İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

DUNE: Çöl Gezegeni Film İncelemesi

Yazıya geçmeden önce arkada çalması için ve filmin atmosferini vermesi için şu müziği buraya ekliyorum. En başarılı müziklerden birisi kesinlikle.

dünya dört şeyle ayakta durur; bilgenin ilmi, soylunun adaleti, cesurun yiğitliği, haklinin duaları. ama tüm bunlar hiçbir şey değildir, yönetme sanatını bilen bir yönetici olmadıkça. 

Herkese merhabalar, öncelikle pandemi denilen illetten dolayı yaklaşık bir buçuk yıldır kapalı olan sinema salonlarına gitmeyi o kadar özlemişim ki sizlere anlatamam. En son sinema deneyimim yine pandemi arasında vizyona giren TENET filmi olmuştu. Malum o zamandan beri yapım olarak filmler dijitale dönmüştü ve hem de bütün filmler vizyonlarını ileri bir tarihe ertelemişlerdi. O filmlerden biri de bilim kurgu evreninin mihenk taşı olan DUNE yapımı. Ama gerçekten beklediğimize değmiş diyebilirim. Belki zamanında girseydi herkes bu kadar filme sahip çıkacak kadar beklemezdi ya da belki filmin kurgusu için iyi bir nadas zamanı olmuştur diyebiliriz. Fakat şöyle bir gerçek var ki DUNE şu an vizyonda ve MUH-TE-ŞEM bir film olduğunu söyleyebilirim. 

Filmin evreni ve konusu ünlü bilim kurgu yazarı Frank Herbert’ın kitap serisi olan Dune kitabının başlangıç kitabını merkezine almış. Kitabın evreni, film ne anlatıyor, filme gitmeden önce bilgimiz olsun diye detaylar vereceğim (aslında uzun bir kısım detay dediğime bakmayın). Bunun için filmle ilgili bilgim olsun istemiyorum diyorsanız buradan itibaren SPOİLER!! uyarısı veriyorum. Ama bana sorarsanız kitabı okumayıp, filmle ilgili bilgisi olmayanların filme adapte olmada zorlandıklarını ve evren hakkında bilgi sahibi olmanın iyi olacağını düşünüyorum. 

Filmin Evreni ve Konusu 

Günümüzden yaklaşık 20.000 yıl sonrasında geçiyor konu. Artık tek bir Dünya yok, insanlık gezegenlere dağılmış durumda. Hatta o derece ki başka galaksilerde bile yaşam vardır. Yılımız 10191 A. G. Buradaki A.G.’nin açılımı After Guild yani Lonca Sonrası. Ne demektir Lonca Sonrası? İnsanlık o kadar ileri bir dönem yaşıyor ki bir aralar bilgisayarlar yani yapay zekalar insanlığı yöneten bir duruma geliyor. Bu durum içinde kölelik sıfatında yer alan insanlar bir zaman sonra bu sisteme karşı gelip her şeyi yıkmaya, değiştirmeye başlıyor. İşte buna evrende Butlerian Cihadı ya da Büyük İsyan adını veriyoruz. Yapay zekalar her yerden kaldırılıyor ve insanlık makinesiz bir yaşama devam ediyor.  

Bahsetmiştik insanlar farklı evrenlerde, galaksilerde yaşıyorlar diye. İşte her gezegen farklı bir hanedanlıktan oluşuyor. O hanedanı bir imparator yönetiyor ve böylelikle bir sürü gezegen yer alıyor evrende. Bu hanedanların da bağlı bulunduğu bir gezegen var yani gezegenlerin sorumlu oldukları gezegen. Bu gezegen Kaitan gezegeninin Corrino Hanedanı’dır. Corrino Hanedanı’nı yöneten kişi ise IV. Shaddam adında bir imparator. IV. Shaddam kendisine askeri olarak tehdit oluşturabilecek bir hanedan olan Atreides hanedanına bir komplo düşünür. Atreides Hanedanı; Dük Leto (Leto Atreides) tarafından yönetilir. Dük’ün eşi Leydi Jessica’dır. Dük Leto’nun ve Leydi Jessica’nın birlikte yaptıkları bir de çocukları vardır, adı ise Paul Atreides’dır. Paul kitap ve film için önemli bir karakter ondan bahsedeceğiz ama hemen öncesinde IV. Shaddam’ın Atreides için düşündüğü planı söyleyelim.  

