Kemal Tahir, görüşlerini desteklemek, atmosfer yaratmak, anlatıma zenginlik ve derinlik kazandırmak amacıyla bazı yazarlara, şairlere roman ve hikâyelerinde yer vererek bir bakıma roman metodolojisinde “montaj” olarak adlandırılan tekniğe başvurmuştur. Çalışmalarında yerli ve yabancı pek çok edebiyatçının isminden, eserinden faydalanan Kemal Tahir, bazen bu imzaları açıkça zikretmiş, bazen birtakım unvanlarla gönderme yapmış bazen de yalnızca şiirlerin birkaç dizesine yer vermiştir. 

Kemal Tahir, gazetecilikle de uğraştığından, bilhassa romanlarında gazete ve gazetecilerle ilgili pek çok yorum yaparak düşüncelerini beyan etmiş, eserlerin yazıldıkları dönemin gazetecilik anlayışını gözler önüne sermiştir.

Yazarın tüm bu özelliklerini birebir aktardığı Yorgun Savaşçı’sı Türk halkının yaşadığı en buhranlı süreçlerden birine, en çaresiz ve en zorlu dönemlerinden birine tanıklık etmemize vesile olur ve bir problemler silsilesi ile karşı karşıya gelmenin ve atlatılması güç görünen tüm bu sorunlara alternatiflerle yaklaşır. Yorgun Savaşçı, bu yaşantıların merkezinde olan, bir savaş, savaş öncesi ve savaş sonrası eseridir. Eserin anlattığı dönem şartlarının ciddiyeti, o döneme dair fazlaca hatta “bilgi kirliliği” mevcudiyeti seviyesinde yazılı kaynağın bulunduğu göz önüne alındığında “Yorgun Savaşçı” muadillerinin çok ötesinde bir yapıttır. Savaşı mağlup tamamlamış bir yüzbaşının Milli Mücadele için yaptıkları, o dönem Milli Mücadele unsurlarının durumu ve konumu üzerine anlatılanlar, 1919 ve 1920 yılları arasında Türkiye’nin konumu ve halkın yaşadıkları, İttihat ve Terakki’nin “gâvur” ilan edilişinin nasıl etkileri olduğu ve bu algının nasıl değişeceği üzerine yazılmış bir romandır. 

Yorgun Savaşçı, yansıttığı dönemin hemen her anında hissedilen Doğu-Batı Savaşı’nı neredeyse tüm satırlara işleyecek şekilde detaylandırarak ve özenle işlemiştir. Kurtuluş Savaşı’na bakış açısının Anadolu’ya nasıl olduğunun, halkın harekete karşı tutumunun Yüzbaşı Cemil’in hayatından örnek ve anlatımlarla anlatıldığı eserde Kemal Tahir, Ermeni Meselesinden, giyim-kuşama, kadın-erkek farklılaşmasından vatan aşkına birçok konuda ezber bozucu tespit ve tahlillerde bulunmuştur. 

Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçısı bir dönemin nasıl en geniş perspektiften anlatılabileceğine net ve oldukça başarılı bir örnektir. Kemal Tahir’in uzun gözlemleri ve üstün edebi dili ile oluşturduğu Yorgun Savaşçı romanı, hem yazarı Kemal Tahir için hem de Türk Edebiyatı için birden fazla anlam ihtiva etmektedir. Kemal Tahir, yarattığı karakterlerin hepsine roman içerisinde ayırdığı zamanın asla yeterli olmadığını düşünecek kadar özen ve ilgi göstermiş, kendi yarattığı karakterlere “sevgi” hissi duymuş bir yazardır.

Yazar, “Von Kres Paşa’nın Dürbünü”, “Karanlığın Dibinde”  ve  “Dönemeç” olarak üç bölüme ayırdığı eserini edebi bir ustalıkla ilerletmiş, başlangıçtan sona dek adım adım ilerleyen bir roman sunmuştur. Yorgun Savaşçı, Kurtuluş Savaşı’nın ilk günlerinden itibaren topluma hâkim olan farklı güç odaklarının kurtuluşa yönelik arayışlarını, mütareke İstanbul’u ile işgal altındaki Anadolu’nun dağınık direniş hareketlerini, bu güçlerin Ankara’nın denetimine girişini ve nihayet Cehennem topçu unvanlı Yüzbaşı Cemil’in kişiliğinde Türk toplumunun kendisine reva görülen kıskaçtan nasıl kurtulduğunu ele alır.

