Yazar: 10:40 Röportaj

Yusuf Çetinkaya Söyleşisi

Akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Çetinkaya’nın ilk kitabı Müzik Dünyasına İlk Adım Kalan Yayınları etiketiyle bu yılın Eylül ayında çıktı. Çetinkaya müzik sahasında ihtisasını yapmış genç bir bilim insanı ve şu an Ordu Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Çalgı Eğitimi Bölümü/Piyano ve Gitar Anasanat Dalı’nda görev yapıyor.  

Çetinkaya’nın kitabının, müzik dünyasına ilk adımlarını atacak olanlar için bir kılavuz, bir navigasyon, bir harita olmak gibi önemli bir misyonu bulunuyor. Bu kitap müzik dünyasının alfabesi olarak tanımlansa kesinlikle yanlış olmaz. Alanında önemli bir boşluğu kapattığına da kuşku yok. Kitaba “Ses ve Sesin Özellikleri” ile giriş yapan akademisyen Çetinkaya, “Müzik Dilinden, Müzik Formlarından, Çalgı Türleri”nden tutalım da “Türk Müziği”nden ve “Müzik Teknolojileri”ne kadar pek çok konuda malumat sunmuş. Kitaptaki akademik üslup ve dil biçimi hemen hissediliyor. Ayrıca seçilen dikkat çekici görseller ve renkli baskısı kitabın anlaşılmasını kolaylaştırıyor ve okumasını zevkli hale getiriyor.  Kitap, tıpkı kolon ve krişler üzerine oturtulmuş bir binayı andırıyor, müzik dünyasının temellerini, kolon ve krişlerini açıklıyor ve daha da önemlisi okuyucuya müzik dünyasının katmanlardan oluşan zengin ve sanıldığından çok daha geniş bir yapı olduğunu hatırlatıyor.

Sevgili Yusuf Çetinkaya hocamız ile müziğin eşsiz dünyasını keşfe çıktık. O halde buyurun sohbetimize.

Sevgili hocam, söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Öğrencileriniz elbette sizi tanıyor ama yeni oluşan okur grubunuz için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba Nilgün Hanım, rica ederim. Ben de size bu söyleşi için teşekkür ederim. 1979 yılı Afyonkarahisar doğumluyum. Lisans eğitimimi Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Anasanat Dalı’nda dereceyle tamamladıktan sonra yüksek lisans ve sanatta yeterlik eğitimlerimi de Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamladım. Bir yıl Isparta Güzel Sanatlar Lisesi’nde ve yaklaşık beş yıl mezun olduğum konservatuvarda çalıştıktan sonra Ordu Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde göreve başladım. Belirttiğiniz gibi halen bu kurumda öğretim üyesi olarak görevime devam ediyorum. İşimden arta kalan zamanlarda (tabi yeterli enerjim kalırsa) yürüyüş yapmayı, kitap okumayı, teknolojiyi ve mekanik işlerle uğraşmayı çok severim. Tabi bu arada müzik dinlemeyi de asla ihmal etmem. Düşünmeyi, irdelemeyi, özen göstermeyi ve gözlemlemeyi çok seven birisiyim.  

Kant’ın “Bütün sahip olduğumuz bilgimizin tecrübe ile başladığına şüphe yoktur” diye çok sevdiğim bir sözü var. Hepimiz sanki şimdiki statümüze ta çocukluk dönemlerimizdeki bir başlangıç, bir deneyim neticesinde geliyoruz. Sizin müzik ile ilk deneyiminizin, ilk tecrübenizin nasıl başladığını merak ediyorum?

