İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Açlık” Roman İncelemesi | “Aç kaldıkça, açlıkla yüzleştikçe ve bunu anlatmaya çalıştıkça.”

Norveçli yazar Knut Hamsun 1859 yılının Ağustos’unda dünyaya gelir ve babanın terzilik yaparak geçindirmeye çalıştığı altı çocuklu bir ailede büyür. Yazmaya çocukluğundan beri meraklı yazar on sekiz yaşında ilk kitabı olan Esrarengiz Adam ile yazın dünyasına adım atar. Bir dönem işsizlikle mücadele eder ve ardından edebiyat konferansları vermeye başlar. Bir ailenin yardımıyla İngilizce öğrenmeye başlayarak Amerika’ya gider. Fakat burada yirmi beş yaşında iken kendisine verem teşhisi konularak sadece birkaç aylık ömrü kaldığı söylenir. Bunu öğrenen Hamsun bir süre hasta yatar ve sonrasında Norveç’te gömülme isteğiyle büyüdüğü yere doğru yola çıkar. Bu yolculuk ve deniz havası ona mucizevi şekilde iyi gelir ve yazar kendiliğinden iyileşir.

Ülkesinde bir gazetede çalışmaya başlar ve yayımlanan bir yazısında matbaa hatasından dolayı ismi Knut Hamsun şeklinde yazılır. Bu adı düzeltmediği için edebiyat dünyasında artık asıl adı olan Knud Pedersen yerine Knut Hamsun adıyla anılacaktır.

İşten ayrılıp biriktirdiği kazancıyla bir süre geçinmeye çalışır ama yapamaz ve yardım alarak tekrar Amerika’ya geri döner. Burada çeşitli işlerde çalışır ama yine yapamayacağını anlar ve son konferansını da vererek topladığı parayla Norveç’e doğru yola çıkar. Bu yolculuk sırasında Norveç’te geçirdiği kötü günler aklına gelince oraya geri dönemeyeceğini anlar ve karaya çıkmaz. Yolculuk ettiği gemide sıtma nöbetine tutulmuş gibi sayıklamalara başlar ve bu sayıklamalarla birlikte de yazmaya. 

Yolunu değiştirerek gittiği Kopenhag’da bir oda kiralayarak yazmaya devam eder. İşte Açlık romanı böyle ortaya çıkmaya başlayacaktır: Aç kaldıkça, açlıkla yüzleştikçe ve bunu anlatmaya çalıştıkça.

Hamsun 61 yaşında Nobel Edebiyat Ödülü (1920)’nü kazanır fakat Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirdiği için ünü zedelenir ve bununla birlikte kazandığı ödülü 1943 yılında Nazi Propaganda Bakanlığı yapan Joseph Goebbels’e hediye etmesi onun Nazi taraftarlığının apaçık göstergesi olur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi taraftarlığı nedeniyle mahkemede yargılanmaktan “akli denge” sebebiyle muaf tutulmuş olsa da diğer bir tecrit yöntemi olan akıl hastanesine kapatılarak cezalandırılır. Sonrasında da yine propaganda suçu nedeniyle para cezası alır. 1952 yılında yani 91 yaşındayken evinin banyosunda ölü bulunarak hayata veda eder.

Knut Hamsun’un kendi hayatından izler taşıyan Açlık adlı romanı kitap halinde 1890 yılında yayımlanmış ve ilk defa 1934 yılında Peyami Safa tarafından dilimize çevrilmiştir. Dört bölümden meydana gelen 160 sayfalık kısa roman boyunca ana karakter, adını hiç öğrenemediğimiz genç bir adamdır. Eser, yazarak hayatını idame ettirme ve yazdıklarını yayımlatarak çevresinde bir yer edinme çabasında olan genç adamın; bu çaba uğruna yoksullukla, açlıkla ve maddi imkansızlıkla mücadele edişini anlatır. Belki bizlere okuduğumuzda aylar geçen bir zaman dilimini anlatıyor gibi hissettirecek olsa da aslında Hamsun, yarattığı karakter üzerinden maddi yetersizliğin getirdiği açlıkla olan mücadeleyi toplam on günlük bir zaman dilimini kaplayacak şekilde konu eder eserinde.

Esere baktığımızda açlık duygusu dışındaki her şeyin neredeyse geri plana atıldığını görebiliriz. Öyle ki karakterin ismi bile verilmez. Karakterin açlık duygusu isminden, her şeyinden daha önemli noktadadır.

Mezarlıklarda, parklarda sabahlayan ama tek derdi yazmak ve onuruyla yaşamak olan bir adamla tanışmaya başlarız eseri okudukça. Onuruna öylesine tutunmuş bir yaşam sürmek istemektedir ki açken bile bir dilenci ondan para istediğinde kendi açlığını bir kenara koyar ve dilenci için para bulmaya çalışır.

