İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tüy

Olmasını istediğiniz bir şey, aklınızı karıştıran bir düşünce veya karar aşamasında olduğunuz bir durum varsa tesadüfi bir şekilde karşınıza çıkan veya yerde gördüğünüz beyaz tüyler işaretçi olabilir.

Gülce sosyal medya hesabında dolaşırken rastgele gönderilerin içinde bu yazıya denk gelmişti. Yazıya göre beyaz tüyler durumun olumlu ve hızlı bir şekilde sonuçlanacağını, griden beyaza doğru giden tüyler biraz zaman alsa da olumlu olacağını ve koyu renkli veya siyah tüyler durumun olumsuz olacağını gösteriyordu. Kendi kendine güldü. İnsanlar kendilerini bir şekilde umutlandıracak yollar bulmaktan asla vazgeçmiyordu. Gülce ise bırakmıştı bunu. Uzun bir süre enerji, kuantum ve evrene mesaj gönderme gibi çalışmalarla uğraşmış sonrasında içindeki karanlık, gönderdiği enerjiyi bir şekilde bastırmıştı. O sebeple böyle gönderilere inanmıyordu. Sadece şu ana inanıyordu: Yaşıyorsak umut vardı az ya da çok.

Çizim: Betül Haymanalı

Haftanın son iş günü gelmiş, mesainin bitmesine iki saat kalmıştı. Öğle yemeğinden sonra içtiğini saymazsa, öğleden sonra hiç sigara içmemişti. Sigaraya yeni başlamıştı. Otuz beş yaşından sonra doktorunun tavsiyesiyle kendine bir alışkanlık edinmişti. Yalnız doktorunun bahsettiği alışkanlık ile Gülce’nin edindiği alışkanlık arasında uzaktan bile olsa ilgi bulunmuyordu. On senedir çalışıyordu, belki on bir. Yıllarca bir ekranın arkasında kredilerle, parayla ve insanlara laf anlatmakla uğraşıyordu. Gözleri yorulmuştu, zihni bulanıklaşmaya başlamıştı artık her şeyi aklında tutamıyordu. Otuz beş yaş genç bir yaştı. Fakat Gülce kendini genç hissetmiyordu. Bazı zamanlar kendini bile hissetmiyordu. Annesini toprağa verdiği gün, hiçbir şey hissetmemişti. Kendine soruyor, kendisini yokluyordu ama donmuştu sanki. Duyguları, zihni donmuştu. Bu son zamanlarda daha sık olmaya başlamıştı. Akşam evine gittiğinde, yemeğini yiyor ve kanepenin üzerinde uzandığı gibi karşı duvarında montajlı televizyonunda rastgele bir şeyler seyrediyordu. Belki bir kedisi olsa en azından evine gittiğinde yüzü gülebilirdi fakat kedi tüyüne alerjisi çıkmıştı. Hayat ona mutlu yaşamaması için sebepler sunuyor gibiydi. İş yerinin üst katında sigara içme alanı olan terasa çıktı. Burayı boş bulmak imkansızdı, mutlaka bir iki kişi olurdu ve Gülce mecburen onlarla selamlaşır ve bazen de laflardı. Bu sefer teras boştu. Kendini insanlardan soyutlayalı çok olmuştu. O yüzden akşamları, “İş çıkışı bir şeyler yapalım,” diyecek kimse yoktu. Eskiden olsa üzülürdü bu duruma ama artık bir şey hissetmiyordu. Terasta sigarasını yakmak için başını çakmağa doğru eğmişti ki yerdeki seramik karoya sıkışmış beyaz bir tüy gördü. Aklına hemen dün akşam okuduğu gönderi geldi. Sonra, “Aklımı kurcalayan, merak ettiğim veya netice beklediğim herhangi bir şey yok ki,” diye düşündü. Sigarasından derin bir nefes çekip gökyüzüne baktı.