Her ne kadar net bir şekilde hatırlayamasam da ilk tecrübemin çok küçük yaşlarda evde dinlenen ve söylenen müziklerin kulağıma yerleşmesiyle başladığını söyleyebilirim. Hatta bunda babamın bir müzik grubunun olmasının da etkili olduğunu düşünüyorum. Büyük ihtimal dinlediğim birçok melodi ve ritim daha bu zamanlarda kulağıma yerleşti ve müzik kulağım oluşmaya başladı. Müzikle, bilinçli diyebileceğim bağlantım ise ortaokul zamanlarımda yaz tatillerinde çalışıp biriktirdiğim harçlıklarımla aldığım gitarla başladı. Daha sonraki yıllarda gitarın yanında piyanoya büyük ilgi duymaya başladım. Tabi bu durumun ortaya çıkmasındaki en önemli etken o yıllarda okulda aldığım müzik derslerinde piyanonun eşlik çalgısı olarak kullanılmasıydı. Müzik dünyasına benim ilk adımlarım böyle başladı.

İlk göz ağrınız Müzik Dünyasına İlk Adım Kalan Yayınları’ndan çıktı, okurla buluştu. Öncelikle kitabı elinize aldığınızda ne hissettiniz, diye sormak isterim.

Buradan sizin aracılığınızla kitabın basım ve yayımıyla ilgili bütün süreçlerdeki emekleri için Kalan Yayınları’na tekrar teşekkür ediyorum. Evet belirttiğiniz gibi ilk kitabım. Kitabı elime aldığımda çok heyecanlandım. Sonrasında bu kitabın müziği merak eden birilerinin ilk adımına vesile olup olmayacağını merak ettim. Ümit ediyorum ki bu kitap yazılma amacına ulaşır. Bunu zaman gösterecek…

Müzikle ilgili yazmak istedikleriniz akademisyen olunca sanırım bu kitapla bitmedi. Anlatmak istediğiniz daha çok şey olduğunu düşünüyorum. Devamı, yeni kitaplar gelecek mi?

Sizin de başta belirtiğiniz gibi müzik dünyası sanıldığından çok daha büyük bir boyuta sahip. Kitabımda bu büyük boyutu genel bir görünümle sunmaya çalıştım ama tabii ki böyle geniş bir dünyaya ait söylenilecekler ve yazılacaklar bu kadarla bitmeyecek.

Sizi araştırırken “Makamsal Özellikteki Piyano Eserlerinin Bilişsel Çözümlemeli Öğretimine Yönelik Öğrenci Tutumları” isimli sanatta yeterlilik ve “Çağdaş Türk Müziği Bestecilerinin Programlı Eserlerinin İncelenmesi” isimli yüksek lisans tezinize de denk geldim. Dikkat çekici araştırma konuları olduğuna hiç kuşku yok. Bu çalışmalarınız hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Her iki çalışmam da Çağdaş Türk Müziği eserlerine yönelik konuları içermektedir. Sanatta yeterlik tezimde Muammer Sun’un dört kitap halinde bestelemiş olduğu Yurt Renkleri adlı makamsal özellikli piyano eserleri yapısal olarak incelenmiş ve bu tür eserlerin öğretimi ve icrası sırasında karşılaşılan güçlüklerin giderilebilmesi için bilişsel alan basamaklarının kullanıldığı çözümlemeler yapılmıştır. Yüksek lisans tezim ise kendine özgü müzik unsurlarını, çağdaş müziğin yöntem ve olanaklarıyla dünya standartlarına taşıyan, bestecilik özelliklerinin yanı sıra birer eğitimci, çalgı ustası, orkestra şefi ve müzik kurumlarının kurucuları olarak da ülkemize hizmet vermiş olan Türk Beşleri’nin programlı eserlerinin, icracı ve dinleyiciler için daha anlaşılır olması amacıyla çalgılama (orkestrasyon) ve sesleniş bakımından incelendiği bir çalışmadır.

Hocam malum ülkemizde yıllarca emek verilerek hazırlanan, jüri savunmalarından başarıyla geçen çok değerli bilimsel tezler, YÖKTEZ veri tabanında adeta yok olmaya terk ediliyor. Oysa Avrupa’da tezler kitaba dönüştürülüp, günışığına çıkarılıp okuyucu ile buluşması sağlanıyor. Size göre ülkemizdeki bu tutumun sebepleri neler olabilir?

