Yazar: 14:55 Röportaj

Polisiye Sesler: Halis Dokgöz

Karikatürist ve Adli Tıp Uzmanı Halis Dokgöz, 28 yıldır biriktirdiklerini bir kitapta bir araya getirdi. 20 bölümden oluşan bu kitap polisiye okurlarına nasıl bir bakış açısı kazandıracak? Şahsen ben, gizemli bir yolculuğa çıktım.

Adaletin tecellisinde sağlık, fen ve sosyal bilimler gibi eğitsel, teknolojik ve pozitif bilimler topluluğunu oluşturan adli bilimler ve bunun bir dalı olan adli tıp farkında olmasak da yaşamımızın içinde yer alıyor. Bu kitabı aslında bir adli tıp ve adli bilimler okuryazarlığı olarak da kabul edebiliriz. Okurlara medya, edebiyat, sinema ve görsel sanatlar gibi alanlarda adli olaylardaki bilimsel gerçekliklerin doğru kullanılması adına 20 farklı konu tarihsel perspektifte ele alındı. Bir adli tıp uzmanı akademisyen olarak bildiğimi düşündüğüm pek çok konuyu araştırdıkça edindiğim yeni bilgiler ve hikâyeler açıkçası beni çarptı. Yazmasam olmazdı diye düşündüm.

Bilimsel gerçekliklerin topluma aktarımı konusunda şarlatanları ve şarlatanlıkları da sık sık görüyoruz. Bu şarlatanların ortak özellikleri şöyledir: Kanıta dayalı bilimsel çalışmaları yoktur, uzmanlık alanı olmayan konularda ve hatta her konuda mutlaka görüşleri vardır, komplo teorilerinden beslenirler, toplumu düşünüyor gözükseler de öncelikleri bireysel çıkarlarıdır ve bilimsel alanı zehirleyerek toplumu yanıltırlar. Bilimsel gerçekliğin suç ve suçluyu bulmada sadece kanıt bulan bir adli tıp ve adli bilimler yaklaşımı değil, bu toksik şarlatanlıkları da ifşa eden toplumsal arka planı da içerecek şekilde sentez ve analizlerle açıklayan bir paradigmaya gereksinim bulunuyor. Ve bu kitap aracılığıyla biraz da eleştirel adli tıp ve adli bilimler yaklaşımı getirmeye çalıştım. 

Adli bilimler ve adli tıp alanına meraklı insanlara, kriminoloji ve polisiye tutkunlarına, hukukçulara, medya çalışanlarına, edebiyat, sinema-dizi ve görsel sanatlarla amatör veya profesyonel olarak ilgilenen herkese çıkacakları yolculukta en azından bir soru işareti oluşturacağını düşünüyorum. 

Suç, kulağa irkiltici gelen bir kelime. Bunca yıllık bir adli tıpçı olarak “suç” kavramını nasıl tanımlarsınız? Ama öyle sözlüksel bir tanımdan bahsetmiyorum.

Suç kavramının çerçevesini kuşkusuz hukuk çiziyor. Hukuksal normların çizdiği çerçevede suçu ve suçluyu irdeliyoruz. Oysa kültürel, sosyal, dinsel ve hukuksal kodlar suçun unsurlarını belirlemede çok etken. O yüzden suç, ülkeden ülkeye toplumdan topluma farklılık gösteriyor. İnsanlığın ortak değerleri, vicdan, yaşanılan sosyal çevre ve insan psikolojisinin o derin, sınırsız ve sonsuz evreni açısından bakmak gerekir diye düşünüyorum. Rus edebiyatının en büyüklerinden Fyodor Mihayiloviç Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanındaki Raskolnikov karakterinin analizi aslında suç ve suçluya yaklaşım konusunda bizi tekrar tekrar irdelemeye çağırıyor.

Neden yolun diğer tarafını seçtiniz, gerçekten adli bilimler adaletin tecelli etmesini sağlar mı?

Sanırım karikatürist olmam nedeniyle eleştirel bir insanım. Ve bu noktada bir tıp fakültesi mezunu hekim olarak adli tıp uzmanlık alanını seçmem pek de rastlantı olmasa gerek. Adli olaylara yaklaşımım, hep görüneni irdelemek kadar arka planı da merak etme ve suçun işleniş koşulları ve kodların sorgulanmasını sağlamaya yönelik olmuştur. Adaletin tecellisi meselesine gelince olay bir cinayette katilin kim olduğunun çok ötesindedir. Mutlaka olayın arka planı, sosyal ve politik sistemle birlikte sorgulanması gerekiyor.  Bilimsel gerçekliğin ve liyakatin geleceğin adalet sistemi ve toplumsal yaşamın inşasında önemli olduğu kanısındayım.

Türkiye’de adli tıp denince aklımıza ilk ne gelmeli?

Ülkemizde adli tıp eşittir otopsi gibi bir yaklaşım söz konusu maalesef. Otopsi, adli tıbbın çok önemli bir alanı olmakla birlikte adli tıpla eşitlemek haksızlık olacaktır. Bu kitap biraz da adli tıp ve adli bilimler alanında yapılanları toplumla, edebiyatla ve sanatla buluşturmak… 

Polisiye türündeki metinleri nasıl buluyorsunuz, yazarlar en çok falsoyu nerde veriyor?

