Yazar: 19:40 Öykü

Sahibinden Satılık Hayaller

Altında oturduğum ağaca yanaşıp elindeki ilanı kalın gövdeye yapıştırdı.

“Sahibinden Satılık Az Kullanılmış Hayaller”

Düz beyaz kâğıtta başkaca bir şey yazmıyordu. Yanıma çöküp, bir sigara çıkarttı. Kendi kendine söylendi çakmağını ararken. Bulamayınca bana döndü;

“Birader ateşin var mı?”

Çakmağımı çıkartıp, hem kendi sigaramı hem de onunkini yaktım. Yan yana ciğerimize doldurup Abdi İpekçi Parkı’na doğru üfledik dumanımızı. Aklımda, ağaca yapıştırdığı o tuhaf ilan… Sorasım var ama bir tarafım da “Boş ver, sana ne!” diyor. İkimiz de susup, Sıhhıye’nin hiç bitmeyen koşuşturmasını izledik bir süre. Meydanın orta yerindeki Hitit Güneşi heykelinin etrafı otomobiller tarafından sarılmış, korna sesleri perde perde göğe yükseliyordu. Beş altı dakikada bir metronun merdivenlerinden çıkan kalabalık, karınca yuvasını anımsatıyordu. İnsanlar telaşla Sıhhıye’yi adımlıyor, herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu.

Kısa sürede sigarası bitti. Bir tane daha yakmak için çakmağı istedi. O sigarasının ucunu tutuştururken merakıma yenilip sordum;

“ Abi, o astığın ilan neyin nesi?”

“ Hayatımın özeti.” dedi. Şaşırdım.

“ İtirazım var, anlıyor musun?” diye sordu.

Neyi anlayacağım, anlamadım ki… Birkaç saat önce meydanda toplanan eylemcilerden biri olduğunu düşündüm. İyi de kalabalık dağılalı epey olmuştu.

“ Sabah eylem yapanlardan mıydın?”

“ Yok be! Sol yumruğu havaya kaldırmaya mecalim kalmadı iş aramaktan. ”

“ Astığın ilan nedir o halde?”

“ O kâğıdın ön yüzünde benim iş başvurusu için hazırladığım özgeçmişim var. İki üniversite bitirdim. Gelip gelebildiğim tek yer Abdi İpekçi Parkı.”

“O niye abi?”

Arkasına dönüp bakınca gayriihtiyari ben de hemen döndüm. Başıyla İş-Kur binasını işaret etti. O vakit anladım derdini. Binanın önünde uzayıp giden bir kuyruk… O kadar çok kişi var ki kuyruk yan sokağa doğru kıvrılıyor. Bu bina sadece önünden hiç eksilmeyen kalabalık nedeniyle değil, rengiyle de öteden beri dikkatimi çekip durur. Tatsız bir şaka gibi binanın dışını pembenin açık bir tonuna boyamışlar. Önündeki mutsuz kalabalığa umut versin diye mi pembeye boyadılar ki? Aklımdan, saniyeler içinde bunlar geçerken yanımdaki konuşmaya devam etti.

“Birader, hani bana gelip sorsalar Sıhhıye denilince aklına ne geliyor diye. Ne Hitit Güneşi derim ne Abdi İpekçi Parkı ne Hacettepe Hastanesi ne Dil Tarih Coğrafya Fakültesi… Bana göre Sıhhiye’nin en meşhur yeri o bina işte.”

Düşündüm de pek de haksız sayılmazdı. Sustu. Gözleri, parkın orta yerindeki devasa el heykeline takıldı. Toprağı delip göğe uzanır gibi görünen heykele bakarken;

“Bir yerde okumuştum. Çalışan, üreten, yaratan elleri simgeliyormuş o eller.” dedi.

Bir heykele baktım, bir de tozpembe binanın önündeki kuyruğa. Heykelin anlamını bilmiyordum ama karşısındaki bina ve önünde bekleyenlerle çelişkiler içindeydi.

 “O ne kuyruğu biliyor musun? ” diye sordu. Yanıtı beklemeden uzun uzadıya anlatmaya başladı. Üniversiteden mezun olduğundan beri dikiş tutturamamış. En uzun süre çalışabildiği yer son çalıştığı iş yeriymiş. Orada da üç kuruş maaşa talim etmiş. Kısa süre önce iş yeri küçülmeye gidince işsiz kaldığını, işsizlik maaşı başvurusu için geldiğini söyledi. Gelmişken kendisine uygun başka bir iş var mıdır diye başvuruda da bulunmak istemiş ama umutsuzmuş. Ben de en az onun kadar umutsuzdum ama söyleyecek sözüm de yoktu. Sessizce dinledikten sonra,

“Bir ara gazeteciler çok gelirdi. Artık onlar da sıkıldı işsizlik haberi için buraya gelmekten.” dedim. Yüzüme baktı;

“Sen de mi kuyruktaydın? Kusura bakma, ben de kime ne anlatıyorum?”

“Yok, kuyrukta değildim ama her gün buradayım, haliyle görüyorum.”

Meraklı gözlerle bana bakmaya devam edince açıklama yapma ihtiyacı hissettim.

“Burada simit satıyorum ben abi.”

Ağaçta asılı duran kâğıdı başımla işaret edip,

“Bunu alabilir miyim?” diye sordum. Şaşırdı.

“Al tabi. Nasılsa bir işe yaramıyor.”

Ayağa kalkarken; o, yanıma gelmeden evvel çalıştığım ders kitabımı yerden aldım. Bir elimdeki kitaba bir bana bakıp bir sigara daha yaktı. Ben dikkatle ilanı asılı olduğu yerden çıkardım. Az ötedeki simit arabasının yanına giderken uzaktan el sallayan kardeşimi fark ettim. Kağıdı camekana güzelce yapıştırdım. Camında “Sahibinden Satılık Az Kullanılmış Hayaller” yazan simit arabasını üniversiteye hazırlanan kardeşime devredip vize sınavına girmek için Sıhhiye’nin kalabalığına karıştım.

Editör: Melike Kara

Ülkü Yağmur Ural
Latest posts by Ülkü Yağmur Ural (see all)
Visited 20 times, 1 visit(s) today
Close