İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Klasik ve Modern 10 Öykü Kitabı Tavsiyesi

2020 yılını geride bırakırken bu yıl okuduğum kitaplardan 10 tane öykü kitabı seçtim sizler için.

1-        UYSAL KIZ / DOSTOYEVSKİ

“Ben susarak konuşma ustasıyım, hayatım boyunca susarak konuştum ve bütün trajedileri tek başıma susarak yaşadım.”

Evlilik ne geçmişte ne de günümüzde sadece sevilen insanla bir ömür beraber olma amacıyla kurulan bir bağ değil. Kadınların eziyet gördüğü, hor görüldüğü, sığıntı gibi yaşamak zorunda kaldığı ailelerinden kaçış yolu olarak gördüğü resmî bir “kurtuluş yolu”. Erkeklerin ise sahip olma, kendisine parasız ve süresiz bir “hizmetçi edinme yolu”. Bu düşüncelerle yapılan evliliklerde anlaşmazlıklar, birbirini yaralayan ruhlar, kavgalar ve evlilik çatısını bozmadan başka arayışlara girmeler kaçınılmaz oluyor. Hele bir de arada yaş farkı çoksa tarafların hayatı birbirine zindan etmesi, birinin pes etmesi ya da bir kaçış yolu bulmasına kadar sürüyor.

Dostoyevski bu öyküsünde böyle bir evliliğin taraflarından olan kırk bir yaşındaki bir rehinci ile on altı yaşındaki bir kızın evliliğini anlatıyor. Tek taraflı anlatılmış hatta rehincinin kendini haklı çıkarma çabaları da ön planda olmasına rağmen okuması çok keyifli ve akıcı.

2-        BURAYA BAKARLAR / MEHMET FATİH ÖZBEY

“İnsanlar sürekliliği olduğu sürece cehenneme bile alışabilir.”

Öykü okumayla aramdaki hasreti dindirmek için çok iyi bir okumaydı. Öykülerin ayrı ayrı ve birlikteyken akışını sevdim. Mehmet Fatih Özbey’in üslubunu kendime yakın buldum. Tuhaf durumlarla birlikte hayatın içinden kareler ile doluydu öyküler.  Kızılay’da buraya bakarlar panolarını her gördüğümde öyküyü tekrar yaşarım.  Zaman Çizelgesi ve Ritim en sevdiklerimden oldu.

Öyküde yeni soluklar arayanlara duyurulur sevgili okuyucular.

3-        KADINLAR ARASINDA / MURATHAN MUNGAN’IN SEÇTİKLERİYLE

“O benim gözlerime niye öyle neden öyle hangi öyle nasıl öyle bakmıştı ki, ben sağ elimle kalbimi yoklamıştım.“

Murathan Mungan’ın ön sözünde dediği gibi “Bu seçkinin teması kısaca, ‘kadınlar arasında aşk’ diye tanımlanabilir.” 23 yazarın öykülerinden oluşan bu kitapta kadınların hikâyelerini anlatan erkekler de var.  Derleme öyküler okumanın güzel bir yanını keşfettim bu kitapla. Bir konuya farklı gözlerden bakınca, her yaştan her sosyal durumdan insanlar ile tanışmış gibi olmak.  Bir roman okusaydım bu kadar çok sesli olmayacaktı belki de. Çocuk, ergen, genç, yetişkin ve yaşlı her yaştan kadınların duygularına ve ilişkilerine tanıklık ediliyor bu kitapta. Bazıları açıkça söylerken aşkının adını, bazıları bir fısıltı gibi rüzgâra söylüyor yasak edilen aşkını. İlk dokunuşlar, ilk öpüşler, toplumun baskısı, terk edilişler… Açıkça söylediği ve sezgilere bırakılan çok fazla duygu ve düşünce var.

Ön yargıları bir kenara bırakıp bu kitabı okumanızı öneririm.

4-        OYSA HERKES KENDİSİYLE MEŞGUL / MURAT GÜLSOY

“Orada öylece durup beklemiştin. Taştan bir duvar gibi kımıltısız beklemiştin. Yanına gelinmesi, sana dayanılması, gölgene sığınılması için delice bir istekle yanıp tutuşurken yine de kımıldayamayan bir duvar olarak öylece beklemiştin. Acı, taştan katılığını yıkmak yerine güçlendirmişti hep.”

On iki öyküden oluşan bu kitap yazarın hem ilk kitabı hem de ilk öykü kitabı. 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisindeki öykülerini içeriyor. Kitaba adını veren ise kitaptaki Mahşerin Otuz Beş Dakikası adlı öykünün içinde geçen bir söz öbeği. Öykülerin genel teması yazmak ve kader. Mektup, anı, günlük gibi türleri bir arada deneyen yazar, klasik öykü anlayışından uzaklaşıp postmodern öykülerin habercisi olmuş bu kitap ile.

