Yazar: 18:30 İnceleme, Kitap, Kitap İncelemesi, Öykü Kitabı

Onur Özkoparan’ın Lojman Öyküsü Üzerinden Mırıldanmalar ve Diğer Meseleler

Sevgili dostum Onur Özkoparan’ın ikinci öykü kitabı Mırıldanmalar geçtiğimiz aylarda KDY etiketiyle okuruyla buluşmuştu. Sağ olsun, kitabını imzalayıp benim için göndermişti. Ben de büyük bir merak ve ilgiyle kapağını açmış ve okumaya başlamıştım. 

Kitabın okunma öyküsü böyle… Arkadaşımın yazdığı ve yayımlanma sürecini yakından takip ettiğim bir kitap olması nedeniyle üzerine bir şeyler yazmak, daha doğrusu yazmaya çalışmak zor olacağı için sohbet etmeye karar verdim.  

Onur öykülerini iki bölüme ayırıyor: Mırıldanmalar ve Lojman. 

Mırıldanmalar 

Mırıldanmalar bölümünde yer alan Bir Akşam Yemeği Safsatası, Mırıldanmalar ve İç Güveyisinden Hallice öyküleri son dönemlerde daha sık görmeye alışkın olduğumuz durum ağırlıklı öykülerden. Bir Akşam Yemeği Safsatası kurgusu bakımından olmasa da anlatım tekniği ve konusundan dolayı bana Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar eserini anımsattı. Bittabi Demirkubuz’un uyarladığı Yeraltı filmi de hemen aklıma geldi. Okuyan ve/veya izleyenler bilecektir ki, bir yemek sahnesi vardır. İşte Onur’un öyküsünde bu yemek sahnesine doğru bir gidiş vardır. Başkarakterimizin arkadaşları ile arası pek iyi sayılmaz. Neyse ki yemeğe katılacak kişiler anımsanan kitap ve filmdeki yemek masasında oturan kişilerin gördüğü muameleyi görmüyorlar. Neden derseniz, bir kitaba göz atın derim.  

İkinci öykü Mırıldanmalar hem bölüme, hem de kitaba adını veren bir öykü olması nedeniyle beklentilerimizi bir hayli yükseltiyor. Adından da anlaşılacağı üzere aslında bir mırıldanmayı okuyoruz. Bu kısa öyküde yazarımız karakterin varoluşsal kaygılarıyla bizi sıkmamak için Fransız edebiyatından ve Fransız düşünürlerinden bilgi şöleni sunuyor. 

Üçüncü öykü İç Güveyisinden Hallice ise trajikomik sahneleri barındırıyor. İşsiz iki gencin evlenmesi, ebeveynlerine muhtaç olmaları… Aslında bu hikâyenin bize tanıdık gelmesi lazım. Son dönemde işsizliğin sürekli artması nedeniyle artık çevremizde sık sık benzer sorunları görüyoruz. Öykünün toplumsal mesajı kadar konunun ve karakterin işlenişi öyküyü trajikomik bir hale sokuyor. Satırlar arasında gülümsemek de düşünmek de sevdaya dâhil. 

Lojman’daki Öyküler 

Lojman isimli bölümde Lağım Kokusu, Lojman, Özgürlük Korkusu ve Bir Buçuk Kilometre isimli öyküler yer alıyor. Lağım Kokusu, ileri yaşta bir adamın bir gün köyüne dönmesiyle açılıyor. Köydeki evi tamir ettirmesi, eski arkadaşlarıyla görüşmeye başlaması öyküyü katmanlara ayırıyor. Ve zamanla karakterimizin ruhunda belirginleşen dengesizlik, çevresinin ondan nemalanmak istemesi, karakterimizin de bunun farkına varamaması öyküyü harekete geçiriyor. Zaten anlatıcının öyküyü harekete geçirecek bir olay sunması okuru zevke getirir. Bu öyküde de klişe bir konu öykünün harekete geçmesi için yeterli oluyor. Öykünün sonlarına doğru okur karakterin düştüğü bu hale tıpkı bir önceki bölümün son öyküsünde olduğu üzere gülse mi üzülse mi şaşırıyor. 

Özgürlük Korkusu, bölümün kısa öyküsü. Pek beğendiğimi söyleyemem. Bu bölümde çatıda güvercin besleyen bir adamın karısını aldatması konu ediniyor. Bu kısa öyküde yazarın kimi evliliklerde gördüğümüz çatırdayan yapıyı işlemesi, yazarın toplumsal meselelerden uzak kalmadığını gösteriyor. 