Bunun bir tutumdan ziyade bir tercih olduğunu düşünüyorum. Akademik bir dille yazdığınız herhangi bir çalışmanın akademik çevrenin dışında da okunmasını istiyorsanız, yayınınızı okunmasını istediğiniz çevrenin sıkılmadan akıcı bir şekilde okuyup anlayabileceği bir formata çevirmeniz gerekli. Bunun da akademik bir yayın için pek de kolay olmadığını düşünüyorum. Tutum penceresinden bakarsak da bana göre Avrupa ve bizimle ilgili şöyle bir durum var. İki toplumun okuma alışkanlıkları ile yayın talep ve beklentileri arasındaki farkın oldukça büyük olduğunu düşünüyorum. Orada, akademik olsun ya da olmasın okuma alışkanlığı bize göre daha yüksek oranlarda, durum böyle olunca akademik yayınlarda okuyucuyla buluşma fırsatını yakalıyor. Bu noktada kendi okuma alışkanlığımızı ciddi ciddi irdelememiz lazım. Şundan dolayı söylüyorum. Bir an için ülkemizdeki akademik yayınların, herkes tarafından anlaşılabileceği bir dille okuyucuya ulaşabildiğini düşünelim. Eğri oturalım doğru konuşalım normalde okumaya pek vakit ayırmayan bir toplumun bilim dilinden günlük konuşma diline geçirilmiş akademik yayınlara da pek vakit ayıracağını sanmıyorum. Peki bu tutum nasıl iyi yönde değişir? Merak ve hayret duygularımız yerinde mi ve yeterli mi diye sormak sanırım bu değişim için güzel bir başlangıç olur diye düşünüyorum.

Sizin tezleriniz müzik ile ilgili yeni şeyler söylüyor, önemli bilimsel bulgular ortaya koyuyor. Bilişsel alan gibi çetin bir branşta araştırmalar yapmanız da takdire şayan. Bunları kitaba dönüştürüp okurlarla buluşturma fikriniz var mı?

Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Elbette tezlerimi kitaba dönüştürmeyi ve daha çok kişi tarafından okunabilmesini isterim. Hatta bunu birçok bilim insanı arzu eder. Fakat bunu yapabilmek pek de kolay değil. Buradaki zorluk bu tür yayınların belirli bilimsel araştırma yöntem, teknik ve yazım kurallarına dayanarak yazılması zorunluluğu. Bu da bu tür yayınların anlaşılabilmesi için belirli bir hazırbulunuşluğu zorunlu kılıyor. İş böyle olunca akademik bir dille yazılmış yayını herkesin anlayabileceği bir dile dönüştürüp (ki bunu yaparken de az önce bahsettiğim hazırbulunuşluktan oluşacak açığı da kapatmanız gerekir) yazmak çok zor. Bunun bir sonucu olarak akademik bir dille yazılmış yayınların pek çoğu doğal olarak kendi alanındaki araştırmacılara hitap ediyor ki bu araştırmacılar da genellikle akademisyenlerden ya da lisansüstü eğitim alanlardan oluşuyor. Bu durum ister istemez bu tür yayınların belli kesim tarafından takip edilmesini de beraberinde getiriyor. Kendi branşımdan bu durumun zorluğuna bir örnek vermeye çalışacağım. Bach, Stravinsky, Debussy vb. bestecilerin eserlerini genelde pop müzik dinlemeyi tercih edenlerin anlayabileceği bir formata sokmaya çalışmak çok zor olsa gerek…

Yeni çıkan kitabınıza gelmek istiyorum. Kitabınız müzik dünyasına giriş mahiyetinde bir kitap. Bu kitabı müziğin alfabesi olarak görüyorum. Her bölümü sade, yalın, somut, açıklayıcı ve temel bilgilerle dolu. Ortaokul, lise ve müzik bölümlerinin birinci sınıflarında okutulsa yeridir. Hatta müziğe ilgisi olduğunun farkına varan herkesin alıp okuması gereken temel bir eser.  İlk sorum müzik herkesin canı istediği zaman yapabileceği bir şey mi yoksa öncelikle müziğin hatmedilmesi gereken bir alfabesi mi var?