Son on yıldır polisiye okuyorum. Ve sıkı bir şekilde de takip etmeye çalışıyorum.  Polisiyeye tepeden bakan edebiyat alanının da etkisiyle önceden çok okumuyordum. Yıllar önce fakültede öğrencilerimin Tess Gerritsen ile bir söyleşi yaptığı sunumdan etkilenerek polisiye alanına odaklandım diyebilirim. Polisiyede “katil kim?” sorusu peşinden koşan yaklaşımı beğenmiyorum ve bu tür eserlerden keyif almıyorum. Arka plan, sosyal çevre ve psikolojiyi yapısında barındıran eserler çok keyifli. Bu çerçevede özellikle adli tıp ve adli bilimler alanını kullanırken yazarların yaptığı bilimsel hatalar ve yaklaşımlar bu kitabın oluşmasını sağladı. Polisiye yazarlarının bilimsel gerçeklikleri doğru kullanmak gibi bir zorunlulukları olduğunu düşünüyorum. Ve adli olaylar ekip çalışmasını gerektiren multidisipliner bir alan… Kusursuzluğun cezasının onun yeniden ve yeniden üretilmesi olduğunu unutmadan! 

Suçu, suçluyu, işleyişi çok iyi biliyor ve tanıyorsunuz. Bir suçluyu en iyi nasıl kestiririz var mı öyle bir yöntem?

Adli tıp alanında uzun süre çalıştıktan sonra şunu net olarak söyleyebilirim bir suçluyu gözünden anlayamazsınız. Fransız kriminolog Alphonse Bertillon, insan vücudunun ölçüm ve oranlarını antropometrik olarak ortaya koyarak kişisel bir tanımlama sistemi geliştirmiş ve bu sistemle suçluların belirlenmesi kolaylaşmıştır. Bu sistemle 1884’te 240’tan fazla tekrarlayan suç işleyen suçlu saptanmıştır. Ancak bugün geldiğimiz noktada suçlu belirleme skalası veya yöntemi olanaksız görünüyor. Her adli olayı ve olguyu kendi iç dinamiklerinde değerlendirmeliyiz.

Bunca kanın, kan lekesinin, dosyanın içinde nasıl nefes alıyorsunuz? Algılarınız duyarsızlaşsa bile ne hissettiriyor?

Bu sık karşılaştığım sorulardan. Hatta adli tıp alanının çok zor ve travmatik olması nedeniyle mi karikatür çizdiğim de soruluyor. Tam tersi, travmatik olaylar ve olgular sizi daha fazla duyarlı ve eleştirel hale getiriyor. Otopsi yaparken ölen kişinin son tıbbi ve hukuksal haklarını teslim ediyorsunuz. Çocuk istismarı ve cinsel istismar olgusunda hem kurbanın psikolojik dünyasında yolculuk yapıyorsunuz hem de saldırganın saptanmasını sağlamanın gururunu yaşayabiliyorsunuz. Hem karikatürlerimde hem de yazdıklarımda toplumsal eleştiri yanında biraz da rahatsız olmaktan çok rahatsız etmek isteği olduğunu söyleyebilirim.

Polisiye, edebiyatın içinde hangi noktada duruyor sizce?

Nitelikli bir polisiye, edebiyatın ve hayatın tam da merkezinde. Bilim ve teknolojide gelişmeler kadar insanın ruhsal durumunun değerlendirilmesi ve yaşadığı ortam ve çevre koşullarını bir bütünlük içinde değerlendiren bir polisiye sadece polisiye midir? Katilin bulunamadığı ve gizemiyle ortada kalmış bir cinayet olgusu polisiye edebiyat, sinema, tiyatro ve animasyon gibi kültür sanat alanlarının en sevdiği motifler olarak ortaya çıkmaktadır. Ve bu alanda bahsedilen sadece bir cinayet olgusu ve katilin kim olduğu sorusunun çok ötesindedir. Olayın geçtiği zaman ve mekan, yaşam biçimleri ve tarihsel arka plan sanata dönüşürken tanıklıklar da nesnel gerçekliğe dönüşüyor. Sonuçta öznelliğin bilimsel nesnel gerçekliklerle toplumla buluşması edebiyatın tam da merkezindedir.

Bir daha dünyaya gelseniz aynı yoldan yürür müydünüz?

Çok da bilinçli olarak çıkmadığım adli tıp yolculuğundan çok keyif aldığım ve mutlu olduğumu saklamak istemem. Sorunuzun yanıtı benim açımdan çok net: evet!

Hem mizah hem suç nasıl birlikte yürüyor, karikatüristlik başka bir kafa değil mi?

Mizah da suç da sosyal yaşamın içinde yer alan kavramlar. O nedenle çakışmaktan ziyade birbirini besliyor. Karikatürde de adli tıpta da görüneni değil hep arka planı sorgularım. Bu durum hem çizdiklerime hem de yazdıklarıma yansıyor. Hatta adli tıbbın temel ilkelerinden birisi de hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığıdır. 

Polisiye yazarlarının olaylara baktığı nokta ile adli tıp uzmanlarının baktıkları nokta arasında nasıl farklar var? 

Polisiye yazarları hem hikâyeyi hem de hikâyedeki kurguyla birlikte, psikoloji, sosyal ortam, arka plan ve bilimsel gerçeklikleri doğru ve etkili kullanmak gibi geniş bir perspektifte çalışıyorlar. Adli tıp uzmanları ve adli bilimler alanında çalışanlar ise kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili olarak en son bilimsel gelişmeler ışığında deneyimlerini konuşturuyorlar. Bizim işimiz daha kolay, polisiye yazarları ise hayatımızda var olanları edebiyata dönüştürüyorlar ki bu çok değerli… Hikâyelerimizi ve adli olaylardaki bilimsel gerçeklikleri buluşturup topluma daha çok anlatmamız gerekiyor. 

Editör: Elif Türkoğlu

Visited 60 times, 1 visit(s) today
Close