İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Nasipse Adayız Film İncelemesi

‘’İşte siyaset bir halay gibidir. Herkesin gün sonunda el ele tutuşarak birlikte olduğu bir etkinlik’’ 

‘’Nasipse Adayız’’ filmi oyuncu ve senarist Ercan Kesal’ın ilk uzun metrajlı filmi. Evet şaşırılması normal çünkü sinema ve kamera arkası ile bu kadar içli dışlı olan bir insanın ilk yönetmenlik tecrübesinin kariyerinin yaklaşık 19. yılında olması insanı şaşırtabiliyor. 2002 yılında Nuri Bilge’nin ‘’Uzak’’ filmi ile kamera karşısına geçen Kesal’ın bundan sonraki süreçleri Üç Maymun, Bir Zamanlar Anadolu’da, Anons gibi filmlerde senaristlik yapmasının yanı sıra Vavien, Küf, Yozgat Blues, Bulantı gibi filmlerde de kamera karşısına geçmiştir.  

Nasipse Adayız filmi Ercan Kesal’ın 2002 yılında Okmeydanı Hastanesi’nde çalışırken oranın yerel seçimlerine soyunmasını konu edinen bir filmdir. Yani Kesal bu filmde kendisinin geçmiş anılarını hem yazmış hem oynamış hem de ‘’ben yaşadım benim gözümden görün bir de’’ düşüncesi ile çekmiştir. 

Film Kemal Güner adlı bir doktorun Beyoğlu ilçe aday adayı olma ve bu uğurda harcadığı maddi manevi ve özellikle psikolojik sancılarını ve bu süreçte yaşanan gelişmeleri aktaran bir yapımdır. İlk gösterimini ise Rotterdam Film Festivali’nde prömiyerini yapan yapıt sonrasında Türkiye’ de Antalya Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alnını akıyla kucaklıyor.

Film bana göre teknik bakımdan kusursuza yakın işlenmiş. Kameranın sürekli sabit şekilde başrol Kemal Güner’e odaklanması adeta onu takip eden iki göz gibi tavırlarını ve gittikçe kırılma noktasına kadar ilerlemelerini ilmek ilmek takip ediyoruz. Ön tarafta sürekli kameranın ana olayı bize aktarırken arka tarafta oyunun doğal şekilde dönmesi bana çok keyif veren birkaç detaydan biri oldu. Mesela yerel tabana inmek amacıyla mahalle muhtarları ve dernek üyelerini davet ettiği gece Kemal Güner’in tabiri ile ‘’1 numara’’ yani il belediye başkanının geldiği sırada artık davet gecesi tamamen dağılmıştır. Bütün o gecenin ilerleyen saatini arkada toplanan kaşık tabak seslerinden ve sekansta Kemal Güner’in yorgun yüz ifadesi varken arkada garson kızlardan biri yorgun şekilde sandalyeye oturup topuklusunu çıkarması ile desteklenir. Yani bu film, film yapan aslında önde olan olaylar değil arkada dönen normal yaşantı. Zaten siyaseti de destekleyen unsurlar bunlar değil mi? Sen önde çabalarsın çabalarsın ama siyasetin belirleyicisi arkada dönen yaşantıdır, hayattır.

Film karakter kırılmalarının bol olduğu ve bunları bize yavaş yavaş tatlarla yediren dokuda ilerliyordu. Kemal Güner’in en yakın çalışanı olan ‘’Naci’’nin adeta sağ kol konumundan, ona ihanet eden ‘’Brütüs’’ durumuna gelmesi hemen değil birikmelerle, seyirciye hissetirmelerle olmuştur. Veyahut davet gecesinde hostes kızın masum görünmesinin ardından gecenin kasvetinden etkilenip arabada müstehcen şekilde yakalanması bu bahsettiğim tatları bize aktarıyor. Ama bunun en önemli şahsiyeti tabii ki Kemal Güner’dir. Daha filmin ilk sahnelerinden bu maratonun kolay geçmeyeceği ufaktan gösterilmeye başlanıyor. Karakter anladığımız kadarıyla hastane raporlarını incelerken bile ince eleyip sık dokuyan biri olduğunu hastanede kullanılan pamuklar için hesap sorması ile anlıyoruz. Demek ki karakterimiz siyaset için hastanesinden kısmaya başlayıp maddi unsurlarını dışarıya göz boyamak için yapacak bu kesinlikle hissettiriliyor. Sonraki sahnelerde kahvehanedeki bütün herkese check-up yapılacağını duyduktan sonra check-up içeriklerinden yine gözüne takılanlar oluyor. İşte siyaset sağa sola dağıtılanlar değil bu dağıtılanların arasındaki detaylarda gizli. Zamanla sahneler ilerledikçe karakterin her zor durumda kaldıkça onunla aynı psikolojide düşünmemiz karakterin bize ne kadar iyi akarıldığı ile ilgilidir. 

 Filmden aklıma kazınan çok güzel birkaç anekdot var. Bunlardan ilki sanırım Belediye Başkanı ve etrafındaki adamların onun her gittiği yere gitmesi çok enteresan bulduğum sahnelerden. Baktığımız zaman adeta başkan nereye giderse onu izleyen bir avuç kara sineğe benzettim kendimce. Pis koku nereye hareket ederse arkasında onu takip eden illa sinekler olacaktır. Bu bir benzetme ama başka bir sahneyi görünce kendi kendime hafif bir ‘’ben demiştim’’ tebessümünün olmasına neden oldu. O da başkanın tuvalete girdiğinde tuvaletini yapması ilk teşbihime biraz atıfta bulunulmuş gibi oldu. Eee ne demişler dün ***tun bugün koktun. Demek ki peşinden birileri gelecekse ne olduğunun önemi yok.   

 Bir başka sahne ise en son sekans olan küçük bir konfeksiyon atölyesindeki bir diyalog. ‘’Başkanım bu ülkenin siyaseti bu küçücük dükkandan çıkıyor’’. Özellikle orada kapitalist bir sistemin mahkümu olan emekçi insanların ‘’daha hızlıı!’’ dayatmaları ve onların gözü önünde ızgarada pirzola yenmesi hem diyalogu destekliyor hem de gerçekliği. O insanlar oradaki iki siyasetçinin 3.5 dakikada yediği 3 parça pirzola almak için bir gün boyunca emek verip baskılara dayanıyorsa, baştaki insanlar ise sırf kendi karınlarını daha fazla doyurabilmek için onlara işlerini yaptırtıyorlar. Ne kadar güzel söz değil mi ‘’bu ülkenin siyaseti bu küçücük dükkandan çıkıyor’’. Bir dükkan bir tarafta çalışan emekçi insanlar diğer tarafta onlara aldırmadan karnını doyuran insanlar. Aynı ülkemiz gibi bir taraf emek verip baskılara maruz kalıyor bir taraf baskı yapıp göbeğini büyütüyor.  

Sezer Sezgin
Latest posts by Sezer Sezgin (see all)

Yorumlar kapatıldı.