Değerli fikirleriniz için çok teşekkür ederim Nilgün Hanım çok naziksiniz. Bugüne kadar farklı yaşlarda pek çok kişiyle çalışarak, müziği hem teorik hem de uygulama boyutuyla işledim ve işlemeye de devam ediyorum.   Mesleki tecrübeme dayanarak ifade etmem gerekirse canı isteyenin istediği zaman müziğe ilişkin bir şeyler ortaya koyabilmesi belli oranda bu alana duyulan ilgi veya yatkınlığın varlığıyla kısmen mümkün olabilir. Tabi bu fikrimi söylerken ortaya çıkan müzikal ürünün “ne olduğu”nu ya da “niteliği”ni öncelikli tutmuyorum. Çünkü küçük bir çocuğun canı istediğinde şarkı söylediğine ya da bir nesne ile ritim tuttuğuna defalarca şahit oldum. Benzer duruma yetişkinlerde de defalarca rastladım. Bu tip durumlara baktığınızda, niteliği önemsenmeksizin, insanın canı istediği zaman müziğe ilişkin bir şeyler ortaya koyabileceğini söyleyebilirim. Fakat canınız istediği anda müziğe dair ortaya koyduğunuz herhangi bir ürünü geliştirmek fikri aklınıza düştüğü anda işler değişiyor. Bu noktada müziğin yapısal bütünlüğünü nelerin oluşturduğunu merak etmeye başlıyorsunuz ve bu da beraberinde müzik dilinin hatmedilmesi, öğrenilmesi ihtiyacını doğuruyor. Bu sürece küçüklerimizi dahil etmiyorum onlar canları istediği zaman gönlünce çalsınlar veya söylesinler.

Ritim, edebiyatta, öykü ve romanda ve hatta şiirde üzerinde çok durduğumuz, olmadığında okur olarak eksikliğini hissettiğimiz bir konudur. Ritim de konu olarak kendi içinde dallara ayrılıyor. Kitabınızda bu konuyu ayrıntılarıyla anlatmışsınız. Müzikte ritmi bu kadar önemli yapan husus nedir?

Evet, ritim çok önemli bir husus. Zamansal bir düzen ve tekrarın söz konusu olduğu durumlarda ritmi görmek, duymak, hissetmek mümkün. Fakat bir müzik yapıtı söz konusu olduğunda, ritim diğer branşlardan farklı olarak tek başına değil de bir bütünü tamamlayan en önemli parçalardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Ritimle birlikte bu bütünü oluşturan diğer parçalar da melodi ve armonidir. Müzikal bir yapıtın oluşum aşamaları düşünüldüğünde bu parçalardan biri diğerinden ne daha çok ne de daha az önemlidir. Ritmi bu kadar önemli kılan husus ise bir yapıt içindeki müzikal hareketi, akışı, hızlanmayı ve yavaşlamayı sağlayarak eserin duygusal etkisinde ve kontrastlığında tamamlayıcı olmasıdır.

Kitabınızın senfoni bölümünde Beethoven, Brahms, Dvorak, Tchaikovsky ve Mahler gibi önemli bestecilere atıflarınız var. Konu beste olunca Türk sanatçılarımız dünya beste yapma literatüründe nerede yer alıyorlar? Örnekler verebilir misiniz?

Klasik müzik alanında beste yapabilme yetisine ulaşmak ve bu alanda söz sahibi olmak uzun ve meşakkatli bir süreç. Hele ki müzik kültürünüzün dayandığı kökler göz önünde bulundurulduğunda bu iş daha da zor bir hal alıyor. Bu zorluklara rağmen ülkemizi uluslararası boyutta temsil eden ve literatürde yerini almış besteci ve müzisyenlerimiz var. Ahmet Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferid Alnar, Necil Kazım Akses, Muammer Sun, Fazıl Say, İdil Biret, Gülsin Onay, Leyla Gencer, Suna Kan, Ayla Erduran, Kerem Görsev…daha pek çok ismi örnek vermek mümkün.