Yorgun Savaşçı adlı romanında Kemal Tahir’in bu realistliğinin izlerini yoğunlukla ve net olarak görebilmek mümkündür. Her şeyi bildiği gibi ve tabiri caiz ise tüm çıplaklığı ile ortaya koyan Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçısı, Osmanlı Devleti’nin imzaladığı mütareke ile birlikte 1919 ve 1920 yılları sırasında Milli Mücadele’nin güçlendiği döneme kadar olan sürece ayna hükmündedir.  Bu bağlamda da keskin konusu ve ciddiyeti yüksek şekilde işlenişi ile dikkat çekicidir.  “Geberecekmişiz de yenilmeyecekmişiz! Berbat ettik bir çuval inciri… Ne diyorlar? Dağdan inen ayıların politikacılığı bu kadar olur! Altı yüz yıllık imparatorluğu on yılda batırdılar! Diyorlar bize. Ne demeli onlara, ne demeli?” (Tahir, Yorgun Savaşçı, İthaki Yayınları,2005, s.106)

“Savaş, yalnız yürek işi değil de ondan (yenildik) galiba… Biz, Kanala suyu tulumlarla develerin sırtında götürdük! Topları, elli adımda bir, geriden alıp ileriye koyduğumuz kalasların üstünde sürükledik. Onlar Gazze önüne kadar su boruları döşediler belim kalınlığında… Toplarını trenlere koyup getirdiler. Gazze’de bizi ne topçu yendi, ne atlı birlikler, ne sayı üstünlüğü… Bizim cepheyi, su borusuyla tren borusu çökertti, boğa yılanları gibi kafalarını vura vura…” ?” (Tahir, Yorgun Savaşçı, İthaki Yayınları,2005, s. 108)

Yorgun Savaşçıda her karakter fiziki özelliklerinden, geçmişte yaşadıklarına, ruhsal durumlarından, düşüncelerindeki çelişki ve tutarlılıklara kadar ince bir elek ile işlenmiştir. Romanın bizi o döneme götürebilmeyi başarmasındaki önemli faktörlerden biri de hiç şüphesiz bu tatmin edici detaylandırmalardır. 

Roman içerisinde bakış açısı anlamında iç seslere kadar giden ilahi bir bakış açısının yanında yazarın, romanın karakterlerinden biriymişçesine beklenti ve tepki eşiğinin olması bakış açısını ve romanın anlaşılabilirliğini baştan aşağı değiştirmektedir. 

Edebiyatın hemen hemen tüm ustalıklı tekniklerinin kullanıldığını, yer yere sade olmakla birlikte geri dönüşlerde ve karakter değişimlerinde ağdalı bir dile de rastlandığını belirtmeliyiz. Eser, birçok okuyucusuna yalnızca içerdiği tarihi zenginlik ile değil edebi başarısı ile de hitap etmiştir. Yorgun Savaşçı, diyalogları ve alıntıları, akıcılığı bozmayacak şekilde, sanki dinlendirici bir hikâye sesi formatında okuyucusuna sunmaktadır. 

 Şöyle ki, eser içerisinden iki farklı karakterin diyalogları konuşma çizgileri arasındaki açıklamalarla daha anlaşılabilir bir hale getirilirken bir yandan da, tekdüzeliği kırmak adına diyaloglar arasına mekânsal yahut zamansal eklemeler yapılmıştır ve süratini konusundan alan romanın sürükleyiciliğinin kaybolmamasına dikkat edilmiştir. Eserin konusunun dönemine göre yeni bir Türkçeye sahip olduğu, cümle kuruluşlarının ve bağlanışlarının; yerinde ve konu bütünlüğüne hizmet eder nitelikte olduğu söylenebilir.

Kahramanların iç dünyaları konusunda hükümlerde bulunan yazar-anlatıcı iç ve dış değişikliklerin, gelişmelerin hepsine hâkim durumdadır Olaylardaki aksiyonu sağlayan ve geliştiren yazar-anlatıcıdır. Geçmiş-gelecek hakkında bilgi sahibi olan yazar anlatıcı herhangi bir olayın sonuçlarına da hâkimdir. Halit Paşa’nın topladığı birliklerin bir kısmının Teğmen Faruk’la önden yola çıkarmak isteyen Halit Paşa ve Bekir Sami Bey’in yaptıklarının çok da doğru olmadığını romanda şöyle ifade eder: “İlk müfrezenin yola çıkarılmasındaki kolaylık Bekir Sami Bey’le arkadaşları kadar Halit Paşa’yı da aldatmıştı” ?” (Tahir, Yorgun Savaşçı, İthaki Yayınları,2005, s.371). Yazar- anlatıcı ayrıca romanda kendi eserini de yorumlayan konumundadır. Kemal Tahir de romanında kahramanlarını konuştururken, her şeyi bilen tavrıyla esasında kendi tezini de sorgulamakta, olaylar içerisinde kendine bir rol da biçmektedir. Hâkim anlatıcı yazarın savunmadığı fikirleri de temsil ediyor görünebilir

