İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aile Kavramı Üzerine

İnsanoğlu hayatı öğrenmeye ailesiyle birlikte başlar. Ailesinden gördüğü her şey, kendi hayatını şekillendirmesinde ve karakterinde büyük değere sahiptir. Toplumumuzdaki geri kalmışlığın ve yozlaşmanın temel sebeplerinden biri de ne yazık ki bu durumdur.

Aile kavramı eski nesillerden beri Türk toplumunda derin ve önemli bir yere sahiptir. Öyle ki bir insanla tanıştığımızda bile konu on dakika sonra ailelere gelir. İlkokulda öğretmenlerimiz tarafından karşılaştığımız “Ailen ne iş yapıyor?” sorusu bile buna örnek olmaya yeterlidir. Bu soruyla karşılaşan çocuklar belki meslekler hakkında bile yeterli bilgi birikimine sahip değilken ailelerinin statüsüyle kendini ispatlamaya çalışır. Tam olarak bu noktada ise zorbalık başlar. Çoğu zaman güldüğümüz “Benim babam senin babanı döver,” lafları aslında şakadan çok kendini kanıtlama isteğinin sonucudur çünkü güç, hayatta kalmak için her zaman vazgeçilmez bir kaynak olmuştur. Kendini güçlü gösteren ya da gücünden taviz vermeyen insanlar toplumdaki çoğunluk tarafından daha saygıdeğer görülmektedir. Bu güç yetisini ve güçten destek alınacak özgüveni edinmek ise çocuklukta kurulan bu cümlelerle başlar.  Bu cümleler zamanla büyümeye başlar ve aile artık sadece çocuklar için değil yetişkinler için de bir gard haline gelir. Maalesef bunun sonucunda kendi kendini yetiştirmek zorunda kalmış bireylerden bazıları aile kavramını taşımakta zorlandıkları bir yük olarak görerek ondan kaçmaya başlarlar. Hatta bazıları aile ve aile oluşturmaktan soğuyarak zor kabullendikleri yalnızlığı güvenli alan olarak görmeye başlar.  Kalanı ise hasret duyduğu aileyi kurmak için can atar fakat nasıl yapacaklarını bilemedikleri için başarılı olmakta zorlanırlar. Sonradan öğrenilmiş bir şeyi uygulamak gözüktüğü kadar kolay olmadığı için partnerine veya çocuklarına karşı davranışları zaman zaman hasar verici olabilir. Bu başarısızlık ise kurdukları ailedeki düzeni sarsmaya yeter.

Çocukların duyduklarını değil gördüklerini yaptığı bir dünyada “aile” travmaları kaçınılmazdır çünkü ailenin toplum üzerindeki etkisi baskındır. Kişi en iyi aileden de en kötü aileden de geliyor olsa önemli bir karar alırken ailesinin onayına ihtiyaç duyar. Kendini ikna ettikten sonra ailesini ikna etmeye ihtiyaç duyar çünkü aile bireyi yalnızlıktan uzaklaştıran en önemli kavramlardan biridir. Yaşadığımız coğrafyada ise kişi ailesini memnun etmek için istemediği onlarca şeye boyun eğmekte ve istemediği seçimlere sürüklenmektedir. Yine de bu seçimlerdeki yanlışlığın farkında değildir çünkü bunu düşünmeye vakti bile olmadan eyleme geçmiştir.

Ne yazık ki her insan kendi kararlarını verebilecek beceride eğitilmemiştir ve bu eğitilmemişlik yaşadığı hayatı karmaşık kılar, beraberinde yozlaşmayı getirir. Kişinin düşünmeyi, eyleme geçmeyi ve bireyselleşmeyi öğrenemediği ailelerde her anlamda seviye atlamak mümkün değildir. Sadece sürdürebilmek söz konusudur. Bu tarz geri kalmış bir sürdürmenin de gelecek nesiller için tehlikesi büyüktür.

Her ne kadar görmezden gelmeye çalışsak da aile maalesef hepimizin hayatını yöneten en temel unsurlardan biridir. Ailemizden öğrendiğimiz görgü, eğitim ve özgürlük kadar öğrenir, çizdiğimiz sınırlar kadar özgür yaşarız. Sırf bu yüzden aile kavamının önemini daha iyi anlamaya çalışmalıyız.

Yorumlar kapatıldı.