İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yaşar Kemal’in Yılanı Öldürseler Romanında Hortlak Motifi

Öz: Adam öldürme insanlık tarihi ile başlar. Kabil’in kardeşini öldürmesi ile başlayan bu süreç yüzyıllardır devam etmektedir. Bireye içinde yaşamış olduğu toplum bir takım görevler yükler. Çoğunlukla Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da gördüğümüz töre ve namus cinayetlerine Yaşar Kemal sinemaya da uyarlanan bu eseri ile ışık tutmuştur.

Bu makalede Yaşar Kemal’in Yılanı Öldürseler romanındaki hortlak motifi eser üzerinden değerlendirilecektir.

Giriş

Motif: Sözcük esas itibariyle Latin kökenli, dilimize Fransızcadan uyarlanmıştır. Birçok alanda kullanılan bu kelime çok çeşitli anlamlarının yanında mevzuu’anlamına da gelir. Romandaki “Hortlak” motifi ile anlatılmak istenen mevzuu da Halil’in hayaleti değil; töre yüzünden işlenen cinayet eylemleridir. Bunun yanında; saik, güdül, örge ve muharrik anlamlarına gelen kelime, soyut içerik veya herhangi bir eylemin sebebidir. Muharrik kelimesi köken itibariyle tahrik eden anlamındadır. İşte Hasan’ı da tahrik eden ve kışkırtan şey hortlak motifi olmuştur. Hortlak motifi etrafında uydurulan hikâyeler bilinçaltına işlemiş ve onu annesine düşman etmiştir.

Türk edebiyatında masal ve roman gibi birçok türde Hortlak motifi ile karşılaşırız. Yaşar Kemal de eserinde bu motif etrafında iletmek istediği mesajı okuyucusuna aktarır.  

Yılanı Öldürseler-Hortlak Motifi:

Romanda hortlak motifi ile ilk kez 48. sayfada karşılaşırız. Halil’in ölümünden sonra Esme’yi öldürmeyi göze alamayanların uydurduğu ve köy halkının dimağında yaşattığı hayali bir varlıktır hortlak. Mustafa’nın yeğenine: “ O, bilmez mi ki kanı yerde kalan bir insan mezarında kalamaz hortlar… Kanı yerde kaldığından beri her gece kardeşimi ak kefene bürünmüş, avluda dolaşırken gördüm. Gördüm kimseye demedim. Bir gece kalktım ki, dağ taş inliyor, dışarıya çıktım baktım ki kapısının önünde bir ak kefen duruyor. Baktım ki inlemeler ak kefenden geliyor. Yanına yaklaştım, yaklaştığım kişi benim kardeşim… Hasana söyle, benim kanımı yerde komasın. Benim kanımı anası da olsa bir kadının boynunda komasın. …” (Yaşar Kemal, 2020: 48) der. Esme’nin de dediği gibi kardeşler sadece ona güç yetirebilirler. Halil’i asıl öldüren Abbas’tır fakat onun sülalesi ile karşılaşmayı göze alamayan amcalar, babaannenin de dediği gibi Esme’yi düşman bellerler ve onu öldürmeye çalışırlar. Fakat onunda erkek kardeşlerinden de korkarlar ve Esme’ye köyden gitmesi gerektiğini yoksa öldürüleceğini söylerler. Esme oğlunu almadan şuradan şuraya gitmez. Amcalar da Hasan’ı annesi ile göndermezler, Esme her gün öldürülme korkusu ile yaşasa da oğlunu terk etmez.

Sekiz dokuz yaşlarındaki Hasan ilk defa amcasından duyduğu hortlaktan korkmaya başlar. “Bu hortlak adam anasını mı öldürmeye gelmişti acaba?”  (Yaşar Kemal, 2020: 50) Korkusu gittikçe büyür. Annesi ile birkaç defa kaçma girişiminde bulunsalar da amcaları onları yakalar ve köye dönerler. Bu hayali varlığa gittikçe kendisi de inanmaya başlar. Bir gece kendisi de babasının iniltilerini duyduğunu annesine söylese de Esme buna karşılık bir cevap vermez.

