İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kuş Uçuşu ve Medya

“Her güç, sabır ile zaman birleştirilerek yapılır.

Balzac

Son dönemlerde bazı dijital platformlar, yerli yapımlara fazlasıyla yer vermeye başladı. Özellikle 14 Haziran’da Türkiye sahalarında olacak Disney’in de etkisi çok büyük. 3 Haziran’da yayına giren Kuş Uçuşu isimli yerli dizi, Ay Yapım imzalı. Dizinin senaryosunu Meriç Acemi üstlenmiş. Yönetmen koltuğunda ise Deniz Yorulmazer var. Başrollerinde Birce Akalay, Miray Daner, Defne Kayalar, İrem Sak, İbrahim Çelikkol, Burak Yamantürk yer alıyor. Dizi “X ve Y” kuşağının çatışmasını, jenerasyon farkının çıkmazlarını temel almış. Bunun yanı sıra medya sektörünün handikaplarını, iç dinamiklerini, reytinge kurban verilenleri, bir haber kanalında yaşananları, beyaz yakalıların çatışmasını izleyiciye çok gerçek bir yerden aktarıyor. Özellikle medyadan biri olarak, hiç şaşırmadan ve ürpermeden izledim. Ancak konu sektör dışındakiler için oldukça ilgi çekici. Lale karakteri gibi ekran önündeki bir haberci profilinin rutini, herkesin merakla izleyeceği bir hayat.

Alt metin, karakter, çelişki, duygu, replik, mekân ve daha birçok unsurun toplandığı yer: Çatışma. Sinema, TV filmi, TV dizisi, klip, hepsi senaryonun üzerine kuruludur. İyi bir senaryodan çıkan kötü filmler, kötü bir senaryodan çıkan iyi filmler nadirdir. Senaryo, temeldir. Kuş Uçuşu dizisine senaryo tarafından bakacak olursak büyük bir çıkmazın içine düşebiliriz. Çünkü senaryonun bütününde tutarsızlıklar var. Bir senaryonun en önemli unsurlarından biri olan “çatışma ve motivasyon kaynakları” izleyiciye geçmiyor.

Aslı karakteri, senaryoda “Z” kuşağının afili temsilcisi olarak kurulmuş ve “Z” kuşağının popülerizm ile harmanlanmış hızlı hayatları, Aslı üzerinde toplanmış. Basın-yayın mezunu bir kız olan Aslı, hayranlıkla takip ediyor haber spikeri ve gazeteci Lale’yi. Rol modeli olarak konumlandırdığı Lale’yi, ilk olarak okul söyleşisinde görüyor. Tuvalet önüne dikilen özel asistanı, hamilelik yalanı ile aldatıp Lale’ye olan yakınlığını, fiziksel hale dönüştürüyor. Basın-yayını kazandığını, ileride onun gibi olmak istediğini, ona hayran olduğunu anlatan Aslı, Lale’den duyduğu nasihatler ile ilk hayal kırıklığını yaşıyor. Yaşanılan sahne, dizinin hangi konu üzerinden yürüyeceğinin ipuçlarını veriyor. “Z” ile “Y” kuşağının donelerini izleyici ile paylaşıyor. Aslı, Lale’nin çalıştığı haber kanalında rakipleri ile birlikte staja başlıyor. Aslı’nın diğer stajyerlerle gelişen ilişkisiyle onları nasıl oyun dışına attığını izliyoruz. Ancak büyük haber kanalları ve kurumsal şirketlerde, öyle alicengiz oyunları ile staja başlamak pek de mantıklı değil. Senaryonun içindeki mantık dışı durumları akıl yormadan izlemek de günümüz izleyicisi için pek mümkün değil. Aslı’nın hayali tam da egoların yarıştığı o yerde olmak. Bunun için elinden geleni yapıyor.

Lale, yapımcısı Kenan ve ikisinin gerisinde kalan Müge, üniversite yıllarından beri piyasada bir ekip olarak iş yapıyorlar. Lale ve Kenan’ın ekip içindeki ağırlığı, Müge’yi kızdırıyor. Bu kızgınlığı içinde yaşayan Müge, Aslı’nın oyunlarını geriden izleyip buna dahil oluyor. Güzel kadınlar, zengin hayatlar, markalı etekler, yapılı saçlar, balon saygı, aşk ve daha birçok unsur izleyicinin ilgisini çekmek için biçilmiş kaftan. Boy boy resimlerin billboardlarda asılı olması, yalnızca iyi gazetecilikten kaynaklanmıyor elbette. Planlanmış hayatlar da bunun en büyük motivasyon kaynağı.