Shaddam kendisini askeri olarak korkutan Atreides için şöyle bir plan düşünür. Shaddam, Leto’ya Harkonnen Hanedanı’nın yönetiminde olan Arrakis Gezegeni’nin yönetimini vermek ister. Harkonnen baronu Vladimir Harkoenan elindedir Arrakis gezegeni. Ama burada işin içinde şöyle bir detay var. Bu plan Shaddam ve Harkonnen tarafından yapılmıştır. Yani Vladimir Harkonnen yönetimi al gülüm ver gülüm olarak devretmez bütün planın içinde o da vardır. Harkoenan askerleri ile Shaddam’ın özel asker Sardaukar’ ları tarafından Atreides’e bir gece ansızın baskın yapılır ve Atreides’lerin sonu gelir. Peki Dük Leto neden böyle bir teklifi kabul eder? Aslında yakın çevresi ve askerleri tarafından olumsuz bir fikir gibi gelir bu teklif ama görevden çekilmenin onu imparatorluk düzeyinde bir hain yapacağını düşündüğü için bütün hanedan Arrakis gezegenine gider. 

Burada önemli olan bir başka detay ise nedir Arrakis gezegeninin alametifarikası. Demiştik ya insanlık yapay zekaya karşı bir savaş açtı ve bütün bilgisayarlar ve yapay zekalar artık kullanılmıyor. Burada insanlık için artık yeni kişiler ortaya çıktı, o ise Mentat denilen insanlardır. Mentatlar küçüklükten beri özel olarak eğitim alarak hesaplama işlemlerini insanüstü bir şekilde yapan kişilerdir. Bir yapay zekanın yapabileceği karmaşık hesaplamaları bile çok kısa sürede yapabilirler. Ama gezegenler arasında yapılan yolculuklar uzun sürdüğü ve solucan deliği denilen yerlerden geçip diğer gezegenlere ulaşmak karmaşık işlemler olduğu için Mentatlar burada ekstra bir destek alırlar. Bu desteğin adı melanj  ya da genel anlamıyla baharat. Baharat mentatların düşünme, algılama yetisini genişletip ayrıca insanların ömrünü de uzatıyor. Bundan dolayı bir mentat kolay yetişmediği için hem ömrü uzuyor hem de mentatın başka gezegene gitmek için yaptığı karmaşık hesaplamaları çok kısa sürede hesaplamalarına yardımcı oluyor. Yani baharat evren için çok önemli bir madde.

Peki sizce bu koca evren için önemli olan baharat sadece hangi gezegende yetişiyor? Evet tabii ki Arrakis gezegeninde. Çok uzatmadan neden baharat sadece Arrakis’te yetişiyor sorusuna şöyle cevap verelim. Arrakis Gezegeni %70’i çölden oluşan bir gezegen işte gezegen yerlileri (fremenler oluyor adları) tarafından DUNE ismiyle biliniyor. Bu çöl gezegeninde kum solucanları adı verilen orijinali Shai-Hulud olan bir canlı yaşıyor. Uzunlukları dört yüz metre ile iki kilometre arasında değişen bir canlı olan kum solucanları öldükleri zaman yavrularını doğururlar. Biz bu yavrulara kum alabalıkları diyoruz. Kum alabalıkları yerin altındayken bünyelerinde bir fermantasyon sonucu bir bakteri yayarlar. Bu bakteri sıcaklık ve basınca maruz kaldıktan sonra yüzeyde baharat adı verilen ince kristalli tozlara neden olur. İşte bu kadar zor oluşabilen bir maddenin üstelik tek bir gezegende olması ve ayrıca kullanım amacı göz önünde tutulunca evren çapında çok önemli bir madde yapıyor. Zaten Harkonnen hanedanı hiçbir çıkarı olmasa böylesine nadide bulunan bir maddeyi kaybetmek ister mi? 

Evren hakkında kısaca bahsedilecekler böyleydi. Evet kısaca çünkü daha anlatılamayan bir o kadar daha detay var. Onun için önemli olan hususları şöyle başlık şeklinde anlatmak daha kolay olur. 

