İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bankadaki Hesap Cüzdana Uymaz

Bankaya hesabımı kapatmaya gidiyorum, kredi kartımı ve banka hesap kartımı. Yazarken kısa bir cümle ile anlatabiliyorum amacımı. “Hesabımı kapatmak istiyorum,” cümle çok basit. Bir cümle ne kadar basit olsa da anlamak istemeyene anlatmak çok zordur, özellikle muhatabına anlatmak zorundaysan.

Bankaya gitmeden önce telefonla müşteri hizmetlerini aradım. On beş, yirmi dakikalık bir mücadelenin sonunda ulaşabildiğim müşteri hizmetlerinin, “Size nasıl yardımcı olabilirim?” sorusuna, “Hesabımı kapatmak istiyorum,” dedim. Önce biraz sessizlik oldu, sonra kimlik numaramı istedi, ardından telefon numaramı da isteyince, iyi dedim, telefonla bu işi halledebileceğiz. Bir müddet sonra kibar bayan, “Hesabınızda elli kuruş para kalmış, o parayı çekmeniz gerekiyor,” dedi. Sizin olsun dedim içimden. “Yani!” dedim biraz da uzatarak. “Yani,” dedi, “bankaya gitmeniz gerekiyor.” Bir telefonla kredi verebilen banka, hesabı kapatmak için bankaya gitmem gerektiğini söylüyor dedim içimden bağırarak. “Peki,” dedim kapattım telefonu, yüzüne kapatmadım, “iyi günler,” dedim de kapattım. İyi günümdeydim, bankadan çıkana kadar.

Bankaya girdim, sıramı alıp oturdum. Her sıra değişiminde Din! don! diye bir ses geliyordu, sesin nereden geldiğini kestiremiyorsunuz,  her yerden geliyordu bu ses, gaipten gelir gibi. Din don sıradaki gelsin demek. İnsan sesi ile olsa, mesela bir ses, “Sıradaki gelsin,” dese emrivaki olurdu, o yüzden zil sesi daha kibar oluyor çağrı için. Askeriyede boru sesi ile yapıyorlar bu çağrı işini. Eski zamanlarda köleleri de boru sesi ile toplarlarmış. Bankalar için bizim de bir köleden farkımız yok diye düşündüm. Her zaman düşündüğüm şeyi tekrar ettim aslında. 

Sıra bana geldi. Cemakanın arka tarafında güleç yüzlü bir beyefendi vardı.  Parfümünün kokusuna, şık giyimine, saç traşına, eli, ayağı, yüzünün düzgünlüğüne bakılırsa beyefendi dememek elde değildi. Ben de dedim zaten. “Beyefendi hesabımı kapatmak istiyorum,” dedim. Kimliğimi de gözüne sokar gibi uzattım. Uzattım, çünkü, “Bu işim hemen olsun,” demekti bunun anlamı. Kimliğimi aldı. Ben işimi çok iyi yaparım edasıyla, kimliğime bakıp klavyenin tuşlarına ustalıkla basmaya başladı. Bir, iki dakika sonra, “Neden kapatmak istiyorsunuz?” diye sordu. Kredi çekerken,  neden çekmek istiyorsunuz diye sormuyorsunuz da kapatırken neden diye soruyorsunuz dedim yine bağırarak içimden. Ne kadar çok bağırmışım ki tüylerim bile uyanıp dikleşti. Belki saçlarımda dikleşmiştir. 

“Nedeni  yok,” dedim bir beyefendi edasıyla. “Ben seni nedensiz sevdim,” dedim. Sesli düşünmüşüm. Dikkatlice baktı, “Bir şey yok,” dedim. Cemal Süreya’nın şiir geldi aklıma. “İki çay söylemiştik orda, biri açık / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni,” yine sesli mırıldanmışım herhalde beyefendi, “Efendim?” dedi. “Yok bir şey,” dedim. Güleceğim geldi ama gülmedim. Yüzümde hesabı kapatmanın ciddiyetini korumalıydım. Gülersem beyefendi umutlanabilir ve beni ikna etmeye çalışabilirdi. 

“Hesabınızda elli kuruş kalmış,” dedi. 

“Biliyorum,” dedim.

“Bu parayı çekmeniz gerekiyor,” dedi.

“Tamam,” dedim. Kısa ve net cevaplar vererek, ne kadar kararlı olduğumu göstermek istiyordum beyefendiye. 

Klavyeye daha hızlı basmaya başladı. Yüzüme hiç bakmadan ve elleri klavyede yazarken, “Eğer hesabınızı kapatmazsanız, bankamızın sunduğu avantajlardan yararlanabilirsiniz. Bankamız sizin gibi kapatmak isteyen müşterilerine özel seçenekler sunuyor,” dedi. Ben ekrana bakarak konuşunca bilgisayar ile konuşuyor zannettim. Zannetmedim aslında, bilgisayara o kadar dikkatli bakıyordu ki sanki ona diyormuş gibi geldi. 

“Yalnızca hesabımı değil, kredi kartımı da kapatmak istiyorum,” dedim. 

“Anlıyorum,” dedi. Ama buradaki “anlıyorum”u beni susturmak için söylemişti, ben de bunu anlamıştım. 

“İsterseniz avantajlarımız anlatabilirim.”

“Hayır.”

“Peki.”

“İsterseniz…” 

“İstemiyorum.”

Lafı ağzında kaldı. Hatta dudakları garip bir şekil aldı. 

“Peki. Buyrun bu elli kurşunuz.”

“Peki.”

Cızzztttt…cızzzttt… Makinadan kağıt çıkıyor. Sanki beynimden çıkıyor gibiydi.  Vücdudumdaki her organımın böyle ses çıkararak çalıştığını düşündüm bir an. Hayatım zindan olurdu, hayatımız… Ben böyle saçma şeyler düşünürken: 

“Kredi kartınızda 1 lira borcunuz kalmış,” dedi. Hemen cebimden on lira çıkarıp camın altından uzattım. “Buyurun.” Paraya baktı garip bir ifadeyle. Beni gülümseyerek karşılayan yüzden eser kalmamıştı son on dakikada. 

“Maalesef hesap kesim tarihinden önce ödemeyi alamıyoruz. Sistem kabul etmiyor.” Paraya bakarak konuşuyordu. Ben de paraya baktım. 

“Yeaani.” Birazdan para cevap verecek diye bekledim. 

“Hesap kesim tarihiniz ayın 10’unda. Ayın 10’unda gelmeniz gerekiyor.”

Cümle basit ama işlem sürüncemede. Basit cümlem evrim geçiriyor. “Hesabımı kapatmak isteyemiyorum.” Ama ne hikmetse kapatamıyorum. Bir süre beynimde çalan davulların susmasını bekledim. 

“Ayın 10’unda kesin kapanacak mı peki?”

“Ödeme yapılır yapılmaz, evet.” Diretk gözlerinin içine baktım.

İkinci bir parıltı var senin bakışlarında
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni
Kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni
Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni
İki çay söylemiştik orda, biri açık,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
”  

Gülümsedi. Gülümsemedim.

Latest posts by Nazım Köyce (see all)

Yorumlar kapatıldı.