Değersiz bir şey gerçi, fakat benim şu yeryüzündeki yerimi aşağı yukarı bu kalem sağladı; hayattaki yerimi, ben adeta ona borçluyum.” Genç adam parasızlıktan rehin bıraktığı yeleğinin cebinde unuttuğu kalemini hatırlayıp onu geri almak için döndüğünde sarf eder bu sözleri. Rehinecinin, kendisi hakkında parasızlıktan eşyasını verdiğini hatta başka kalemi olmayışından bu kalem için geri döndüğünü düşünsün istemez. Kendini yazarak var etmektedir sanki genç adam. Kendini ancak yazarak gerçekleştirebileceğini; görünmezliğini ve hayatındaki silikliğini alt etmek için elinden sadece yazma eylemi geldiğini düşünmektedir. Bu nedenle varlığını yazarak kanıtlamaya çalışır ve yazmak için her şeyi yapar. Var olabilmek için çektiği varoluş sancılarını hissettirir bize bu çaba.

Yazmaya olan arzusunu “…dolu beynimi sağmak tutkusu” şeklinde ifade eden genç adam, sanki günlerce karnını doyuramayışının sonucu olan ve ona acı veren bu açlığı beynindekilerini süzerek giderir gibi hisseder. Süzdükçe yazar, yazdıkça da bu ona bir nevi tokluk hazzı verir. Diğer yandan bütün olumsuzlukların neden onun başına geldiğini sorgulamayı bırakamaz. En tuhaf azapları neden hep onun çektiğini, yanından geçip gittiği insanların belki gizli bir kahır bile çekmediklerini düşünmeden edemez. Bu isyan söylemleriyle adam bulunduğu kötü durumu anlatmak ister fakat bir yandan da sürekli “neden ben?!” düşüncesiyle kendini farklılaştırdığını ve herkesten ayrıştırarak –bunu kötü bir yolla yapıyor olsa dahi- özel ve değerli bir konuma yerleştirdiğini düşünebiliriz. “Tanrı beni büsbütün mahvetmek mi istiyordu,” cümlesi ise bizlere “Tanrı beni görüyor ve benimle uğraşıyor çünkü ben çok önemliyim,” alt metnini vermektedir. Kendini bu denli değersiz aynı zamanda da değerli görmek adamın zorluklarla baş etme şekli olabilir.

Adamın kendini değersiz görüyor oluşunun kanıtı sürekli insanlara bir şeyler vererek insanların gözünde iyi ve onurlu olma isteğiyle karşımıza çıkar. Açlıktan biçare düştüğünde satacak tek eşyasının bir boyun bağı olduğu zamanda bile parası olmayan başka biriyle karşılaştığında ona bu boyun bağını verir ve geri almaz. Verebileceği tek şeyini de vermiştir ve bundan mutluluk duyar. Artık açlığını gidermek için satacağı hiçbir şeyi kalmaz. “Ne güldüm, ne güldüm; elimi dizime vurarak deliler gibi güldüm. Boğazımdansa tek ses çıkmıyordu; dilsiz ve bitkindi benim kahkaham; ağlamak özlemini taşıyordu.” Açlıktan artık kendini kaybetmeye başlar ama yine de aç değilmişçesine hareket etmeye çabalar. Bu görmezden gelişle yaşamaya devam etmesinin en büyük nedeni yazma tutkusudur. Görmezden geldiği bu açlığı aynı zamanda hiç gözünün önünden ayırmayarak yaratıcılığa dönüştürür. Peki ya aç kalmasaydı “yazma” eylemine bu denli tutkuyla bağlanabilir miydi? 

“Acı duymuyordum, açlığım acımı uyuşturmuştu. Bunun yerine, kendimi pek hoş şekilde, çevremdeki her şeyle ilintisiz boş hissediyor, kimse tarafından görülmeyişime memnun oluyordum.” Kendini yazmaya ama sadece yazmaya meyletmiş olan genç adam tüm acılarının, kaygılarının, sancılarının önüne açlıktan bir duvar örer –açlığın bir duvar oluşunu fark eder- ve bu duvara yaslanarak yazma arzusuna karşılık verir sanki. Açlık aynı zamanda adam için bir dayanak haline de gelmiştir. Açlığın getirdiği bilinçsizlik ve kendinde olmama ama bunun da farkında olma halini “Gözlerim açık yatıyor, benliğimden sıyrılmış bir halde kendimden uzaklarda olmanın sefasını sürüyordum,” diyerek dile getirir. Açlıktan aldığı hazzın betimlemesidir bu adeta. Ama açlıktan ölmek üzereyken uyandırıldığı zamanda da sefilliği iliklerine kadar hissettiği için ölmeyi ister. O haldeyken bile gördüğü bir polisin dostluk göstermesi ona tarifsiz duygular yaşatır ve karşılık olarak para veremeyişine içerlenir. Birine karşılık olarak verebileceği tek şeyin para olduğunu düşünen ve kendi değersizliğiyle bu şekilde başa çıkmaya çalışan bir adam vardır karşımızda. Ötekilerden ve ötekilerin gözündeki benliğinden daha önemli değildir kendi hayatı. “Açlıktan öleyim daha iyi,” diye düşünür ve başkalarının gözünde kötü gözükmektense aç değilmiş gibi davranır. Açlığını belli etmesi gereken noktada kendi kendine yalvarır, karşıdaki insanlar onun bakışlarından anlayabilsin açlığını diye. Kendini alt edip de açlığına dair tek kelime etmez ve yardım istemez. Tüm kitap bu düşünce yapısı üzerine temellenmiş gibidir.