Konçerto, oratoryo, opera branşlarında Türk sanatçıları Avrupalı sanatçılarla karşılaştırılırsa ortaya nasıl bir manzara çıkar?

Bunlar büyük hacimli ve çok önemli batı kökenli müzik formları. Bu formlarda eserler ortaya koymuş Avrupalı sanatçıları bile birbiriyle kıyaslamak, karşılaştırma yapmak ancak kendi dönemlerini kapsayıcı sınırlar içinde yapılabilir. Türk ve Avrupalı sanatçıların bu formlarda ortaya koydukları eserler noktasındaki karşılaştırma ise belki teknik noktalarda kısmen yapılabilir. Ancak her iki grubun da ezgisel anlayış ve birikimi birbirinden farklı müzik kültürlerine dayanıyor. Dolayısıyla bu formlarda ortaya çıkarılan eserlerin de nicelik ya da nitelik olarak herhangi bir karşılaştırmaya gerek duymaksızın müzikal kültür önceliğinde kendi manzaralarını oluşturuyor diye düşünüyorum.

Müziğimizin ve kültürümüzün her zaman çok zengin olduğunu yaşayan canlı bir kültür olduğunu düşünenlerdenim. Siz de kitabınızda “Zengin bir makam yelpazesine sahip olan geleneksel Türk müziği, müzisyenlere çok derin ve detaylı bir müzikal ifade olanağı sunar.” diye bir tespitte bulunuyorsunuz.  Sizce Türk müziğine yeterli önemi verebiliyor muyuz?

Verildiğini düşünüyorum. Başta Türk müziği alanında müzik eğitiminin verildiği kurumlar olmak üzere belediye konservatuvarlarında, halk eğitim merkezlerinde, özel sanat kurumlarında, sosyal medya platformlarında, radyo ve televizyon kanallarında, yazılı kaynaklarda ve albümlerde Türk Halk Müziği, Klasik Türk Müziği ve Çağdaş Türk Müziği’ne dair çok değerli bilgi aktarımlarına ve paylaşımlara ulaşmak mümkün.

Aslında her türküde, her gazelde, her âşık atışmasında bir tarih, örf, adet, söylenceyi barındıran kültürümüzün korunmasında akademisyenlere çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Müziği icra etmek kadar, tarihini, orijinal doğasını sonraki kuşaklara aktarmak da önemli bir konu. Biz bu aktarımı yapabiliyor muyuz? 

Evet dediğiniz gibi müzik kültürümüzün kuşaktan kuşağa aktarımı çok önemli bir konu. Müzikal kültürümüzün korunmasında ve aktarılmasında öncelikli mesele, Türk Halk Müziği’miz ve Klasik Türk Müziği’mize, Türk müziği, dair bütün unsurlara sahip çıkmak, onları diri tutmak, teori ve uygulamayı daim kılmak. Aktarımın yapılıp yapılmadığı noktasında şunu söyleyebilirim ki az önceki sorunuza verdiğim cevapta belirttiğim, bilgi ve paylaşımların yapıldığı ortamların bunu büyük oranda gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Bununla birlikte aktarımın devamlı ve doğru bir şekilde yapılmasında alana olan ilginin, talebin, bilinçli yaklaşımın ve doğru bilgi kaynaklarına ulaşmanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Kitabınızda müzik türlerinden bahsettiğiniz bir bölüm var. Klasik müzik, pop müzik, rock’n roll, hip-hop, elektronik dans müziği, caz bunlardan birkaçı. Ülkemiz de bu anlamda oldukça zengin çeşitlemelere sahip. Arabesk müzikten tasavvuf müziğine, halk müziğinden sanat müziğine, Türk pop müziğine kadar. Bu kadar geniş bir müzik sahası elimizde iken, ayrıca çok sayıda yetenekli sanatçımız da varken, bazıları Türk müziğinin hak ettiği yeri bulamadığını söylüyor. Siz bu görüşe katılır mısınız?