Bir Buçuk Kilometre öyküsünü de ne yazık ki pek sevemedim. Bu öykü için ise bir gencin hayatta kalma mücadelesi diyebiliriz. Babadan kalma bir evi var. Bir çay ocağında çalışıyor, her gün günde bir buçuk kilometre yol yürüyor gitmek için. Bir de bunun dönüşü var. Etti mi üç… Karakterimizin kardeşleri tarafından ev satılmak istenir. Öyküyü harekete geçiren hikâye de budur. Karakterimiz ise kadere kırk beş diyerek şehri ve kardeşlerini terk eder. Mersin’e. Sevgilisi vardır. Yeni bir yaşam kurmak mümkündür. Oysaki işte, hayat bu, her şey beklediği gibi olmaz. Zaten bu yaşam, istediklerimizin istediğimiz gibi olmaması üzerinedir biraz. Yani insanoğlu burada çok düşünmüş, buna kanaat getirmiştir. Pişmanlık müessesi daire başkanlığının ricasıdır. 

Lojman 

Bu öyküye özellikle ayrı bir başlık atmak istedim. Çünkü bende ve okuyan diğer okurlarda öykünün uyandırdığı his sanırım ki aynı. Kitabın en uzun öyküsü olmasının dışında, yazarımızın yaşantısından birebir izlenimler sunması açısından edebiyat tarihçilerinin de dikkatini çekeceğini düşünüyorum. 

Yazarının yaşamından izler taşıyan öyküler, romanlar veya şiirler gerçekten de her zaman dikkat çekmiştir. Belki de bu yüzdendir, Lojman’ı diğerlerinden ayrı tutmam. Mesleği öğretmenlik olan yazarımız, 2010’lu yılların başında Van’ın Saray ilçesinde görev yaptığı dönemde, okulunda gelişen ve bilhassa barındığı lojmanda yaşanan olayları anlatıyor. Lojmanda diğer öğretmen arkadaşlarıyla oluşturduğu ortam oldukça sıcak ve samimi. Satırların arasında bir keşke yükseliyor. Keşke o ortamda okuyucu da bulunabilse. Anlatıcımızın dışında gelişen hikâyeler ise öyküyü katmanlara ayırıyor. Öykünün uzunluğu, konusu, işlenişi ve finaliyle okurun içinde bu sefer bir kurt beliriyor: Şimdi ne olacak, sonra ne oldu kurdu. Bazı yazarlar eserlerini bu şekilde bitirerek bundan sonrası okurda mesajı verir. Lojman’ın yazarı da bunu yapıyor. Finaline konulan nokta, okurun zihninde başlayacak yeni bir cümle içindir aslında.  

Yazarına, Onur’a demişimdir, ne olurdu bu konuyu roman için kullansaydın. Hani öyküsünü bu kadar sevdiğim bir konunun romanı kim bilir nasıl olurdu. Kafamda soru işaretleri. Kafamda lojmanda kalmaya devam eden öğretmenler, dostluklar, sohbetler, oyunlar. Gerçekten son dönemde okuduğum öyküler arasında Lojman çok başka bir yerde. 

Diğer Meseleler 

Diğer meselelere gelince. Kitap KDY aracılığıyla okura ulaştı. Son dönemde edebiyat dünyasında yeni yeni yayınevleri kuruluyor. Kitabınızı ücretsiz yayımlıyoruz mesajlarıyla piyasaya çıkan bu yayınevleri, hevesli gençler için bir çukur adeta. Sadece gençler için değil. Eli kalem tutan herkes, bu yayınevlerinin eline düşünce editör parası, mizanpaj parası, dağıtım parası vb. kalemlerde bir sürü para ödemeye mahkûm ediliyor. Bu biraz da çaresizlik olarak karşımıza çıkıyor. Aylarca büyük yayınevlerinden yanıt bekleyenler de bıkkınlıkla bu yayınevlerine yönelmek zorunda kalıyor bir süre sonra. Böyle bir ortamda Kitapyurdu gerçekten de cennetlik bir işe imza attı. Kendi yayınevini kurdu ve eserini yayımlatmak isteyenlere ücretsiz yayımlatabilecekleri bir ortam oluşturdu. Kitapyurdu’nun bu projesi diğer yayınevlerinin işleyişinden farklı. Yazıyı daha fazla uzatmamak için Koray Sarıdoğan’ın videosunu yazının ekinde paylaşacağım. 

*** 

İyi bir okur olduğumu düşünüyorum. Ve öyküye özel bir ilgi duyuyorum. Son birkaç yılda büyük yayınevlerinden yayımlanan öykü kitaplarını ne yazık ki beğenmiyorum. Bu kitaplarda ciddi bir ilgi eksikliği karşıma çıkıyor. Gerçekten son yıllarda yayımlanan kitaplarda redaksiyon hataları çok fazla. Bağlaçlar ayrı değil, tabiler tabiilerle karıştırılmış… İşini iyi yapan editörlerin de eksildiğini düşünüyorum. Kimseye çamur atmak niyetinde değilim. Eminim ki herkes hak ettiği için oralara gelmiştir. Ama yine de aklıma gelmiyor değil, kim bilir bu kitap nasıl yayımlandı, diye. 

Onur’un Mırıldanmalarına gelince, umarım hak ettiği değeri görür. İkinci ve sonraki baskıları için BÜYÜK YAYINEVLERİNİN dikkatini çeker. 


Mete Karagöl
Visited 23 times, 1 visit(s) today
Close