Açlığının bilinciyle oynadığı anlardan birinde tanıştığı bir kadına aşık olur. Kadın da bu ilgiye karşılık verir ve kadının evinde buluşurlar. Fakat adam önüne çıkan karnını doyurabilme fırsatlarına nasıl karşı duruyorsa kadından da o şekilde uzaklaşır. Aşık olduğu kadın “En ufak kaş çatıklığı sizi korkutmaya yetiyor! İnsan sizden biraz uzaklaştı mı, hemen boynunuzu büküyorsunuz…” diyerek adamın nasıl da kendi olamayışını ve insanlara göre kendini şekillendirişini ifade eder bizlere.

Eserin sonuna yaklaştıkça adamın açlığını daha da derinden hissederiz. Bir insan bu denli açken nasıl odaklanarak yazabilir sorusu aklımıza gelebilir. Yalnızca yazma eylemine yöneltilen çok güçlü bir arzu belki açlığı görünmez kılabilir. Bu öyle bir aç kalma haline dönüşür ki genç adam açlıktan parmağını emer ve emerken açlık dürtüsüne karşı koyamayarak parmağını ısırır. Bu kadar açken ve yazmak için ışığa ihtiyacı varken o aç kalmayı yeğleyerek ışık almayı tercih eder. Arzusu için her şeyi yapabilir mi insan? sorusu yankılanır zihnimizde. Fakat bir noktadan sonra adam açlığı karşısında boyun eğmeme halini bırakır. Bakkalda ona yanlışlıkla verilmiş olan para üstünü alır tutunduğu onurunu bir yana bırakmak zorunda kalarak. Artık midesi açlığına alıştığı için bu parayla gidip yediği bifteği sindiremez ve geri çıkarır. Bu geri çıkarış bir yandan da kendi benliğine ve dürüstlüğüne ihanet edişine bir tepkidir. “Açlıktan imanım gevriyor, bu yüzsüz iştahımdan yakamı nasıl kurtaracağımı bilemiyordum.” Sonrasında açlıktan ama dürüst şekilde acı çekerken daha mutlu olduğunu hissetmesi de bu yüzdendir. Son çare olarak kasaptan köpeğe verecekmiş gibi istediği kemiği de midesi kabul etmez ve geri çıkarır. Artık inancını büsbütün kaybetmiştir.

“Gerçekten varsan, sana ömrümde ve ölümümde son sözümü söylüyorum: Hoşça kal! Sonra da susuyor, senden yüz çeviriyor, alıp başımı gidiyorum…” İşte bu sözlerle romanın başından beri açlıkla paralel olarak bağlı olduğu Tanrı inancından vazgeçer ve bir daha ne yaşarsa yaşasın Tanrı’nın adını ağzına almaz.

Sürekli öleceğini düşündüğü bir noktaya gelmesi ve ölmek üzereyken yeniden yazılarından zor bela kazandığı paralarla tekrar karnını doyurması adamı çok yormuştur. Artık bulunduğu şehirde mücadele etmek istemediği hissiyle romanın sonunda karşısına çıkan, İngiltere’ye gidecek olan bir gemi tayfasına katılarak şehri terk eder. Biz kitabın son sayfasını kapatırken genç adam da kendine yeni bir sayfa açmak umuduyla yola çıkmıştır.

Kaynakça

Hamsun, Knut. Açlık. İstanbul: Varlık Yayınları, 2020.

“Knut Hamsun.” Vikipedi. Wikipedia.org, 2022. Web. 31 Mart 2022.

Tümer, Cem Şems. “Knut Hamsun Merkezinde ”Açlık” Adını Taşıyan Üç Roman.” Turkish Studies – Language and Literature 16. 1 (2021): 451-465.

Yorumlar kapatıldı.