Lale ve eşi Selim arasındaki ilişki, toplum içinde kabul edilebilir türden değil. Kurgusal hayat sınırları içinde olsa bile, Türkiye toplumunda  kadının çalışma hayatı, bir erkeği geride bırakacak türden olamıyor ne yazık ki. Ataerkil toplumlarda sınıf farkı gözetmeksizin süren baskının yerleşik duygusu, diyalogları bize geçmiyor. Sahici ve bize yakın değil. Yakın olması gerekmez elbette ama sistem içindeki iş yerini yansıtması lazım. Bu da inandıcılığı peşinden sürükler.

Selim’in Lale ve Kenan’a karşı bu kadar rahat davranması, ilişki ve iş içinde varolan temaslarını kıskansa bile bunu Lale’ye yeterince anlatmıyor olması, gerçekçiliğin duvarlarını çatlatıyor. Belli bir kesime ait rahatsızlık değil ayrıca yaşanan durum. Ülkede halktan farklı yaşayan, belli bir sosyal kesime ait olan, daha elit hayatlarda da böyle işlemediği, magazin sayfalarından görebilir. Bu noktada senaryoda taşlar yerine oturmuyor. Güç savaşının iş yapmadığı hiçbir dönem yok. Kuş Uçuşu dizisi de medya sektöründeki kanlı savaş için iyi bir örnek. Günümüzde bu kanlı savaş, yerini ego ve güç kavramlarından alıp politik figürlere ve iktidara bırakıyor. Selim ile Lale arasındaki ilişkinin hayalet ismi Kenan’ın Lale’ye olan aşkının devam ettiğini, izleyici o buğulu bakışlardan, minik dokunuşlardan çok net anlıyor ama bunu Selim’in kabul etmemesini ve iş ilişkisinin devam etmesini bir mantık çerçevesine oturtamıyor. Lale’nin “onsuz yapamam” söylemi de izleyiciyi ikna etmeye yetmiyor. Aslı, tüm bu açıkları çok doğru yerlerden yakalayarak, Lale’nin özel hayatına giriyor ve eteğindeki taşları döküyor. Bu dökülmeye Selim, Müge, Kenan, Gül ve diğer karakterler de dahil oluyor. Sanki hiçbiri Aslı’nın zekasına sahip değilmişçesine(!)

Dizinin senaryo dışında eksik taşı yok denebilir. Rejisör yaklaşımı, mekanı, kostümü, renkleri, teknik yaklaşımları gayet doğru. Oyunculukları ise gayet vasat. –”Muhteşem bir oyunculuk sergilenmiş, aman Allah’m!” denecek bir durumda değil hiçbir oyuncu.- Lale ve Aslı’nın oyunculukları diğer oyunculara göre bir parça daha önde ki bunun da yeterli olduğunu düşünmüyorum. Lale, oldukça snop. Aslı ise Lale’ye göre daha samimi ve kurnaz. Elbette Lale’yi alt etmek de kolay değil. Diğer tarafta tam da günümüz patronlarına benzeyen Gül karakteri var. Yapımcı ile aralarındaki soğuk savaşı, kanalın içindeki tüm işleri doğru takip eden, nabza göre şerbet veren, politik bir kadın Gül. Kenan ile Lale arasında kalmıyor, aksine Müge’nin yanında duruyor. Sektörde en çok duyduğum şeylerden biri, dizi içinde de işleniyor: Sermaye sahibinin kendi adamına, “Sen halledersin ya!” demesi. Ki Gül, Aslı sayesinde bunu gayet güzel hallediyor. Genel olarak karakterlerin hepsi çok güçlü, prestijli, arzulu, çalışkan. Hepsi birer aslan ve hepsi kendi ormanında kral.

Peki insanın istediklerini elde etmesi için yukarıda saydıklarımız yeterli mi? Bu çağ ve dizinin teması açısından yeterli. Ayrıca Aslı’nın karakterine destek olarak dizide BüşBüş karakteri etkili oluyor. Şirket içindeki prosedürleri ve magazinsel olayları sosyal medyaya sızdıran karakter. İki karakterin de en büyük problemi: “Biri olmak.” Zamanın da en büyük problemlerinden biri bu durum. Sosyal medyada, orda burda popüler olmaya çalışan çocukların en büyük sebeplerinden biri: “Biri olmak.” Aslı’nın da bilgi sızdıran Büşbüş karakterinin de hatta Aslı ile yarışan diğer stajyer karakterlerin de en büyük derdi: “Önünde ceket iliklenecek biri olmak.” Hikayenin insanı en çok düşündüren teması da bu.

Dizi 8 bölümlük epizottan oluşuyor, bu epizotlarda entrika hiç dinmiyor. Aslı ve Büşbüş karakterinin ulaşmak istediği yere entrikayla girmesi hiçbirimizi şaşırtmasa da aklımızdan ve içimizden geçen bir sürü duyguya da açığa çıkarıyor. Dizi bu anlamda düzgün bir yapım ve izlenebilir ancak senaryoda mantık ve sahicilik arayanlara göre değil.

Keyifli izlemeler!

edt:elif türkoğlu

Yorumlar kapatıldı.