  • Bene Gesserit: Bu topluluk sadece kadınlardan oluşuyor. Küçük yaşlardan itibaren mental olarak özel eğitim görerek yetişen bu kadınlar, birçok şeyi yapabilme yetisindeler. Mesela özel savaş gücü, ses ile insanlara komut verme, ayrıca doğuracağı çocuğun cinsiyetini bile belirleme yeteneği olan bir topluluk kendisi. Amaçları ise Kuisatz Haderah denilen seçilmiş kişiyi yaratmak. Dük Leto’nun eşi Leydi Jessica’da bir Bene Gesserit kadınıdır.
  • Kuisatz Haderah: Seçilmiş kişi denilen kişidir. Bene Gesseritler tarafından yaratılacaktır. Saf ırk sayesinde oluşur. Bunun için Leydi Jessica,Dük Leto’ya saf ırkı yaratmak amacıyla gönderilmiş. Kuisatz Haderah’ın önemi ise uzay-zaman bilincini yaratıp bütün evrenin barış ve huzur içinde yaşamasını sağlamaktır. 
  • Fremenler: Arrakis Gezegeni’nin yerli halkı olan bir halktır. Harkonnen lideri Baron Viladimir Harkonnen tarafından baskı sonucu gizli bir kabile şeklinde yaşayan Fremenler çölde yaşarlar. Arrakis gezegeni yapı itibarı ile en yüksek sıcaklığın altmış dört derecelere kadar çıktığı bir gezegendir. Bunun için su, bu gezegen için baharattan bile daha önemlidir. Bunun için geliştirilmiş bir giysi giyerler Fremenler. Bu giysi vücudun kaybettiği suyu tekrar arıtıp dönüştüren Still Suit adı verilen kıyafettir. Ayrıca Fremenler çölde yaşadığı için rüzgarla beraber esen baharatlara da sürekli maruz kalırlar. Bundan dolayı gözleri sürekli mavidir. 
Still Suit
  • Melanj/Baharat: Zaten yukarıda bahsetmiştik ama yine bir tekrar edelim. Arrakis Gezegeni’nde bulunan baharatın önemi mentatların hesaplama yeteneğini artıran bir maddedir. Ayrıca insan ömrünü uzatma ve fazlası alınırsa bağımlılık yapıp ömrü hemen sonlandırma gibi özellikleri bulunur. Yani azı karar çoğu zarar kavramı koskoca bilim kurgu evreninde bile karşımıza çıkıyor. Bünyeye alındığı takdirde bir de gözleri mavi yapma özelliği vardır. Bunun için fremenlerin gözleri sürekli mavidir. Ayrıca çok baharat belirli zaman sonra kullanan kişiyi insan formundan çıkarıp başka bir yaratığa dönüştürme özelliğine de sahiptir. 

“İşte kocaaa evren bu,” diyemiyorum çünkü bir o kadar daha anlatılacak kısım var. O yüzden benim tavsiyem kitabın serisine başlamanız. Çünkü koca bilim kurgu türünün önemli olan beş yapımından (Lord of The Rings, Dune, Wheel of Time, Game Of Thrones, Harry Potter,) birisi olduğu için okumanız size de bir artı sağlayacaktır. Ayrıca günümüzde birçok yapım olan filmlere de ilham kaynağı olmuştur. Mesela George Lucas filmi Star Wars bu kitaptan alıntılar yapmıştır. Keza yine Interstellar, Yeraltı Canavarı, 2001: A Space Odyssey gibi birçok yapım selam çakmıştır zamanında Dune kitabına. 

Peki gelelim filmimize. Film nasıldı? 

MUHTEŞEMMMM. Kesinlikle sinemada izlediğim en iyi filmdi. Ben bu hazzı en son 2014 yılında Interstellar filminde almıştım. Aradan kaç yıl geçmiş… Şimdi aldığım haz ise kat kat daha fazlaydı emin olun. Öncelikle lütfen ama lütfen bu filmi PC’den tabletten ya da herhangi bir sinemada izlemeyin. Bulabildiğiniz en büyün perdeli bir yerde izlerseniz endorfin seviyeniz daha fazla artar. Bu benim görüşüm değil yönetmen bile sinemada izlensin diye özel kameralarla çekti bu filmi.

Sinematografik olarak  Denis Villeneuve’yi her zaman severim. Yahu bu adam Arrival filminde şov yaptı. Yetmedi Blade Runner 2049 ile tahtını sağlamlaştırdı. Galiba bu yetmemiş gibi gelmiş kendine ve herkesin sakındığı Dune’u çekti ve üstüne birde sapasağlam çekti.  

Villeneuve’ nin son 10 yılda çektiği fimlere bakalım mı? İncendies (2010), Prisoners (2013), Enemy (2014), Sicario (2015) Arrival (2016) Blade Runner 2049 (2017) Dune (2021)… Gözünüze sakın az gelmesin bu filmler. Ki bana göre Arrival, İncendies, Blade Runner mükemmel ötesinde filmler. Ayrıca ödüller toplayıp gişelerde milyar dolarlık para kazanan filmler bunlar. Bu filmleri birer yıl arayla çekmek ise herkesin yapacağı iş değil. Onun için Villeneuve bana göre rüştünü ispat etmiş dünya sinemasında yaşayan en önemli ilk on yönetmenden biridir.  

