İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sus Barbatus! Üzerine

2019 Orhan Kemal Roman Ödülü’ne layık görülen Sus Barbatus! 2018 yılında yayımlanmış, dört ana bölüm ve ana bölümler içindeki küçük bölümlerden oluşan 563 sayfalık bir kış masalı…

Ç. Gölü, A. Dağları, Ç.’nin köylerinde geçen karı, kırağıyı, rüzgarı, tipiyi, ayazı iliklerinize kadar hissettiğiniz bu masalsı hayal ve hayat mücadelesinin içine bir anaforun içine çekilir gibi çekiliyorsunuz. Bunun yanı sıra alegorik yönleri, araya serpiştirilen halk hikayeleri, yer yer büyülü gerçekliği gördüğümüz eser, masalsı olmanın yanı sıra okura alt okumalarıyla da farklı düşünsel alanlar açıyor.

Eserin çıkışı ve özgünlüğü olan “Sus Barbatus” Latincede sakallı yaban domuzu anlamına gelmektedir. Eser, 1979 kışında çetin doğa şartları ve zorlu ekonomik şartlara sahip Ç. köylerinin birinde yaşam mücadelesi veren Kenan’ın, hamile karısı Zeynep ve kendi karnını doyurmak umuduyla ormana domuz avına giderek bunu otellere satıp para kazanma düşüncesi ile başlıyor. Kenan ve Zeynep etrafında şekillenen bu zorlu doğa ve hayat mücadelesine bir yandan da devrimi gerçekleştirmeyi planlayan gençlerin hayal mücadelesi ekleniyor. Derken 1980 Eylül’üne giden zamanlarda Mustafa Öğretmen, Gülşen, Aynur, Faruk, Doktor Servet ile Atalay, Kadir Ağa, Bekir Komutan karakterleri arasında devlet ve yöre insanının üstü kapalı mücadelesi başlıyor.

Coğrafyayı, coğrafyaya hakim biyoçeşitliliği, yöre insanını, yöre hikayelerini son derece iyi bildiğini gördüğümüz yazarın –bana göre- yüceldiği nokta bizlere çok iyi geçirdiği doğa betimlemeleri oluyor. “Edebiyat, yapamadığımız yolculukları yapmak; duyumsayamadığımızı duyumsamaktır,” diyen yazarın kendisi, görmediğimiz bir coğrafya ve iklim koşullarında bizi gezdiriyor. Karakterlerle birlikte karlara bata çıka ilerliyor, ayazı içimize doldurup ilklerimize kadar hissediyor, yaralanmışız gibi sızlıyor, açlığı hissedip yufkaya sarılan bir parça peyniri iştahla yiyor, soba başında yudumlanan bir bardak sıcak çayla, kalkıp bir bardak çay alasımız geliyor. Kısaca okuru eser içinde yaşatmanın hakkını fazlasıyla veriyor.

Eserin üslup bakımından son derece sade ve akıcı bir dille yazıldığını söyleyebiliriz. Akıcılığı sağlamak için yazar kendi ölçütüne göre ritmik bölümlemeler yapmış. Sayfalar betimlemeler ile su gibi akarken okurun merak duygusunu hep diri tutacak öyküleyici anlatım da kendini gösteriyor. Bunun yanı sıra kitaba düşünsel ve fantastik hava katan alegorik anlatım ve büyülü gerçekçilik de üsluba ayrı bir hava katmış. 

Genele hakim olan ilahi bakış açısı bize karakterlerin görünmeyen yanlarını, kişiliklerini, kafa seslerini gösterdiği gibi gelecek bölümlerde olacak şeylerin de işaretini veriyor.

Toplamda üç cilt olarak tasarlanan eserin ikincisi olan Sus Barbatus! 2‘de artık bahar geliyor. Kışın karı, ayazı yerini gök delinmişçesine yağan yağmurlara, iç titreten rüzgârlara, yer yer açan güneşe, uyanan toprağa, börtü böceğe bırakıyor ve birinci kitapta olduğu gibi yazar bize bir doğa senfonisi sunuyor adeta. İkinci kitapta birinci kitaba ek yeni karakterlerle hayal mücadelesi hız kazanıyor. Devlet ile yöre halkı içinden devrimci gençler arasındaki üstü kapalı mücadele daha belirgin ve sert bir hale geliyor. Esere 1980 Eylül’ünde final verdirmeyi planlayan yazarın üçüncü kitap için çalışmalar içinde olduğunu biliyoruz. İkinci kitapla birlikte yanlılığın ağır bastığını düşündüğüm eseri üslup, gerçekçi betimlemeler, sürükleyicilik ve özgünlük gibi edebi nitelikler bakımından takdire şayan buldum. Keyifle bir solukta okuyacağınıza inandığım bu eseri okumanızı tavsiye ederim.

Yorumlar kapatıldı.