Akşam trafiği önünde uzanıp gidiyordu. Gülce’ye ise fark etmiyordu, yani ha arabada yalnızdı ha evinde, belki kumaş pantolonu yerine pijaması ile araç kullanıyor olsaydı daha rahat hissedebilirdi. Birkaç sene önce akşam trafiğinde beklerken Friends dizisini birkaç ayda bitirmişliği vardı şimdi sadece radyo kanallarını rastgele dolaşıyor, reklam veya haber olmayan, müzik çalan kanalları dinliyordu. Ama sorsalar hiçbir şarkıyı ezberinden söyleyemezdi. Daha önce defalarca dinlediği bir şarkıyı duyduğunda tanıdık geliyordu, hepsi bu. Trafik lambasının uzaktan yeşile döndüğünü gördü, trafik akmaya başladı. Tam ışıktan geçecekti ki kırmızı ışığa yakalandı. Şansına biraz sövdükten sonra ışığın yeşile dönmesini beklemeye başladı. Trafik lambasının sayacı geriye doğru sayarken arabasının camına bir tüy düştü. Gülce’nin gözleri trafik lambasından düşen tüye kaydı. Ne kadar süre tüyü seyretti bilmiyordu ama arkasından basılan kornaların sesiyle irkilerek yoluna devam etti. “Okuduğum şeyin etkisi,” diye düşündü. “Dün o yazıyı okudum ve demek ki aklımın bir kenarında kalmış. Bir iki kere denk gelince dikkatimi çekti. Gün içinde önümde, çevremde bir sürü kuş tüyü oluyordur belki ve ben görmüyordum. Evet algıda seçicilik, başka bir açıklaması olamaz,” dedi kendi kendine.

Eve geldiğinde hava kararmıştı. Dünden yaptığı yemekleri buzdolabından çıkarıp ısınsın diye ocağın üzerine koydu, ocağı yaktı ve üzerini değiştirmek için yatak odasına gitti. Pijamaları ile kendini iyi hissediyordu. Yine dün akşam astığı çamaşırları hızlıca toplayıp yatağının üzerine döktü. Yatmadan katlayacaktı. Kendi içinde bir düzen kurmuştu. Kimseye hesap vermiyordu, canı bazen çamaşır katlamak istemediğinde yatağın üzerindekileri kucaklayıp salondaki koltuğun üzerine bırakıyordu ertesi gün akşam katlıyordu. Annesi görse kızardı belki ama annesi yoktu, görüp kızıyorsa bile Gülce onu duymuyordu. Mutfağa geçip ısınmış yemeklerin altını kapattı. Tabağını hazırlayıp salonda televizyon karşısında akşam yemeğini yedi. Tabakları ortadaki sehpaya koyup televizyon seyretmeye devam etti. Saat dokuz buçuğa geliyordu. Kendini zorlayarak koltuğundan kalktı. Tabaklarını mutfağa götürüp yıkadı. Oradan yatak odasına geçti. Artık her hareketi otomatik yapıyordu, günlük rutin içinde kaybolmuş gibiydi. Her gün aynı senaryoyu oynuyordu. Çamaşırlarını katladı, ütülükleri ayırdı, yastık kılıfını değiştirmek için yastığının yüzünü çıkarmaya girişti. Yastık kılıfının fermuarı yastığa sıkışmıştı. Zorlamaya başladı, çekiyor fakat fermuar hareket etmiyordu. Gülce sinirlenmişti, makas getirip fermuarı kesmeyi düşündü, sonra terziye verir yine fermuar diktirirdi. Makası kılıfın başından geçirip kesti. Yastık kılıfını çıkarmak için diğer tarafını çevirip, kılıfın iki ucundan tutup sallamasıyla yastık kılıfının içindeki kuş tüyleri etrafa saçılmaya başladı. Yastığı da kılıfla birlikte kestiğini fark edememişti. Yatağının üzeri, yerdeki halı ve Gülce kuş tüyüne bulanmıştı. Sesli bir şekilde, “Şaka,” dedi, “şaka mı bu!” Yatak odasının ortasının ortasında durmuş tüylere bakıyordu. O kadar sinirlenmişti ki yatak odasından hışımla balkona çıktı. Aklında sigara içip sakinleşmek vardı, çakmağını bulamadı daha çok sinirlendi. Mutfak ocağında sigarasını yakıp balkona çıktı. Bir yandan sigarasını içiyor bir yandan da üzerindeki kuş tüylerini silkeliyordu. “Tamam algıda seçicilikti, ama bu kadarı fazlaydı artık. Düşünme,” dedi kendi kendine. “Kuş tüyünü düşünme, şimdi yatak odanı temizle ve kuş tüylerini hayatından çıkar.” Sigarasını bitirdikten sonra elektrik süpürgesini alıp yatak odasına gitti. Önce eliyle toplayabildiklerini topladı artık eski olan yastığının içine yerleştirip çöpe attı. Sonrasında elektrik süpürgesiyle odasını temizledi. Kuş tüylerini inkâr etti. Battaniyesini alıp salona geçti ve televizyonun karşısında uyuyakaldı.Ertesi gün kahvaltısını yaptıktan sonra alışveriş yapmak için markete gitti. Yolda yürürken kaldırım üzerinde kuş tüyleri gördü. Kendi kendine “Görmüyorum, yok sayıyorum,” dedi. Yere bakmadan ilerledi. Bu sefer ağaçların altından geçerken yukarıdan tüyler düşüyordu. Umursamadı, markete yaklaştığında kapının önünde satış yapmak için duran maskotları gördü. Biri ayı, biri tavşan diğer maskot ise kuştu. Evren benimle dalga geçiyor diyerek sinirle gülmeye başladı. Maskotları aşıp alışveriş merkezine girdi. Dün yastığını attığı için kendine yeni bir yastık aldı ama bu sefer kuş tüyü olmamasına dikkat etti. Alışverişini tamamladıktan sonra hızlıca eve gitti. Hızını ne kadar arttırırsa arttırsın kuş tüylerine denk gelmekten kaçınamadı. Cumartesi gününün devamını ve Pazar gününü evden çıkmadan geçirdi. Balkona her çıkışında kuş tüyü gördüğü için hoşlanmadığı halde sigarasını evin içinde içmeye başladı.

