiği huzuru tarif etmek için alışveriş merkezlerindeki sinema salonlarında verilen film aralarında birçok insanın hava alabilmek için bir teras veya balkon arayışını örnek gösterebilirim. Belki ülkenin en büyük film festivali Antalya Altın Portakal Film Festivali ve öyle de olmaya devam edecek; ancak benim gençliğimde ve sinema gelişimimde büyük bir yeri olan İstanbul Film Festivali’ne saygı duruşunda bulunmadan geçmek istemedim. Şimdi festival kapsamında Nisan seçkisinde çevrimiçi gösterimde olan birkaç filmi kısaca ele alalım. 

Possessor

Yönetmen: Brandon Crononberg

Oyuncular: Andrea Riseborough, Christopher Abbott, Rossif Sutherland, Tuppence Middleton, Sean Bean, Jennifer Jason Leigh

Aldığı Ödüller-Gösterim:

2021 Gerardmer Uluslararası Korku ve Bilim Kurgu Film Festivali-Büyük Ödül, En İyi Müzik 

2020 Sitges Film Festivali-En İyi Film, En İyi Yönetmen 

2020 Splat! Uluslararası Fantastik Film Festivali (Polonya) En İyi Özel Efekt

Süre: 104 dk.

Yapım: Kanada-İngiltere

İlk olarak Sundance’te prömiyerini yapan film, yüksek teknoloji kullanan gizli bir örgütü konu alıyor. Beyne yerleştirilen bazı cihazlarla başka insanların zihinlerine girerek onları yönlendiren hatta birer katile dönüştüren bu işlem, örgütün rutin bir görevde beklemedikleri bir sorunla karşılaşmalarına yol açıyor. Ele geçirmek istedikleri zihinlerden birindeki şiddet potansiyeli, hesapta olmayan problemlerle karşılaşmalarına yol açıyor. Possessor, daha ilk sahnelerinden itibaren son derece huzursuz edici bir ekran kâbusu olarak karşımıza çıkıyor

Örgütün önemli ajanlarından biri olan Tasya, bir şirketin sahibini öldürmek amacıyla, şirket sahibi John Parse’ın müstakbel damadı Colin’in zihnine giriyor. Bu görev esnasında beklenmedik problemler ortaya çıkıyor ve Colin’in bedeni zihninden ve belleğinden ayrılmak konusunda direnç gösteriyor; zira çıkış yolu intihar! Zihin felsefesinde: zihin-beden ikiciliği, diğer ismiyle zihin-beden düalizmi kısaca zihinsel işlevlerin fiziksel olmadığı ya da zihin ve bedenin ayrılabilir olduğu görüşüdür. Buradan hareketle filmimiz post hümanist ve devamında trans hümanist bir okumayı çarpıcı bir biçimde ele alıyor; ancak etik değerleri çıkar amaçlı çiğneme senaryosu felsefi okumayı bilinçli olarak sekteye uğratıyor. Yönetmen Crononberg bu çetrefilli felsefi düzlemin içinden sıyrılarak bize rahat izlenebilir bir film sunsa da sinemanın öğeleri kullanılarak daha üst düzey bir yapım çıkarılabilirdi sanki demeden kendimizi alamıyoruz.

Tufan Olmayacak

Yönetmen:  Marat Sargsyan

Oyuncular: Valentinas Masalskis, Remigijus Vilkaitis, Daumantas Ciunis, Sigitas Rackys, Darius Petrovskis, Sarunas Zenkevicius, Karolis Butvidas, Lukas Malinauskas

Gösterim: 77. Venedik Film Festivali

Süre: 95 dk.

Yapım: Litvanya

Farklı ülkelerde yıllarca danışman olarak görev yapan bir albay, kendi ülkesinde bir iç savaş patlak verince, ister istemez taraf seçip eyleme geçmek ve becerilerini göstermek zorunda kalır. Yönetmen Sargsyan ilk filmi hakkında “Savaş hakkında bilgi yoksa, o savaş da yoktur” diyor. 

Giriş sahnesindeki görkemli kireç ve kil tepelerinin ardında karşımıza çıkan bir Japon adam, ikinci dünya savaşındaki atom bombalarına atıfta bulunarak: “Savaşı çoktan kaybetmiştik. Bunu herkes biliyordu. Onlar da biliyordu; ama yine de bombayı attılar.” diyerek savaşın acımasızlığına ve şeytanlaşan insana vurgu yapıyor. Burada yönetmenimizin savaşın acımasızlığından öte varlığının ne manaya geldiğini ve hatta savaş denen şeyin var olup olmadığı ironisi üzerinden bir sorgulamaya giriştiğini görüyoruz.