Daha önce Murat Gülsoy ve bu kitaptaki öykülerinden bahsettiğim yazı için;

Murat Gülsoy ve Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul

5-        RUHUMU ÖPMEYİ UNUTTUN / İNCİ ARAL

“İnsan geleceğinin olmadığını önceden anlayamıyorsa, durdurmak ya da tersine döndürmek için kör zamana hükmedemiyorsa, havai bir bilinmezlik içinde sürüklenerek yaşıyorsa, dakikaların, saatlerin ne önemi vardı ki! Gerçekte akacak, gidecek yeri olmayan tuhaf bir kavramdı zaman ve insan bunu ancak onarılmaz biçimde zarar görerek eksik kaldığında anlıyordu.”

Ölümü geride kalanlar yaşar. Giden gitmiştir ve artık bu dünyadan kurtulduğunu düşünmek bizi belki bir parça avutur. Ölen aslında bizim içimizdir. Ölenle asla bir daha yeni bir deneyim yaşayamayacağımızı, onu doyasıya sevemeyeceğimizi, hatalarımızı telafi edemeyeceğimizi bilmenin getirdiği ağırlık, altından kalkması zor duygular içimizde bir şeyleri öldürür. Bu kitaptaki on öykü ölüm teması etrafında insanların yaşadığı yas dönemini, bu dönemdeki farklı tepkileri anlatıyor. Okurken boğazım düğümlendi, gözümden bir iki damla düşüverdi sayfaya. İçimdeki o ağır taşı kaldırdım ve topraktan börtü böcek fırladı gibi hissettim okurken.

6-        NOHUT ODA / MELİSA KESMEZ

“O, seninkilere dolanmış köklerini söküp alırken, seni de yerinden ediyordu. Aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi.”

Beş güzel öyküden oluşan bu kitap Darüşşafaka Cemiyeti ile İş Bankası Kültür Yayınları işbirliğiyle düzenlenen Sait Faik Hikâye Armağanı’nın sahibi. “Bir yerden, bir evden, bir aileden gitmek mi kalmak mı zor? Bizi bir arada tutan bağlar bizi geliştirir mi yoksa eksiltir mi?” gibi sorular çevresinde gelişen, okurken kendimizi bulduğumuz harika öykülerden oluşan bu kitabı tavsiye ediyorum.

7-        SARIYAZ / MAHİR ÜNSAL ERİŞ

 “Bir kadın neden bütün hayatını başkalarının mutluluğu üzerine kurup sonra da her mutsuzlukta kabahatli çıkan olmak zorundaydı ki zaten?”

Sarı bir toz bulutunun ardından deniz kenarı bir yerdeki hayatları okuyoruz. Birbirlerine bir yerlerinden dokunan, okurken kelimelerin sürekli aktığı, dönüp dolaşıp okuyucuyu bulup her gün çevremizde gördüğümüz hayatları anlatıyor hissi veren hikâyelerden oluşuyor. Gül Özlem Gül hikâyesi bana farklı bir yerlerden dokundu.

8-        AV DÖNÜŞLERİ / FARUK DUMAN

“Çıkıp odaya kapatmak istemiştim kendimi, yazı yazacaktım. Ne de olsa yazmak, felaketlerin de en büyüğüydü, kurtuluşlarında.”

Av Dönüşleri, 2000 yılında Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görülmüş. Bu kitaptaki öykülerde bir olaydan çok olayların nasıl anlatıldığı, neler hissettirdiği, insan ruhundaki karmaşayı, insanın ve doğanın hem savaşıp hem de aynı zamanda karışarak akıp gitmesinin güzelliğini okuyoruz.

Daha önce Faruk Duman’la yaptığımız röportajı okumak isterseniz;

Faruk Duman’la Yayıncılık ve Yazarlık Üzerine

9-        BİR ŞEFTALİ BİN ŞEFTALİ / SAMED BEHRENGİ

“Toprak onu işleyenindir.”

İlkokulda pamukta fasulye yetiştirmeyen yoktur. Fasulyenin çimlenip filizini vermesini heyecanla beklemek, yeni bir canlının oluşumuna gün be gün tanıklık etmek bana dünyanın sırrına erişmiş gibi bir mutluluk vermişti. Aynı duyguları bu öyküyü okurken yaşadım. Tohumdan ağaca dönüşen şeftalinin öyküsünde bu doğa mucizesini anlatırken Behrengi aynı zamanda sadece çocuklar için değil yetişkinler için de çok önemli dersler veriyor. İki çocuğun güçlülerin düzenine meydan okuyuşu, sosyal sınıf farklılıkları, iyilik, sevgi ve dostluk, emek vermek… Tüm bu kavramları çocuklara anlatmak ve yetişkinlere tekrar hatırlatmak adına çok güzel bir öykü.

10-      MÜRVER AĞACI / OSCAR WILDE

“Bana baktığında gözüne ne görünüyor? Bugüne kadar kimse bana böyle bakmış değil çünkü. Ruhumda bir diken varmış gibi rahatsız oluyorum.”

Dorian Gray’in Portresi ile tanıdığımız Wilde’ın bütün öyküleri ve “Mr. W.H’nin Portresi” adlı uzun öyküsünü bu kitapta yer alıyor. Genel olarak Wilde’ın alaycılığı, toplumu ve bireyi eleştirmesi, bazı hikâyelerinde melankoliyi görüyoruz.

Nihal Baysal

Yorumlar kapatıldı.