İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zevcem

“Anladım onlar ölmediler 
Ölüm adına 
Ölüm maskesini takınarak 
Dönüştüler bir ışığa” 
Sezai Karakoç 

Saraylı olmayan zevcemin karnı pek midir? Nasıl yetişir onca işine tarlanın, sabînin? Yeşil sancağın yolunu yolumuz belledik. Anamızdan köyümüzden ayrıldık kalktık Kırım’a geldik. Selamet de acal da Es-Selam’ın takdiri. Biz kendimizi ona kul eyledik. Kim bilir ne zaman ulaşır mektup sana. Anam yok, atam yok, düşümde zevcem ve sabîlerim.  

Süt sağarken konuşursun keçilerle tatlı tatlı. Bunu düşünür uyurum geceleri.” 

Ayşe, köye gelen kâtibe okutmuştu her gece göğsüne bastırdığı bu mektubu. Cübeyr gideli uzun zaman olmuştu. Üç çocukla kalakalmıştı ersiz. Nicedir mektup da gelmiyordu artık. En son mektubu bir gazi getirmişti. O mektubu da iki ayda bir gelen kâtibe okutmuştu. Sonra Ayşe , “Sen olmadan cihan nasıl döner evimin cengâveri,” demiş kâtip yazmıştı.  

Hangi yabancı köye gelse yanına varıp, “Kırım’dan haber var mıdır, Beyim?” diye sorar olmuştu şimdilerde. Mektupları eline alarak öpüp koklamaktan başka bir şey yapamıyordu. Kaç ekin biçilirken mektup beklemişti böyle. Giderek suskunlaşmaya, umudunu yitirmeye başlamıştı Ayşe. Köyün erkekleri gidip geri dönmüyorlardı. Çoğu kez şehit haberleri alıyorlardı. Yüreği ağzına geliyordu o zamanlarda. 

Kaynanası Fatıma Hanım, gelininin gün geçtikçe zayıflıktan eridiğinin farkındaydı. Kasabaya indiği bir gün, karşı köyden akrabası Emine Hanım’a rastlamıştı. Onun da oğlu Kırım’a gitmişti. Sohbet ederlerken Fatıma Hanım, “Mektup geliyor mu senin oğlandan, sen yazdırıyor musun?” diye sormuş, haberleşmenin devam ettiği cevabını alınca da “Bizim oğlanı sordursun senin gelin mektubunda. Ayşe bir deri bir kemik kaldı,” demişti. Ayşe’ye bunu söylemedi boş yere umutlanmasın diye.  

Günler günleri kovaladı. Ekinler biçildi, meyram ayı gelip çattı. Fatıma Hanım epeyce hastalanmıştı tarlada. Ayşe bir yandan kaynanasına bakıyor, bir yandan evlatlarını eyliyordu. Bir sabah uyandığında Fatıma Hanım’dan ses gelmedi. Es-Selam’ın takdiri, oğlunu göstermemişti. Köyde kalan üç beş yaşlı erkeğe haber verdi. Onlar da karşı köyün imamına haber verdiler. Karşı köyden hısım akraba imamla birlikte geldi. Gelenlerin arasında Fatıma Hanım’ın kasabada rastladığı akrabasıyla gelini de vardı. Her şeyden habersiz, sonradan gelenleri karşılarken Emine Hanım yanına yanaşıp, “Dün mektup geldi. Bulamadık okutacak birini,” dedi. Anlamadı yaşlı kadının ne söylediğini. Kadın, “Kızım, kaynanan söylemişti bize, kocanı soralım mektupta diye. Bunun kocası da Kırım’da.” dedi gelinini gösterip. Cenaze evinde Ayşe’nin sesi yükseldi, “Mektubu okur mu biri, mektubu okur mu?” diye. Erkeklerin olduğu yerden homurdanmalar işitildi. Kuran okunurken hatun sesi duymak hoşlarına gitmemişti. Ne var ki imam görevi gereği yardımsever bir insandı. Okuması varmış. Mevlit bitince yanlarına vardı.  

Üç kadın, köyün ahalisi dizildiler imamın karşısına hemen. Başladı imam okumaya; 

Kâfir güçlü çıktı, anam. Hem yeniyoruz hem yeniliyoruz. Aş yemeden günler geçiriyoruz. Üzerimiz ince, üşüyoruz. Ama imânımızın ateşi öyle yüksek ki kurtaracağız dinimizi inşallah. 

Anam, Fatıma Ana’ya söyleyesin oğlu şehid oldu. Allah onu diğer cengâverlerin yanına aldı anam. Üzülmesin söyleyin ona. Günlerce aç kalmak da gazi olmak da hepsi Allah’ın takdiri. 

Zevcem nasıl? Sana yardım ediyor değil mi? Bu mektubu bir gaziyle gönderiyorum size. Kim bilir ne vakit elinize döner, belki biz de Hakk’ın rahmetine kavuşuruz. Alnımızın yazısında ne varsa o. Hürmetler.” 

Ayşe mektubu aldı imamdan, geri vermedi… 

(Mektuplar Kars Kanlı Tabya Harp Tarihi Müzesinden alınmıştır.) 

Latest posts by Neslihan Yıldırımhan (see all)

Yorumlar kapatıldı.