İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

One Flew Over The Cuckoo’s Nest “Guguk Kuşu” (1975) -Filmine Dante’nin Monarşi Eseri Üzerinden Bir Bakış

Yönetmen: Milos Forman
Oyuncular: Jack Nicholson, Louise Fletcher, William Redfield, Michael Berryman, Peter Brocco, Dean Brooks, Alonzo Brown, Scatman Crothers, Mwako Cumbuka, Danny DeVito, William Duell, Josip Elic, Lan Fendors, Nathan George, Ken Kenny, Mel Lambert, Sydney Lassick, Kay Lee, Christopher Lloyd, Dwight Marfield, Ted Markland, Louisa Moritz, Philip Roth, Will Sampson, Mimi Sarkisian, Vincent Schiavelli, Mews Small, Delos V. Smith Jr. Tin Welch, Brad Dourif
Aldığı Ödüller:
1976-En İyi Film-Oscar
1976-En İyi Erkek Oyuncu-Oscar
1976-En İyi Kadın Oyuncu-Oscar
1976-En İyi Yönetmen-Oscar
1977-BAFTA-En İyi Film Ödülü
1977-BAFTA-En İyi Erkek Oyuncu Ödülü
1977-BAFTA-En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
1977-BAFTA-En İyi Yönetmen Ödülü
1977-BAFTA-En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü
Yapım: Amerika Birleşik Devletleri
Süre: 133 dk. 

Guguk Kuşu filminin incelemesini öğrencim Ali Arslan’ın özel ricası üzerine kaleme aldığımı belirtmek isterim. Kendisine teşekkür ediyorum. Film için efsane oyuncuların efsane filmi tabirini kullanmak yanlış olmaz. Jack Nicholson’dan Danny DeVito’ya kadar her karakterin müthiş bir oyunculuk performansı sergilediği, vizyona girdiği 1975 yılında ve hala çok ses getiren bir film Guguk Kuşu. Hatta öyle ki film İsveç’te tam 12 yıl vizyonda kalarak bir rekor kırmıştır. Öncelikle filmin konusundan kısaca bahsedelim: Randle P. McMurphy tutuklu olduğu cezaevinden kurtulmak için deli taklidi yapan bir mahkumdur. Tavırları cezaevi otoritesinin gözüne batmaya başlayınca bir süre sonra teşhis için akıl hastanesine gönderilir ve orada kalmasına karar verilir. Randle hastanede de kurumun kurallarına uymaması ve arkadaşları ile olan ilişkileri ile dikkatleri üzerine çeker. Kısa süre içinde soğuk tavırlı, otoriter bir görevli olan hemşire Ratched, Randle’ı yakın takibe alır ve her hareketini izlemeye başlar. Hemşire Rathced ve Randle arasındaki gerilim, Randle’ın yakın arkadaşları için planladığı çeşitli faaliyetlerle onların iyileşmesine yardımcı olmaya başlamasıyla daha da artar.

Filmin başlangıcında açılan sekansta akıl hastanesine getirilen Randle’ın (Jack Nicholson) deli taklidi yaparak sistemi alt ettiğini düşünmesine tanık oluruz. Bu izleyicilere ilk etapta konforlu bir seyir sağlamak için yapılmış bir girizgahtır. Ancak sistemin çarkları her zamanki gibi tıkır tıkır işlemektedir. Sistemi, yani bir diğer ifadeyle otoriteyi tüm heybetiyle temsil eden hemşire Ratched ve diğer hastane görevlilerinin ilk etapta bize gayet makul ve doğru görünen uygulamaları, bir süre sonra yönetmen Forman tarafından sorgulanabilir bir seviyeye doğru çekilir. Hemşire Ratched’ın zaman zaman elinden kayıp gittiğini düşündüğü otoritenin tekrar yerine oturtulması için gerçekleştirilen sert uygulamalar (yeri geldiğinde elektrik tedavisi uygulaması) aslında tam da bir sistem eleştirisidir. Bu sistem eleştirisi aslında filmin en başında bize göz kırpar. Öyle ki Randle hastaneye ilk geldiğinde doktoruyla yaptığı görüşmede onun en son işlediği suçun reşit olmayan bir kıza tecavüz etmesi olduğunu öğreniriz. İşin ilginç yanı, bunun devamında Randle’ın bulunduğu bölümdeki hastalara, oradaki doktor, hemşire ve hastabakıcıların uyguladıkları yöntemlerden daha fazla katkı sağladığı gayri resmi aksiyonlarıdır. Otoriter sistem (aslında bu bir nevi devlettir) dört duvar içerisinde kilit altına aldığı hastalara çözüm bulamaz veya bulmak istemezken, bir kurtarıcı çıkagelmiştir ve bu kurtarıcı bir tecavüz suçlusudur. Otoritenin aczi yetine bundan daha ağır bir eleştiride bulunmak tam anlamıyla çok zordur. 