Yönetmen Marat Sargsyan bizi güçlü bir albayın peşinde sürüklüyor. Albay küçük ve mütevazi karargahındaki askerlerinin erzak ihtiyacını karşılama noktasında güçlük çekerken; bir yandan da iç savaş başlangıcında yaptığı etik dışı anlaşmaları ve esir değişimi ile ilgili kuralları sorgulamaya başlıyor. Ara sıra kameramız esirlerin hali ve vakti ile ilgili detaylar verirken, aralarında gerçekleşen felsefi bir diyaloğa da odaklanıyor.

Esirlerden biri olan profesöre dini bir soru yöneltildiğinde, profesör inancının olmadığını belirtir. Her şeyi Tanrı’nın yarattığına inanıp inanmadığı sorulduğunda: “O halde kötülüğü de mi o yarattı? Ya savaşları?” diye cevaplar. Bir süre sonra içlerinden bir başkası profesöre birkaç soru yöneltir. “Sizce soğuk var mıdır profesör?” “Vardır herhalde.” der profesör. “Hayır o sıcağın yokluğudur. Karanlık var mıdır sizce?” “Vardır.” der profesör. “Hayır, o ışığın yokluğudur.” der adam ve profesör: “Savaşın da olmadığını, onun barışın yokluğu olduğunu söyleyeceksin.” der ve bu konuşma belki de onların tutuldukları samanlığın çatısında bu konuşmaları dinlemekte olan albayın özgürlüğün ya da savaşta görünmez olmanın anahtarının ne olduğunu görece anlayan kişiyi serbest bırakarak ödüllendirmesi ile sonuçlanıyor. İzlenmeye değer bir film olduğunu belirtelim.

Asla Ağlamam

Yönetmen: Piotr Domalewski

Oyuncular: Zofia Stafiej, Arkadiusz Jakubik, Kinga Preis, Dawid Tulej, Nigel O’Neill, Shane Casey, David Pearse, Donncha Crowley, Cosmina Stratan, Zofia Przygonska

Aldığı Ödüller-Gösterim: 2020 Cottbus En İyi Yönetmen, İzleyici Ödülü, Ekümenik Jüri Ödülü

2020 Polonya Film Festivali En İyi Senaryo, En İyi Yeni Oyuncu, En İyi Müzik (Z. Stafiej)

Süre: 93 dk.

Yapım: İrlanda-Polonya

 Tek derdi ehliyet sınavını geçmek olan 17 yaşındaki hırçın ve hareketli bir yapıya sahip olan Ola, hayatını kaybeden babasının cenazesini getirmek için İrlanda’ya gitmek zorunda kalır. Polonya’da yaşayan Ola’nın aslında tek derdi, babasından kalan parayı üzerine geçirmektir. 

Ola, babasının ölüm haberini alması üzerine annesinin engelli kardeşine bakması gerekliliği ve İngilizce bilmemesi nedeniyle tek başına ve beş parasız halde İrlanda’ya gitmek üzere yola çıkar. Cenazeyi getirebilmek için gerekli olan 3500 avroyu şantiyede çalıştığı esnada üzerine konteyner düşen babasının şirketinin ödeyeceğini düşünürken, şirketin bir evrak oyunu ile değerlendirme komisyonuna aldırdığı karar sonrası, tazminat alamayacağını öğrenir. Yabancı bir ülkede tek başına önce bürokrasiyle didişmek zorunda kalan Ola, şantiye müdürü ile yaptığı görüşme esnasında müdürün, babasının o saatte başkasının yerine mesai yaptığını ve resmi olarak burada görünmediğini belirtmesi üzerine “Babam o zaman resmi olarak ölmedi yani.” diyerek bürokrasiye yönelik bir gönderme yapar.

Her seferinde Ola’nın cenazeyi Polonya’ya getirme konusunda önüne çıkan maddi ve bürokratik engellere yönelik bir patlama yapacağını beklerken, aslında onun bu hususu yaşından beklenmeyecek derecede ilginç bir soğukkanlılıkla kabullenip çözme uğraşına tanıklık ederiz. Ancak bir süre sonra bu çözüm arayışı Ola’nın babasının hayattayken nasıl bir insan olduğunu anlama çabasına doğru evirilerek, bizi hikâyenin özünden koparıp didaktik bir öğreti sarmalına doğru götürür; zira Ola’ya İrlanda’ya geldiğinde yarım ağız yardımcı olan iş bulma ajansı görevlisi adam, Ola’yla son buluşmasında; onun babasını doğru dürüst tanımadan, kendisine bıraktığı parayı alma peşine düşmesi ile ilgili Lehlere de genellediği bir konuşma yapar. Bu konuşma sonrasında Ola filmimizin başındaki karakter yapısıyla uyuşmayacak olgunlukta bir karar alır. 

Bir başyapıt olabilme potansiyeline sahipken, mesaj verme kaygısı ve didaktik bir yapıya uzanan sahneleri nedeniyle bunu kaçıran kaliteli bir film “Asla Ağlamam” iyi seyirler.

Yorumlar kapatıldı.