Seferberlik kaçkını Kerim bir gün kayalıklarda Çolakoğlu Halil’i görür. Halil ona; ben hortladım, akrabalarım ve sümüklü oğlum ve karım yüzünden hortladım der. Mezarında rahat yatamadığını ve sürekli farklı hayvanlara dönüştüğünü azap çektiğini söyler. Kimi zaman kartal olur kimi zaman böcek kimi zaman kırmızı bir yılan. Bir gün kedi olup evinin kapısına gelir ve Esme’den bir tekme yediğini anlatır. Kimse öldürmeye cesaret edemiyorsa Esme kendisini öldürsün der. Şerefinin ve namusunun ancak karısının ölümü ile kurtulacağını ve mezarda rahat edeceğini söyler. Hortlaklığının sebebini de “Bir insanın kanının yerde kalması zor zor imiş” (Yaşar Kemal, 2020: 53) diyerek destekler. Hasan babası hakkında anlatılan bu hortlak hikâyelerini dinlemekten gizliden gizliye bir haz alsa da babasının bu durumuna üzülür. Bir gün babası rüyasına girer bataklığa saplanan babası kertenkele, baykuş, yılan kurbağa kılığına girip karşısına çıkar. [1]

Söylenenlere ilk başta inanmaz yalan yalan yalaaaaaan. Sizin hepiniz yalan söylüyorsunuz.[2] der. Bu kez halk onun çalındığını söyler ve Hasan’a değil Halil’in hortlağına inanmayı tercih eder. Kanı yerde kalan hortlağın hortlaklıktan kurtulmak için her şeyi yaptığını, Esme’nin eceli ile ölse Halil’in kıyamete kadar hortlak kalıp cehennemde sürüneceğini söylerler. Hortlak hikâyesini uyduran ve anlatanların ortak emelini yazar: “‘anada öldürülür mü?’ ‘yok canım sende …. O eski bir ahmaklık. Kandırıp çocuğu anasını öldürtmek istiyorlar fıkara oğlana.”(Yaşar Kemal, 2020: 71) cümleleri ile okuyucusuna aktarır.

Toplumsal ve kültürel koşulların çağdışı inanışlara kişiyi itmesinin göstergelerinden biri de kan gütmedir. Kan gütme, bir kişinin, kendi ailesinden ya da akrabalarından birini başka bir aileden bir kişinin öldürmesi ya da buna teşebbüs etmesi karşısında onu öldürmeyi görev sayması ve bu eylemi yerine getirmesidir. Kan gütmede, öncelikle, geçmişte meydana gelmiş bir ölüm vardır. Bu ölümün failine karşı, ölenin yakınları, akrabaları bir toplumsal baskı altında öldüren kişiyi izleyip onu görev bilinci içinde öldürmeyi amaçlarlar. [3]  Romanda da Abbas’ın sevdası olan Esme için Halil’i vurması ile karşı taraftan kanın öcünün alınması gerekir. Fakat babaanne ve Halil’in akrabaları tarafından suçlu daima Esme olarak gösterilir. Esme daima sözlü ve maddi şiddete maruz kalır. Oysa onun Abbas’ı sevmekten ve birkaç defa onunla buluşmaktan başka yaptığı hiçbir şey yoktur. Zaten zamanında Halil, Esme’yi kaçırmış gönül rızası olmayan kıza zorla sahip olmuş Esme’den yaşça büyük biridir. Abbas’ın öldürülmesi öfkelerini dindirmeye yetmez. Esme’nin de töre gereği öldürülmesi gerektiği düşünülür. Bu öldürme işini kimse yapmayı göze alamaz ve bu iş daha küçük yaşta olan Hasan’ın boynuna yük olur. Babası öldürüldükten sonra dedesinin emaneti tüfek amcası tarafından ona verilir ve zamanı geldiğinde öldürülmesi gerekenlerin bu tüfekle öldürüleceği kendisine tembihlenir.