Bu görüşe katılmıyorum. Yıllardır söylenen dillere pelesenk olmuş anlamsız, gereksiz bir söylem bu bence. Dürüst olmak gerekirse ben de böyle düşünenlere Türk müziğinin hak ettiği yer neye göre neresidir diye sormak istiyorum. Türk müziğine sahip çıkılmadığından dolayı mı hak ettiği yer tartışılıyor, ki bununla ilgili fikirlerimi az önce açıkladım. Hak ettiği yer yurt dışında çalınması, söylenmesi, kabul görmesi mi? Ya da ülkemizde yer edinmiş farklı müzik türlerinin yurt dışında listelerde ilk sıralarda olması mı? Eğer meseleye bu ve buna benzer sorular etrafında bakılıyorsa şunu söylemek isterim: Kültürel farkların böyle bir şeye imkân vermeyeceğini düşünüyorum. Türk Müziği penceresinden bakarsanız bizim müziğimiz başka hiçbir müzik türünde duyamayacağınız eşsiz bir melodi, ritim ve form anlayışına sahiptir. Türk Müziği yapıtları komalı ses sistemini benimsemiştir. Batı kökenli müzik yapıtlarının pek çoğu da tampere ses sistemini benimsemiştir. Bu da çoksesli formda yapıtların ortaya çıkmasına olanak sağlayan bir ses düzenidir. Her iki ses düzeni ve bunlara dayanarak ortaya çıkarılan yapıtlar birbirine kıyas edilemeyecek kadar farklıdır ve kendi içinde muhteşem zenginlikleri barındırır. Özetle hangi tür müzik olursa olsun o müziğin en iyi şekilde temsil edildiği yer zaten o müziğin hak ettiği ve hak edildiği yerdir diye düşünüyorum.

Kitabınızda dikkatimi çeken ve önsözde de bahsettiğiniz italik yazılmış kavramlar var. Kitabınızı okuyacak meraklı okurlarınız için bu konuda biraz açıklama rica ediyorum sizden. Bu kavramların en azından birkaçını ifşa edip ve neden dikkat çekmek istediğinizi açıklar mısınız?

Kitapta ele aldığım konular müziğe dair ilk adım niteliği oluşturabilecek bilgileri içeriyor. Bu bilgiler de kendi içinde italik olarak yazılmış bazı kavramları barındırıyor. Bunu yapmaktaki ilk amacım konuların bahsedilen kısmıyla bitmediğini göstermek. Diğer bir amacım da okunan konu üzerinde merak uyandırmak ve müziğe dair sonraki adımların atılmasına katkı sağlamak. Örneğin kitapta ele alınan armoni konusunun metninde “çoksesli” kavramı italik olarak yazıldı. Bu kavram armoniyle muazzam derecede ilişkili ve çok önemli bir konu olduğu için dikkat çekmek istedim. Okurların armoni konusunu ilk adım mantığıyla okuduktan sonra diğer adımlardan biri olan “çoksesli” kavramını öğrenecek adımı atmalarını, konuyu merak etmelerini, irdelemelerini ümit ediyorum.

Kitabınızda müzikteki dijitalleşme, yapay zekâ kullanımı ile ilgili dikkat çektiğiniz bir bölüm var, ki bence akademisyenlerin bu konuyu daha fazla tartışması gerekiyor. Müzikteki dijitalleşme ve yapay zekâ kullanımı avantaj mı, dezavantaj mı?