Başkarakter Yüzbaşı Cemil’in merkezinde subayların yaşadıkları endişeleri, korkuları, çelişkileri yazarın kendini ortaya çıkarmadan aktardığını görmekteyiz. Sadece roman boyunca etkin durumda olan karakterlerin değil ülkü ve karşı değerler düzleminde fon karakter konumunda olanların da iç dünyaları ve dış dünya ile ilişkilerini ‘gösterme, anlatma ve nakletme tekniklerini” kullanarak aktarır. Gösterme tekniğini gözlemci bakış açısıyla, nakletme tekniğini ise kahramanları konuşturarak yapar.

Cehennem Topçu Cemil” ile hikâye başlar ve Cehennem Topçu Cemil ve arkadaşlarının merkezinde 1919 ve 1920 yıllarında İstanbul’daki tüm örgütlü hareketlenmeleri, Anadolu direnişini anlatmaya koyulur. Eserin ana karakteri olan Cehennem Topçu namı ile bilinen Cemil, ülkesinden uzakta Almanyalarda balistik eğitimi almış, topçuluk söz konusu olduğunda ondan daha iyisi yok denilebilecek kadar başarılı bir topçu yüzbaşıdır. Hatta romanın bir bölümünde Cehennem Topçu tasvir edilirken kullanılan “On buçukluk boforsla karıncayı gözbebeğinden vurur, kafatasını azıcık zedelerse şayet, para almaz” cümlesinden de anladığımız üzere “efsane” seviyesinde bir topçudur. Büyük savaşın ortasında cephelerden cephelere dolaşmış, görmedik cephe, karşılaşmadık insan bırakmamış olan Cehennem Topçu Cemil, onca insanüstü çabasına, henüz 30’lu yaşlarının başına rağmen hayatın sillesini yemiş gibi hissetmesine vesile olan haline rağmen zafer ile karşılaşamamış, mağlup ve doğal olarak yorulmuş bir savaşçıdır. 

Bu yorulmuş savaşçı, eserin hemen başında kendisine Alman bir subay olan Von Kres Paşa tarafından armağan edilmiş dürbünle, henüz hiç tanımadığı fakat yakın arkadaşlarının kaçırdığı Doktor Reşit Bey’i evinde saklamak üzere camda beklediği adamın kendini öldürüşünü izler. Romanda işlenen tüm olayların seyrini etkileyecek bu gelişme sonrası Kuvayı Milliye düşmanlarının ne seviyede ve ne kadar güçlü olduğunu düşünür, onlardan “kaçamayan” Kuvayı Milliyeci Doktor Reşit Bey’in ölümünü görerek tanımlanamaz duygular silsilesine sürüklenmiş olur.  

Bir bölümde Cehennem Topçu Cemil, yaşadıklarını, yaptıklarını düşünürken hissettiği üşüme hissini şöyle yorumlar: “Üşüme, dışarıdaki soğuktan değil, içindeki boşluktan gelmişti. Kim suçlu bu olanlardan? Biz mi üstümüze düşeni yapamadık? Başımızdakiler mi iyi hesaplayamadılar? İyi hesaplayamadılarsa nasıl fark edemediler yanıldıklarını? Ettiler ise ne zaman ettiler? Artık dönülmez miydi oradan? Ne zamandan beri bilerek bizi buraya sürüyorlardı? Bunları bir bilenden mutlaka sorup öğrenmeye birden karar verdi. Birdenbire şimdiye kadar hiç üstünde durmadığı şeyleri hep bir arada karmakarışık olarak merak etmeye başlamıştı. Ne zamandan beri bilerek bizi buraya doğru sürdüler? Olur mu böyle iş? Milletin kendilerine körü körüne güvenmesinden böyle faydalanmak? Bu kadar acımadan, bu kadar kolayca…”?” (Tahir, Yorgun Savaşçı, İthaki Yayınları,2005, s.157) bu satırlardan da anlaşılabileceği üzere Cehennem Topçu Cemil’in şahsında Milli Mücadele’nin tüm unsurları bir bir gözden geçirilmeye değer anılara ve sırlara sahip olup kimsenin baştan ayağa hatasız yahut baştan ayağa hatalı olamayacağının altını çizer vaziyette romanda apaçık karşımıza çıkmıştır.

Romanın ana karakteri Cehennem Topçu Cemil’in zamanla Mustafa Kemal ile birlikte çalışması ve sürekli telgraflaşarak haberleşmesi romanın ilerleyişi ve akabinde Milli Mücadele’nin ilerleyişini gösterir.