İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Görünmeyen Fatmalar

35 yaşında, cılız, renkli gözlü, direngen ama gölge bir kadın Fatma… Kalbin orta yerinde dolaşan hayat ona çok büyük oyunlar oynuyor. Görünmez kadın Fatma, seçmediği bir hayata itilmiş Fatma, harcanmış Fatma, baş kaldıran Fatma, suça itilmiş Fatma, terk edilmiş Fatma, acılı anne Fatma… Burcu Biricik’in ete kemiğe büründürdüğü Fatma karakteri kafamızı çevirdiğimiz her yerde. Beyaz ekran da her sabah kuşağında, otobüste, mahalle arasında merdiven temizliğinde, evde, iş yerinde her yerde. Konsantre halde Fatma’yız. Okumuş, eğitimli, bakımlı, ev temizliğinde, fabrikada, İkizdere’de direnişte, çocuk bakarken, meydanlarda, sendikalarda…  Her yer biz dolu Fatma dolu.

Fatma’nın en büyük düş kırıklığı otizmli oğlu Oğuz’un toplumda, okulda, sokakta, ailesinde kabul görmemesi değil, çıkardığı seslere tiksinerek bakan öğretmen hanım değil, kocasının oğlunu sevmemesi! Ne büyük acıdır bu! Bu acının yanında bizim gördüğümüz “Görünmez Fatma’nın” içinden bin bir türlü harcanmış kadın hikayesi çıkıyor. Bu hikayelerin en temelinde gölgesine sığındığı, tüm entrikalarına, pisliklerine rağmen saplanıp kaldığı kocası. Oğlunun ölümü kalbine oturmuş olan Fatma hikâyenin baş kahramanı olması yanı sıra anti kahramanlık görevini de hassasiyetle alıyor üstüne. 

Fatma’nın kocasını bulma hikayesi içinde dönüştüğü eli kanlı kadını, ben kendi adıma çok sevdim. Burada sevdiğim şey kadının içindeki temizleme duygusu ve yaşama arzusu ve o kana bulanmış sahnelerin hepsinde Nefsi müdafaa var. Yaşayabileceği çalınmış hayatın müdafaası. Belki kötüleri yok ederek belki görünmeyerek belki de görünüp kabul edilerek adım adım iz bıraktığı müdafaa.  Zaman zaman Fatma’nın kız kardeşi Emine üzerinden geçmişe gittiğimiz sahnelerde aslında Fatma’nın küçücük yaşlarda tacize uğraması ile görünmezliğinin izini de oldukça sert bir şekilde görünüyoruz. Bu sahnelerde konuşan erk dili hala toplumun ensesinde. Üstelik gücünden hiçbir şey kaybetmiyor ne yazık ki. 

Hikâyenin en başında görünmezlik üzerinden kurulan çatı zaman zaman uçup yerine bıraktığı yan öğeleri besleyemiyor ve beslenilmeyen öğeler hikâyenin inandırıcılığını azaltıyor. Cılız kadın Fatma’nın görünmezliği zaman zaman zedeliyor ve Fatma yine de peşinden akan kanlarla birlikte sokaklarda dolaşıp, polis arabasına binebiliyor. Bu Fatma’nın şansı mı yoksa hikâyenin beslenemeyen, altı dolmayan metninin eksikliğimi derseniz, işte orada eksiklikler boy boy çıkıyor ortaya. Elbette hikâyeyi izlerken içine girdiğimiz atmosfer mantık hatalarının üzerine perde çekiyor olsa da bunu eleştirimi azaltmaya yetmiyor. Üzerine kafa yorulmuş emek harcanmış, bulduğu noktanın altını doldurduğunda birçok isten farklı bir yere geleceği varken, eksiklikler yüzünden kısır döngünün içine kayıyor hikâye. Bu eksiklikler teknik olarak bize flash backlar verilerek kotarılmak istense de bu numara yemiyor maalesef. 

Diğer oyuncuların da oyunculuk performanslarına diyecek yok elbette ama ben yine de özellikle ülkemizde kötüyü oynamanın artık o kadar zor olduğunu düşünmüyorum, izlenecek, gözlemlenecek, insan ruhundan çıkarılacak çok kötü var… 

Dizi toplum kötülüğünün insanı nasıl bir canavara dönüştürdüğüne dair çarpıcı olmasa da eli ayağı düzgün, dramatik yapısı etkileyici, emeği bolca verilmiş bir işe dönüşüyor.

Latest posts by Yasemin Seven Erangin (see all)

Yorumlar kapatıldı.