Evet, teknolojiyi daha doğru, daha verimli ve etkili kullanma noktasında hepimizin bu konuyu düşünmesi, tartışması gerekiyor. Bir yandan da bunu yapabilmek gitgide zorlaşıyor. Çünkü bu alandaki inanılmaz hızla gelişen yeniliklere yetişmek, takip etmek her geçen gün zorlaşıyor. Birçok teknolojik ürünün ve yazılımın yapabileceği şeyleri daha sindiremeden ya yeni bir ürün çıkıyor ya da yazılımın versiyonu güncelleniyor. Bununla da bitmiyor, bazı durumlarda kullandığınız teknolojiyi veya yazılımı tamamlayıcı ya da destekleyici pek çok bağlantılı ürünü de kullanmanız gerekiyor. E doğal olarak onları da yeni teknoloji veya yazılıma uyarlayabilmek için güncellemeniz gerekiyor. Bütün bunlar ciddi bir vakit ve nakit gerektiriyor. İşin bu boyutunda müzikte teknoloji kullanımı dezavantaj olabiliyor. Başka bir pencereden baktığımız da ise kullanılan yazılımlar ve yapay zekâ sayesinde oturduğunuz yerden bir orkestra eserini besteleyebiliyor, bir albümü çıkarabiliyorsunuz veya bir klip montajlayabiliyorsunuz. Üstelik bütün buna benzer ürünleri kimseye ihtiyaç duymadan yapabiliyorsunuz. Bu müzik adına çok büyük bir avantaj. Fakat bir de işin diğer tarafı var. O da kimseye ihtiyaç duyulmadan bu şekilde ortaya konulan ürünlerden dolayı bu alana emek veren kişilerin işlerini kaybetmekle karşı karşıya kalmaları. Bu da çok büyük bir dezavantaj. Başka bir boyutta müziğin eğitimi boyutu. Teorik bilgilerin aktarımı noktasında teknoloji ve yapay zekanın kullanımı günden güne yaygınlaşıyor. Tabi bu aktarım normal şartlara göre çok daha hızlı yapılabiliyor. Kullanılan teknoloji zamandan kazanç ve başka avantajlar sağlıyor fakat bu nokta da şu soru aklıma geliyor. Teknolojiyi kullanarak hızla aktardığınız bilgiler acaba aynı hızla karşı tarafta bir öğrenmeye, bir kazanca denk düşüyor mu? Bir de çalgı eğitimi boyutu var. O daha karışık bir durum. Muhtemelen ilerleyen yıllarda bir çalgı eserini teknoloji vasıtasıyla ya da yapay zekâ gözetiminde öğrenebileceksiniz. Bu durum gelişen teknolojinin bir getirisi olarak kaçınılmaz görünüyor. Bu noktadaki fikrimi paylaşayım. Yapay zekâ gözetiminde çalmayı öğreneceğiniz çalgısal bir eseri birilerine dinletmek istediğinizde dinleteceğiniz kişilerin de yapay zekâya sahip olduklarından emin olunuz. Diğer türlü sizi beğeneceklerini düşünmüyorum. İşte müzikteki dijitalleşme ve yapay zekâ kullanımı avantaj olduğu kadar dezavantaj da. Umarım gelişmeler karşısında denge de kalabiliriz.

Müzikteki dijitalleşme ve yapay zekâ kullanımı müziğin geleceğini hangi yönde etkiler?

Buna ilişkin az önceki sözlerime ek olarak şunu ifade edebilirim. Teknolojinin hayatımızda kapladığı alan her alanda olduğu gibi müzikte de giderek ve hızla büyüyor. Bu büyümenin bizi tamamen sarması ya da dengede kalması bizim elimizde. İnsan ve makineye düşen görevlerin dağılımını iyi belirleyip kabul edilebilir bir dengeyi yakalayabilirsek müzikteki geleceğinde çok olumlu bir yönde etkileneceğini düşünüyorum.

Türkiye’de müzik üzerine akademik kariyer yapacaksanız okul ve şehir önemli değil; tezi çalışacağınız hoca önemlidir.”  diye bir görüş var? Bu konuda doğru olan nedir?

