İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Meryem Gibi

Mevsimi gelmiş uçurtmaların.
Hey, yeryüzünde koşan çocuklar!
Dinleyin, yaşanabilir ölümlerden geçen masallarım var.
Bin dokuz yüz yetmiş sekizdi,
asılıydı yüzü, dağ çiçekleri hizasına.
Bir öğle vakti geçtim ömründen.
Yağmur ekiyordu bulutlar yollara.

Yarasına benim kanımı sardığında,
kimse uyarmadı havanın kocasını.
Elmalar çırpılmaz ve gül olmaz kirpiler ölünce,
gözlerinden kirli atları sürmüşler bulutlara.
Söyleyin… Yağmur dinsin, kar dursun.
Bir kadın kanamasıdır Ankara.

Onu, babası bir adama geriyordu telli duvaklı
Elleri, birden bire ölmek gibi güzeldi.
Haritaları silerdi ağzındaki şarkıları,
nehirdi bakışları, taşırdı gemileri.
Bir balık, haydut kedilerden geçerken,
kudüse girmiş meryem gibi ürkekti.

Uzanıp dokunsam saçlarına bir gece yarısı,
ta hindistanda bir kadına ağlar telleri.
Oysa annesinin ilk ördüğü saçları,
rüzgarlar uzaktan getirdik,
bir çocuğu uyandırır gibi saçları…
Yalnız saçları mı?
Gözleri de geziniyor şehrimde.
Yüzünde doğmuşum, saçlarına beni örmüşler de tıpkı ç.
Çocuktum, annemin masallarına.
Rüyamda ona gelinlikler giyiyordum,
o süslü kefeninde türkülü bir çeyizdi.

Otuz yedi yıl önceydi işte, yaşı yediydi.
Siyah önlüğü ve ç harfi örülü saçları,
henüz paçalarım kısalmamıştı, bakmayın öyle.
Ah, durdurun şu küçülmelerimi! Ben büyüdük ç
o, anne oldu başka çocuklara.
Ben büyüdük ç
bir çiçeğe verilen adını öğretiyordum çocuklara.
Okul yolunda, çantaları uykuyla dolu çocuklara…
Şimdi giden bulutların ardında ihtiyarlayan bir yağmur duası,
gider gelir her şey gözlerinde, kalabalık zamanlar ve çocuklar.
Ümidi hala örsle çekiç arasında, tabutunda bilenir, saçları hala ç.

Latest posts by Lokman Baybars (see all)

Yorumlar kapatıldı.