İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Albert Camus – Yabancı Kitap İncelemesi

20. yüzyılın kalemi ve kelamı en güçlü Cezayirli yazarlarından biridir Albert Camus. 1913’te Cezayir’in Mondovi kasabası doğumludur. Unvanına Fransız Yazar ve Filozof diyebiliriz. Hayat tatlı olduğu kadar ekşiliği de koynunda barındırır diyerek şunu ekliyorum. Herkes gibi yaşamında onun da inişleri, çıkışları, zorlukları elbette vardır. 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanarak, Rudyard Kipling’den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur. Ödülü aldıktan üç yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Yaşamı ve yaşadıklarının hepsi ona güç katmış tüm güçlüklere ve aksaklıklara rağmen iz bırakabilmeyi başarmıştır…

Kalemi çevredekiler ve mecmuada bulunanlar tarafından birçok türe, kalıba sığdırılmaya çalışılıp en sonunda Camus: Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır fikrini öne sürmüşlerdir. Bilmekte yarar vardır ki Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir “varoluşçu” ya da “absürdist” olarak tanımlamaz.

Yazarın en çok okunan kitaplarının başında gelen Yabancı isimli eseri…  Gerçekten de yabancıdır. Ve kalemle çizilip, harfle örülmüş bu karakter sizi kendine hayran bırakıp; sayfalar arasında mehtaba çıkarıyor… Kısaca eseri kendiliğinden okutuyor. 

Dili ve anlatımı huşunda ise kelimeleri öyle özenli ve düzgün bir şekilde dizmiş ki, her cümlede ayrı bir güzellik çıkartmış ortaya. Bununla birlikte yazarın anlatım dili gayet açık ve süsten uzaktı. 

Kitabın tüyler ürperten Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Cümlesi ile derinliklere yol alalım. 

(…)Umut, nefes nefese koşarken bir sokağın köşesinde, arkadan yetişen bir kurşunla vurulmaktı elbette.(…)

Mersault romanımızın ana karakteridir ve Cezayir’de yaşamaktadır. Oldukça  sıradan bir hayata sahiptir, memurdur. Sevmediğini zannettiği Marie adında bir sevgilisi vardır. Önceleri annesiyle yaşamaktadır fakat gereksinimlerini karşılayamadığı gerekçesiyle onu bakımevine yatırmak zorunda kalmıştır. 

Bir gün bakımevinden telgraf alır ve Anne’nin öldüğünü öğrenir. Cenaze merasimi için Merengo’ya gider ve olaylar başlar. Annesi ölmüş olmasına rağmen Mersault olağandışı tavırlar sergiler. Mersault burada bir mesaj veriyor olmalı. İnsanların, yaşanılanlara, dış dünyaya, hayata, ölüme hatta kendisine bile yabancılaşmasını sezdiriyordu okura.  Evladı Anne’nin ölümüne üzülmez, kayıtsız kalır, onu son kez görmek bile istemez. Normal koşullarda mümkün olmayan husustur bu.  Satırlarına şu cümleyi eklemekte de gecikmez.

Bazı insanların sırf normal olabilmek için olağanüstü çaba sarf ettiklerini kimse bilmez.

Kendisi oldukça yabancıdır ve tüm varlığıyla bu ruhun da kaftanıdır.

Cenazeyi define gideceği vakit aklından çok şey geçer. Fakat bunlar yine olağan durumlar değildir. Bu durumun işinden ve hayatından, geçireceği zamandan israf olduğunu düşünür. Hatta bu güzel günü kırlarda geçiremediği için hayıflanmıştır bile. Mersault her zaman olduğu gibi düşünce durumunu eylemerine de yansıtır. Çok geçmeden bu durum çevredekilerin ve bakımevinde olan herkesin oldukça dikkatini çeker. Defin gerçekleşene kadar geçen zamanda ahvale şahit olanlar. Gözleri kaftan giymiş yabancıya alışkın değildir. Sırf bu yüzden gördüklerine inanamazlar. Farkındaydı Mersault, çevredekilerin yanında sevgilisinin düşüncesinin bile…

Tuhaf biri olduğumu, beni kuşkusuz bu yüzden sevdiğini ama belki günün birinde aynı sebepten nefret edebileceğini mırıldandı. Dizelerinde söylediği gibi.

Çünkü onlar olağan bir sıradanlığa alışkındır.  Evine dönen Mersault, Raymond Sintes’le arkadaş olmuş ve kendisini aldatan kız arkadaşına ders vermesine yardım etmiştir.  Raymond’la sevgilisi kavga etmiş, Mersault, arkadaşının haklılığı yönünde şahitlik yapmıştır. Bir gün, Mersault   komşusu  Raymont ve sevgilisiyle sahile gider ve orada belalı insanlarla karşılaşır, onlardan birini öldürür. Cinayet sonunda Mersault mahkemeye çıkar.  Fakat susar susar ve susar…

Söyleyecek fazla bir şeyim hiçbir zaman olmadı. Ben de sustum. Dediği gibi…

Bilmez ki bu suskunluk ve yabancılık onu yer bitirir. Ama yine de hep yabancıdır. Yalnız beni belli belirsiz sıkan bir şey vardı. Bazen ben de söze karışmaya kalkışıyordum. O zaman avukatım “Siz susun, davanız için böylesi daha iyi” diyordu. Yani bu davanın benim dışımda görülür gibi bir hali vardı. Her şey ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu. Kaderim bana fikir sorulmadan belirleniyordu. Zaman zaman herkesin sözünü kesip “İyi ama sanık kim? Benim de söyleyeceklerim var.” diyecek oluyordum…

Böylece kahramanın iç diyalogları ve iç hesaplaşmaları anlamsız düşünceleri ortaya çıkmaya başlar. Şahitlik edenler, etmeye çalışanlar… Bakımevinde onu tanıyanlar; yabancılığından olsa gerek tanımadan yorum yaparlar. Fakat şu gerçektir. Her şey doğru, ama hiçbir şey doğru değil!

Mersault tutuklanır ve avukat ile savcı ile yaptığı konuşmalarda olaylar cinayetten daha çok annesinin ölümüne gösterdiği tepkisizliğe dayanır. Mersault yargıç ve savcıların mütalaalarından sonra ölümü kabul etmiş ve kayıtsızca ölümü beklemektedir. Tüm bunlara rağmen yine de kayıtsız ve yabancıdır.

Romanda anlatılanlar kahramanın gözünden öznel ve objektif olarak anlatılmış. Bu durum anlatımı daha çekici kılmıştır kanaatimce. Bundan olsa gerek ki: Birinci bölüm bittiğinde Albert Camus hayranı olmuştum bile…

Keyifle okunup, sevilen tavsiye edilen bir kitaptır Yabancı. Kalemi Mersault’a bırakıyorum yavaşça. Nihayetinde madem ölüyoruz, nasıl ve ne zaman olduğunun ne önemi var?

Yeniden buluşuncaya dek kitapla, muhabbetle kalın efendim…

Yorumlar kapatıldı.