Aslına bakılırsa Amerikan Psikiyatri kliniklerine yapılan eleştiriler 1900’lü yılların başlarına uzanıyor. Yıllarca kliniklerde yatırılan hastaların tedavi sonrası taburcu edilmediği ile ilgili psikoloji bilimine getirilen ciddi eleştiriler sonrası, göstermelik olarak bazı hastaların taburcu edildiğini biliyoruz. Bu dönemlerde özellikle suçlu ya da kimsesiz hastalar üzerinde gerçekleştirilen elektrik uygulaması üzerine yapılan acımasız deneyler de mevcut. Tüm bunlar bir yana Guguk Kuşu’ndaki en dikkat çekici metafor hastaların ve özellikle Randle’ın defalarca firar etme fırsatı oluşmasına rağmen, tekne seyahati haricinde bunun bir türlü gerçekleşmemesidir. Özgürlük yakındır, ama bir o kadar uzaktır; çünkü akıl hastanesi içerisinde oluşturulan hapishane havası aslında beyinlere kazınmış vaziyettedir. Hastaların birçoğu hemşire Ratched’ın yaptığı seansın bir bölümünde hastanede gönüllü olarak kaldıklarını ifade etseler de aslında burada kalmaları ve hastaneden asla çıkmamaları gerektiği yönünde gönülden inandırılmışlardır. Onlar, dışarda daha problemli bir hayat olduğunu ve içerde kalarak bu problemli hayattan bir nevi korunduklarını düşünmektedirler. 

Dante, Monarşi adlı eserinde: “İnsan türü, kurucu kısımlarıyla birlikte bir bütün oluşturur ve kendisi de bir bütünün parçasıdır. O münferit krallıklara ve halklara göre bir bütündür; kâinata göre ise parçadır. O halde, insan türü en çok bir hükümdar tarafından yönetildiğinde Tanrı gibidir ve Tanrının niyetiyle uyum içindedir,” der. İşte bu yüzden Hemşire Ratched, hastalardan biri olan Cheswick’in bir önceki seansta konuşulan konuyla ilgili: “Neden Harding’in eşini ve Harding’i aldatmasını konuşuyoruz?” şeklinde yaptığı sorgulamaya sinirlenmiştir. Çünkü bu tarz sorgulamalar gerçekleşirse ve işleyiş bozulursa otorite ve monarşinin sarsılma, hatta ortadan kalkma riski mevcuttur. Devamında Randle daha da ileri giderek televizyonda yayınlanan beysbol dünya şampiyonasını izleyebilmek için bir oylama isteyerek, mutlak monarşi içerisinde bir demokrasi çiçeği filizlendirmeye çalışır; ancak yapılan kontrollü oylamada isteği yerine gelmez. Dante’nin bahsettiği bütünün parçaları arızalıdır. Taşkınlık yapanlar veya kurallara uymayanlar sistemin çarklarına uygun hale getirilmelidir. Tüm sistem de zaten bunun üzerine kurgulanmıştır. Akıl hastanesinde veya dışarda…

İyi seyirler.

Yorumlar kapatıldı.