Çizim: Betül Haymanalı

Pazartesi günü işe gittiğinde saha görevleri dağıtılmıştı. Mesleğinin en sevmediği tarafı buydu. Gerçi birçok tarafını sevmiyordu ama saha görevleri birinci sıradaydı. Çünkü müşterileri ile birebir görüşmek ve bankalarıyla çalışmaya devam etsinler diye onlara satış yapmak gerekiyordu. Memnun olan devam etsindi. Neden konuşmak gerekiyordu ki! Bir saat sonra yola çıkacaktı. Gideceği müşteri şehre bir saat uzaklıktaydı. Hazırlıkları tamamlayıp yola düştü. Kafasının içinde müşteriye söyleyeceklerini tekrarlayıp duruyordu. Hızlı hızlı anlatıp bitiririm diye kendini avutuyordu. Müşteriye verilecek promosyon çantası arka koltukta sallanırken navigasyon Gülce’yi toprak bir yola yönlendirdi. Bir süre toprak yolda devam ettikten sonra büyük, tahta bir çiftlik kapısından içeri girdi. Navigasyona göre doğru yerdeydi. Çiftliğe yaklaşınca arabadan inip, arka kapıyı açtı ve karton çantayla ajandasını eline alıp etrafa bakınmaya başladı. Etrafta kimse yoktu. “Merhaba,” diye seslenmesiyle tam karşısındaki kapalı kapının ardından gıdak sesleri yükselmeye başladı. Tavuklar içeride isyan çıkarmıştı sanki, hepsi aynı anda bir şeye sinirlenmiş ve bağırmaya başlamışlardı. Seslerin geldiği kapı yavaşça açılınca Gülce irkilerek bir adım geri attı. İçeriden baştan aşağı kuş tüyüne bulanmış bir adam çıktı ve şaşkın bir şekilde Gülce’ye baktı. Gülce adamı görünce kuş tüyü lanetinin burada bittiğinden emin bir şekilde gülümsedi.

Latest posts by Betül Haymanalı (see all)

Yorumlar kapatıldı.