Film sinematografi açıdan mükemmel dedik. Öyle ki benim izlerken ürperdiğim sahneler oldu açıkçası. Shia-Hulud’un perdede karşımıza çıktığı yer üfff yani orada etkilenmeyen insanın yaşam tutkusundan şüphe ederim. Keza bana göre Baron’un sahneleri çok gerilim seviyesi yüksek sahnelerdi. Baron kitapta pis, şişko, çirkin biri olarak verilmişti. Ama bu kadar gereceği tahmin edilemezdi doğrusu. Yani Stellan Skarsgard abimiz ne yaptın sen. Bu ses tonu, yapılan o makyajın duruluğu, hareketler hepsi mükemmeldi. Benim şu an favori etkilendiğim karakter Baron. Onun haricinde ekstra olarak kısa ama etkileyen bir başka sahne ise Bene Gesseritlerin geliş sahnesi inanılmaz bir seviyedeydi.

Kast seçimi son zamanlarda gördüğüm en doğru tercihlerdi. Paul karakteri ile Timothee Chalamet çok duru, karakterin anlama çabasını iyi vermişti. İçinde bir potansiyel olduğunu ama bunlar için zaman ihtiyaç duyduğunu biliyoruz. Fakat yalın oyunculuğu ile başarılı bir profil çizdi. Ayrıca bayıldığım başka bir oyuncu ise filmdeki diğer bir İsveçli olan (biri Stellan Skarsgard) Rebecca Ferguson’du. Jessica çok güçlü karakter ve bu güçlü duruşu anca bu kadar az mimikle oynamak akıl almaz bir başarı. Sahnede her gözüktüğünde sekansın en güçlü, kararlı karakteri diyoruz kesinlikle. Ayrıca bayıldığım Duncan karakteri ile Jason Mamoa idi. Sadık Duncan’ı bu kadar güçlü bir karakterin oynaması riskli bir işti ama mükemmel şekilde başarmış. Filmde ikinci sevdiğim karakter ise Duncan oldu. Javier Bardem, Zendaya, Oscar Isaac, Josh Brolin gibi oyuncularda yine ekstra olarak güzel çizgide ilerlediler.  

Ses kullanımı bu filmi film yapacak unsurlardan biriydi ayrıca. Çünkü görüntüyü destekleyecek seslerin miksajını iyi yapmaları lazım ki ellerindeki güzel kaynağı iyi tamamlasınlar. Bunun için de ses kalitesi ve miksajı harikaydı. Keza Bene Gesseritlerin ses ile komut verdiği sahnelerde koltuklarımız zangır zangır titrediği için beni çok etkiledi. Müzikler için ise Villeneuve, çalışmalara başladığı sırada Hans Zimmer ile anlaştı. Hans Zimmer resmen boş zamanlarında, “Bir gün Dune filmi çekilecek ve ben onun için çalışmalar yapıyorum,” diyerek besteler yapıyormuş. Sırf bu film için bile Nolan’ın en son filmi olan Tenet’ i reddetmişti hatırlıyorsanız. Öyle akılda kalıcı, ikonik olacak, popüler kalacak müzikler olmayacaktır ama benim beğendiğim Paul’s Dream, Armada, Leaving Caladan isimli müzikler benim favorilerim. 

Ayrıca buradan şöyle bir iddia ortaya koyuyorum. Gelecek akademi ödüllerinde en iyi ses miksajı, en iyi ses kurgusu, en iyi sinematografi, en iyi sanat yönetimi, en iyi kostüm, en iyi uyarlama senaryo, ödüllerine aday olacaklarını bunlardan en az beşini alacağını düşünüyorum. Ben filme bayıldım. Kesinlikle evrenin ilk kitabının yarısı için gayet açık, anlaşılır ve başarılı olduğunu düşünüyorum. Filmin bitiş yeri ise gayet yerinde çünkü ilk kitabı anlatılmak istense film beş saate çıkar. Süresi kısaltılmak istenirse de kurgu filmin senaryosunda kopukluklar yaşanırdı. Ondan dolayı bu film beni çok mutlu etti. Umarım sizlere de benim kadar zevk verir.  

Sezer Sezgin
Latest posts by Sezer Sezgin (see all)

Yorumlar kapatıldı.