Hepsinin de önemli olduğunu düşünüyorum. Yapılabiliyorsa hepsinin bir arada olduğu bir ortamda bulunmak lazım. İmkânları iyi bir şehirde yaşamak, iyi bir okulda okumak ve iyi bir tez danışmanıyla çalışmak sizi pek çok noktada donanımlı hale getirir. Fakat böyle bir imkânınız yoksa öncelik iyi bir tez danışmanıyla aynı yerde olunmasındır diye düşünüyorum. Tez danışmanınız alanına hâkimse, kendini iyi yetiştirmiş, iyi donanımlara sahip ve iletişim becerisi kuvvetli ise birlikte yazacağınız tez de büyük ihtimal alana katkı sağlayacak nitelikte olacaktır. Tabi bunun gerçekleşebilmesi için sizin de çok ciddi bir çalışma içine girmeniz ve tez yazım süreci boyunca sorumluluklarınızı yerine getirmeniz de çok önemli. Aksi durumda alanının en başarılı tez danışmanlarından birisiyle çalışsanız da siz sorumluluklarınızı yerine getirmedikçe bu iş hüsranla biter.

Müzik üzerine akademik kariyer yapmak isteyen gençlere önerileriniz neler olurdu?

Kariyerleri bir çalgı eğitimini kapsıyorsa çalgılarına bilinçli çalışmalarını, çalgılarıyla aralarında farkında oldukları bir iletişimi bir an önce yakalamalarını öneririm. İyi müzisyenleri öğrenip farklı performansları dinlemelerini öneririm. Tek başına bir enstrüman çalmak bu alanda kariyer yapmak için yeterli değil. İyi bir icracı olmanın yanı sıra entelektüel yanınızın oluşması, gelişmesi de kariyeriniz için çok önemli. Açık bir zihin, açık bir algı ve donanımlı hale gelmek çok önemli. Hem alana ilişkin okumalar hem alana yakın konulara ilişkin okumalar hem de alan dışı konulara ilişkin okumalar yapsınlar. Farklı müzik türlerini dinlemeyi günlük rutinleri haline getirmelerini öneririm. Bu, müzik kulağının gelişmesi için çok önemli.

Sizin uzmanlık alanınız olan piyanonun özel bir müzik aleti olduğuna kuşku yok. Hatta birçok gencin rüyasını süsleyen efsane bir enstrüman. Piyano öğrenmek isteyen gençler ne yapsın hocam?

Evet, piyano çok güzel ve çok özel bir enstrüman. Tıpkı diğer çalgılar gibi. Piyano çalmayı öğrenmek oldukça meşakkatli ve uzun bir süreç. Bu yüzden öğrenmek isteyen kişiler sabırlı olsunlar. Piyano çalmak hem zihin olarak hem vücut olarak tam bir konsantrasyon ister. Bundan dolayı piyanonun başına oturduklarında olabildiğince çabuk bu konsantrasyonu sağlamaya çalışsınlar. Zihnen ve vücut olarak ne kadar iyi konsantre olurlarsa piyanodan elde edecekleri sesler de o kadar doğru duyulur. Piyano çok ilgi isteyen bir çalgı. Öğrenebilmek ve ilerleyebilmek için her gün ona dokunmanız çalmanız çok önemli. Hemen hızlı ve zor parçalar çalmaya çalışmaktan ziyade kolay parçaları küçümsemeden hakkını vererek öğrenmeyi ve çalmayı çok önemsesinler. Piyano repertuarını bir an önce öğrensinler. Büyük bestecileri, büyük piyanistleri öğrenip izlesinler, dinlesinler. Piyanoyla ilgili konuları araştırıp kendilerini donanımlı hale getirsinler. Piyanoya, müziğe dair ne kadar çok konuyu araştırıp öğrenirlerse o kadar iyi olur. Bu, onlara, bir eseri daha iyi tanımayı, bestecisini daha iyi anlamayı ve dolayısıyla daha iyi bir piyano çalmayı sağlar.

Samimiyetle verdiğiniz tüm cevaplar için, zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Rica ederim. Fikirlerimi paylaşma imkânı sağladığınız bu güzel sohbet için ve vakit ayırdığınız için ben de size çok teşekkür ederim.

Editör: Melike Kara

Visited 48 times, 1 visit(s) today
Close