İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Acı Çikolata Kitap İncelemesi: Büyülü Bir Mutfak Masalı

Laura Esquıvel yazın hayatına çocuklar için oyunlar yazarak başladı. Daha sonra TV için çocuk programları hazırladı. Esquıvel 1990’da yayımlanan ilk kitabı Acı Çikolata ile ün kazandı. Kitap 1994 yılında ABD’de ABBY Ödülü’nü kazandı. Acı Çikolata 1992 yılında ikinci eşi olan Alfonso Arau yönetmenliğinde beyaz perdede boy gösterdi. Film, o yıl Ariel Ödüllerinde on iki ödül kazandı. Türkiye’de Can Yayınları’nda 1993 yılında ilk baskısını yapan kitap Ocak 2021’de yirminci baskısını yaptı.

Büyülü gerçekçilik akımının önemli eserleri arasında yer alan Acı Çikolata ile Meksika devrimi yıllarında, De La Garza ailesinin hayatına konuk oluyoruz. Anne Elena ve kızları bir çiftlikte yaşamaktadırlar. Ailenin bir geleneği vardır. En küçük kız evlenemez ve ölünceye kadar annesine hizmet etmek zorundadır.  En küçük kız Tita’nın doğum hikâyesi ile başlıyor roman. Tita mutfakta doğar. Mutfağın ısısı, kokuları ve lezzetleri içine doğar. Daha iki günlükken babasını kaybedince annesi sütten kesilir ve bebeğin bakımını evin yaşlı aşçısı Nacha üstlenir. Bu kötü şansla doğan Tita mutfakta Nacha ile büyür, kardeşleri ile pek anlaşamaz. Zaman geçer ve Tita genç bir kız olur. Tita’ya âşık olan Pedro Muzquiz’in babasıyla çiftliğe gelmesiyle daha büyük bir trajedi başlar.

“Seslerle birlikte, geçmiş zamanları yeniden yaratma özelliğine sahip olan kokular, yaşanan âna ait kokulara hiç benzemez.” Syf. 19

Kitap on iki ay ve on iki tarife bölünmüş bölümlerden oluşuyor. Her bölümün başında bir malzeme listesi var. Bu tarifler her ne kadar bize tuhaf gelse de Tita’nın yemeklerle bağlantısı, yemeğe kattığı duygular okurken tarifi anlamlandırıyor. Yazarın yemeklere, tatlara ve kokulara dair başarılı betimlemeleri sayesinde tüm kitap boyunca sanki bir mutfakta Tita ile beraberiz. Aynı zamanda duyguları mutfaktaki olaylara benzetmesi anlatımı daha da farklı kılmakta.

“Mama Elena şöyle bir vuruşta ve acımasızca öldürüyordu. Gerçi biraz düşünülürse, pek öyle yapmıyordu. Tita için bir istisna yapmıştı, ta çocukken başlamıştı onu öldürmeye ve hâlâ son darbeyi indirmiyordu.”

Anne, bu hayatta bir kızın sahip olabileceği en büyük şansı da olabilir şanssızlığı da. Otoriter, çocuğunun duygu ve düşüncelerini önemsemeyen bir anne, bir kadının özgürlüğünün önündeki büyük bir engeldir. Seçim hakkı tanımaz, en iyisini kendisinin bildiğini savunur. Elena tam da böyle bir anne. Hatta ceza vermekten de kaçınmayan bir anne. Romanın sonlarına doğru Elena için de sürpriz bilgilere ulaşıyoruz. Bu bilgiler Elena’yı haklı çıkarır mı, biraz da olsa kendini affettirir mi sevgili okuyuculara kalmış.

“O gece Tita hiç uyumadı. Hissettiklerini açıklamaya sözcükler yetmezdi. Ne yazık ki o zamanlar uzaydaki kara delikler henüz bilinmiyordu. Eğer bilseydi göğsünde büyük bir kara delik açıldığını hissettiğini söylemesi kolay olurdu. Bu kara delikten sürekli gelen soğuk içine işliyordu.” Syf. 25

Kardeş kan bağı ile bağlı olmaktan ötedir. Seni en çok acıtacak darbeyi de bilir en çok mutlu edecek şeyi de. Göğsünde kocaman bir kara delik açan bir kardeşi insan affedebilir mi? Tita’nın iki yaş büyük ablası Rosaura, Tita’nın canını yakarken kendi hayatını da bir çıkmaza soktuğunun farkında değildi. 

“Anne evindeki tatları ve kokuları alıp gittiği yere götürebilseydi hayat daha güzel olurdu.” Syf. 163

Gertrudis,  en büyük kız, evden uzaklaşarak annesinin nefretini kazanmıştı ama mutluluğu ve özgürlüğü bulmuştu. Yine de evden uzakta bir şeyler eksik kalıyordu.

“Bir şeyin gerçek olup olmadığı, ona inananlara bağlıydı.” Syf. 121

Tita’nın büyülü mutfağı okurken şaşırtsa da gerçekliğinden kuşku duyulmuyor. Çünkü Esquıvel’in kurguladığı bu çiftlikte her duygu kalbimizde hissedilecek kadar güçlü. Aşk, tutku, nefret… Okurken her birini yemeklerin tatlarını aldığımız gibi hissediyoruz. Bu farklı okuma deneyimini tatmanızı tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.

Nihal Baysal

Yorumlar kapatıldı.