Hortlak hikâyeleri, Hasan’ın annesini öldürmesi için uydurulmuşlardır. İstediklerini alamayan köy halkı Hasan’ın akrabaları da dâhil ondan yüz çevirirler. Belli bir süre sonra da hortlak hikâyeleri unutulur. Hasan içten içe annesine öfke duymaktadır, onun yüzüne bile bakmaya cesaret edemez. Bir gün rüyasında babasının kırmızı bir yılana dönüştüğünü ve ona “Bunlar yılan değil, kanı yerde kalmış insanlar. Öldürülmüşlerde öçleri alınmamış. Kırmızı yılan olarak hortlamışlar.” (Yaşar Kemal, 2020: 92) sözleri ve annesine atılan iftira onu iyice annesine karşı kışkırtır. Her çocuk gibi o da anasını babasından kıskanır[4]. Annesinin her gece başka bir adamla beraber olduğu ve Hasan’ın da bu birlikteliğe şahit olduğu hikâyesi yayılır bu seferde köyde. “Bir insan her şeye dayanır da anasının orospuluğuna dayanamaz ölür.”  (Yaşar Kemal, 2020: 96) Bir gün güzeller güzeli Esme, tandır başında ekmek yaparken babasının tabancasıyla oğlu Hasan tarafından vurulur.

Sonuç: Yılanı Öldürseler; altı-yedi yaşlarında babasını kaybeden Hasan’ın annesi ve toplum normları arasında kalışının trajedisini anlatan 102 sayfalık kısa bir romandır. Hasan, daha küçücükken ona yüklenen ağır görevi yerine getirmiş annesini vurmuş, babasının namusunu temizlemiş, kanını yerde koymamış ve toplumun baskısından kurtulmaya çalışmıştır. Yazar; geriye dönüş tekniği ile Hasan’ın yaşadıklarını okuyucuya aktarır. Etimolojik olarak nomos sözcüğünden türetilen namus kelimesinin kökünde sahiplenme olgusu yatar. Hasan da her çocuk gibi annesine düşkündür ve onu herkese karşı sahiplenir. Amcaları Esme’ yi döverken onlara saldırır annesine atılan iftiraların öcünü almak için konağı ateşe verir, hortlak hikâyelerini başta reddeder ve annesini savunur. Fakat Esmeye atılan son namus iftirası ona ağır gelir ve annesini öldürür.

 Töre cinayetleri günümüzde her ne kadar azalma gösterse de hala yaşanan varlığını sürdüren bir sorundur. Namus bahaneli cinayetlerin kökeni İslamiyet öncesine kadar dayanır. Türkiye’deki ataerkil yapı göz ününde bulundurulduğunda namus cinayetlerinin işlenmesinde gelenek ve törenin birey üzerindeki baskısı göz ardı edilemez. Hasan da bu baskıya maruz kalmıştır. Yaşar Kemal bu romanı ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki töre cinayetlerine ışık tutmuş ve Hasan’a yüklenen öldürme eylemini ve onun arada kalmışlıklarını okuyucuya aktarmıştır. Bu suç yalnız Hasan’ın değildir onun kadar içinde yaşamış olduğu toplumun da suçu vardır. Toplumun yasalar gibi yazılı kurallar dışında kendi oluşturduğu kanunlarda vardır. İşte bu romanda hortlak kılığına giren yazarın da dediği gibi; Halil değil bölgede adam öldürmeyi zanaat edinen ve parayla adam öldürten bu dağlardaki çocukları yetiştirenlerdir.

Kaynakça:

Kemal Yaşar, Yılanı Öldürseler, YKY, İstanbul, 2020


[1] Kemal Yaşar, 2020,s.59

[2] Kemal Yaşar, 2020,s.69

[3] Köksal Bayraktar, Kasten Adam Öldürme, s.75

[4] Kemal Yaşar, 2020,s.94

Yorumlar kapatıldı.