İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İskandinav Sineması | Adem’in Elmaları (Adams Æbler)

Yönetmen: Anders Thomas Jensen
Senaryo: Anders Thomas Jensen
Yapım:  Danimarka
Yıl:  2005
Türü: Grotesk – Kara Komedi
Süre: 94 dk.
Oyuncular: Ulrich Thomsen, Mads Mikkelsen, Paprika Steen, Ole Thestrup, Ali Kazım, Nicolas Bro

Avrupa sineması denilince aklımıza ülkeler, oyuncular ya da yönetmenler ve bunların bizlerde bıraktıkları etkiler gelir. İskandinav sineması hasbelkader izlediğim filmlerinden yola çıkarsak, kimi filmlerinde yumuşak dokunuşlar yaparak hikâyesini anlatırken, kimi filmleri ile sert, vurucu mesajlarıyla akıllara kazınan bir etki bırakmıştır. İşte bizim burada bahsedeceğimiz filmimiz de bu iki özelliği de içinde barındırıyor.

Sinema dünyasında pop-corn (eğlencelik) filmler olarak bilinen yapımlara baktığımızda hikâyelerinin içine girmekte çok zorlanmazsınız. Belki kalite, içerik, senaryo zayıf olabilir, ama seyirden çok kopmazsınız, kopsanız da genel hikâyesini bitirdiğinizde filmi anlarsınız. Adem’in Elmaları, pop-corn sinemasının biraz da bu özelliklerini kendi içinde, seyirlik anlamda barındırıyor. Ama bir meselesi, derdi olan filmimiz bunu; oyunculuk, senaryo ve yönetmenlik üçgeninde çok güzel harmanlayıp, hem pop-corn filmlerindeki gibi basit şekilde filmin içine girmemizi, hikâyeye dâhil olmamızı sağlıyor hem de içinde barındırdığı anlatım dili ve dolaylı yoldan verdiği mesajlarla dimağımızda kalıcı bir iz bırakıyor.

İnsanların yaşadıkları coğrafya ve iklim onların karakterlerinde veya duygularında öyle ya da böyle bir etki bırakıyor. Soğuk iklim ve coğrafyada yaşayan insanların yaptıkları filmlerde donuk bir etkiyi hemen görebilmek mümkün olabiliyor. Tabii, burada bütün filmleri kastetmiyorum, fakat İskandinav diyarından olan filmimiz, adeta bu algıyı yıkan içtenlik ve sıcaklığa sahip. İlk dakikasından son dakikasına kadar filmin hikâyesinde bir köşeye kuruluyorsunuz.

Filmimizin kısaca konusuna gelirsek; Adam ismindeki mahkûmun, hapishane sonrası toplum hizmeti gereği, İvan adındaki bir papazın görev yaptığı kiliseye yollanmasının ardından kilise içinde yaşananlar, değişimler anlatılmaktadır. Filmdeki diğer karakterler ise alkolik Gunnar, benzin istasyonu soyguncusu Khalid, kiliseye sığınan Sarah ve Dr.Kolberg’tir.

Adam ve İvan… Filmimizin merkezindeki iki ana karakter ve film de bu iki ana karakter üzerinde şekilleniyor. Neo-Nazi Adam ve Papaz İvan’ın kendi içlerinde çıkmazlarının, muzip bir dille anlatımına şahitlik ederiz. Filmin ismi de dahil olmak üzere, bazı sahnelerdeki metaforlar tam ayarında kullanılmaktadır. Dinin ve siyasi ideolojinin radikal bir tarzda yaşandığında insanda ne kadar büyük bir etki bıraktığını, aslında çaktırmadan alaycı bir tavırla başarılı bir şekilde sunuyor yönetmenimiz. İvan’ın film boyunca hayatındaki gerçekleri görmemesi, görse de bunları dinsel açıdan değerlendirmesi ve bir taassup şeklinde kendi içinde yorumlaması, hatta bu uğurda sağlığından olmakla kalmayıp yaşananlara kayıtsız kalması, İvan karakterine yönelik göze çarpan özelliklerden birkaçı sadece.

Adam ise bir faşist, neo-naziden beklenebilecek neredeyse bütün özelliklere sahiptir. Adam’ın neo-naziliği odasına Hitler tablosunu asacak kadar nettir. Onun için ilah odur.  Kendine yabancı gördüğü her değeri aşağılamak, yok etmek… Kendi içinde kesin çizgileri olan bu adam, kilisenin her şeyi yazgıya, kadere bağlayan; gerçek hayatı uhrevi olarak algılayan, dünyevi algılayıştan uzak İvan ile karşı karşıya gelecektir. Ama ne hikmetse kiliseye adımını attığı andan itibaren Hira dinginliğine dönüşmese de her şey, Adam için sürprizlerle dolu bir yola girilmiştir artık. Tuhaf olan odur ki değişim ve aksayan şeylerin düzene girmesi yine Adam sayesinde olur. Çünkü filmimiz boyunca sahip olduğu değeri, inancı, ideolojiyi sorgulamaya başlayan Adam, artık değişimin fitilini ateşleyen kişi olmuştur. İlk sahnelerdeki Adam’ın kıyafetleri bile sonlara doğru değişmeye başlar, aslında bu değişim aynı zamanda zihinseldir.

Sona doğru gelirken toparlayacak olursak; filmimiz umutsuzluğun içinde umut arayanlar için, hayatın her şeye rağmen devam ettiğinin, inanç, değer, ideoloji uğruna insanoğlu olarak birbirimize karşı yok edici olmamamız gerektiğini kara mizah diliyle başarılı bir şekilde aktarıyor. Her bir karakterin aslında günümüz ve geçmiş Avrupası’nı yansıttığını söyleyebiliriz. Tarihte, Avrupa’da dini tutuculuğun ve faşizmin önü alınmadığında ne gibi şeylere yol açtığını insanoğlu olarak gördük. Filmimiz bunları kendi evreninde başarılı bir şekilde işlemekle kalmıyor, bizlere de yerinde ve düşündürücü mesajlar veriyor. Buraya kadar bahsedilenler ışığında filmi muhakkak görmeniz tavsiye edilir, iyi seyirler.

Yorumlar kapatıldı.